Işık Kansu'dan Karabasan Günlerde "Karabasan" Öyküler...
Ana damar edebiyatımızın, 1980 şokundan sonra girdiği toparlanma sürecinde "postmodern" balyozla yeniden arzın merkezine gönderilmesine kimse karşı çıkamadı. Onları kimse durduramıyor. Bu yazarlar kitaplardan hep "keyif!" alır, zevk için kitap okurlar; yazmaktan "keyif!" aldıkları için yazdıklarını ...
"Edebiyat oyun mudur?" diye sormuştu bir yazısında Zülfü Livaneli. Edebiyatı "oyun" olarak algılayanları, "Gılgamış'dan, Manas'dan, Homeros'dan bu yana akıp gelen ve içinde Dantelerin, Cervanteslerin, Shakespearelerin, Yunus Emre'lerin yıkandığı ulu nehrin yatağını değiştirmek istiyorlar." diye ağır bir biçimde suçlamıştı.
"Onlara göre edebiyat, insan soyunu ve onun psikolojisini anlamak, daha doğrusu doğanın insandaki uzantısını sezdirebilmek için ortaya çıkmış bir söz sanatı değil; sadece bir oyun. Yazarlar ve eleştirmenler arasında bir eğlence. Herkes her şeyi yazarak anlatabilir, ancak anlatmakla anlatmak arasında fark var! Sözcüklerle bir estetik "bütün" oluşturduğunuzda edebiyatın içine ancak girebilirsiniz. Estetik nosyonun sözcükleri uygun kullanmaktan öte "eğlendirici" bir gücü var mıdır; bilmiyorum.
Livaneli'nin eleştirisi ne yazık ki bugün çoğu yayınevimizin ve dergilerimizin sahte yazar ve şairleri edebiyatımıza servis etmesini engellemedi, engellemiyor. Edebiyatımızın ana damarı 1980'den sonra girilen toparlanma sürecinde "postmodern" balyozla yeniden arzın merkezine gönderilmesine kimse karşı çıkamadı. Onları kimse durduramıyor. Bu kişiler kitaplardan hep "keyif!" alırlar; zevk için kitap okurlar; kitap yazmaktan "keyif!" aldıkları için yazdıklarını söyleyenler bile vardır.
Onlar büyük "kurgu" ustasıdırlar. Eleştirmenleri için de edebiyatın gerçeği başka "gerçek"tir ve edebiyat "kurgu"dur; yani "oyun"dur.
Elbette ki kurgulanmamış bir edebiyat yapıtı başarılı olamaz; kurgu önemlidir. Kimse bana bir binayı üst katından inşa etmeyi başarabileceğini söyleyemez; bu kadar ve bunun için önemlidir.
Ancak yazar derdi olan adamdır! Yazmasa duramaz!
Yazarı büyük yapan bu derdini diğer insanlara anlatmaktaki başarısıdır; bunu yaparken okurun kalbinde yarattığı o gizli tınıdır.
Bunu salt kurguyla başarabilir misiniz?
GAZETECİ Mİ EDEBİYAT YAZARI MI?
Edebiyat türlerinden başka bir yazarlıkla uğraşanları edebiyat çevreleri hep görmezden gelir. Örneğin iyi bir şair ya da öykü yazarısınız ama dergi çıkarıyorsunuz; artık "dergicisin sen dergici kal!" "muamele"si görürsünüz. Ya da gazetecisiniz, ama iyi bir öykü yazarısınız da; bu kalıbı kırmanız çok zordur: "Gazetecisin sen gazeteci kal!"
İyi bir öykü yazarı olan Işık Kansu, bu tedirginliği yaşayan yazarlarımızdan. Son öykü kitabı Karabasan'ı "Kısa Dönem Öyküleri" olarak adlandırmış. İlk öykü kitabı Çocukluğa Yolculuk'u da (2002) "Öyküsel röportajlar" olarak değerlendirmişti.
Işık Kansu, Türkiye'nin en önemli gazetecilerinden biridir. TED Ankara Koleji'ni bitirdikten sonra SBFBYYO'nu bitirmiş, 1975 yılında Ankara Ekspres'de başladığı gazeteciliğe 1978'de Cumhuriyet'de devam etmiş ve halen devam ediyor! Cumhuriyet gazetesinin Ankara'sında nice gazeteciyle birlikte çalıştı, niceleri "gelip geçti", delip geçti ama o "Ankara Kulisi"nde kendini aratmıyor.
"KARABASAN"
Karabasan adlı öykü kitabı "derdi" olan bir yazarın öykü kitabı. Ülkemizin tüm ilerici kazanımlarının diş sökülür gibi tek tek sökülüp hoyratça fırlatıldığı son on yıllık akıl almaz dönemde yaşananlar, yüreğinde bir derdi olmuş toplumun en duyarlı insanlarına bir karabasan gibi çöktü. Artık Batıya giden bir trende ileriye doğru da gitmiyoruz! (Çünkü tren yolunun makasları çoktan değiştirildi; hem de makinist tarafından!)
Işık Kansu'nun öyküleri bu duruma ağlamıyor: Bir isyan! Gezi parkı direnişçilerinin kullandığı o tarihsel zeka ürünü mizah ve humorun Türkçe'nin olanaklarıyla harmanlandığı bir direniş.
Karabasan'daki öyküler dolaysıyla bir eleştirel bütünü oluşturuyor. Bir sanat yapıtının insan tekinde yaratmak istediği bütün sarsıntıları, irkilmeleri Kafka'nın, Kleist'in dünyasına girmiş gibi duyumsuyorsunuz. Çuvaldızı kendine, kendimize, yanındakine, önündekine nereye olursa batırıyor Işık Kansu. Rastgele değil ama, kurguyla! Bu "Karabasan"ı yaratanların kökenine, ona çanak tutanların alçaklığına, işbirlikçilerine daha çok! Sağlam bir tarih bilinciyle, insanlık için atan bir kalple ve yazar yeteneğiyle.
"Bitiş", "Sarnıçta", "Kestane", "Althusser Zafer", "İyilik", "Civelek" gibi adları olan 47 öykünün hemen hemen tümü tek sayfalık öyküler. Türkçenin imgesel zenginliği şiirsel bir öykü kervanı diziyor. Türkçe sözcüklerin zengin tarihi anlamı daha da koyulaştırıyor.
En son öykü "Andımız" bugünkü karabasanı yaşatan güçlere oy veren vatandaş tekinin ruh dünyasına değil bilinç(siz) dünyasına giren eleştirileri içeriyor: "...Varlığım Türk varlığına filan armağan olmasın... hangi varlığım? Benim bir kişiliğim yok ki varlığımdansöz edilsin. hem olsa niye Türlere vereyim?(..)"
Her öykünün karşı sayfasında Berk danışman'ın bir deseni var. Giriş bölümünde "Karabasan Üzerine" yazan Ümit Sarıaslan öykülerle ilginç biçimde bütünleşen desenler için önemli değerlendirmeler yapmış.
Ahmet Yıldız
(26 Nisan 2014 - Aydınlık Kitap)
YORUMLAR