Ezber bozan Netflix dizisi: Ergenlik
Neoliberal kültür akışının önemli kurumlarından Netflix bu kez bunu başaramıyor, baltayı taşa vuruyor. Vermek istediği dersten başkta bir ders veren dizi oyunculuğuyla da göz dolduruyor.
Netflix’te İngiliz dizisi Ergenlik (Adolescence), sanal dünyanın karanlığında denetlenemeyen, yönetilemeyen, eğitilemeyen yeni neslin yaşadığı trajedileri ele alan keskin bir ‘kısa dizi’ (4 bölüm). Dizilerin 18 yüzyıl romanlarının yerini aldığı günümüzde acımasız bir olaydan başlayan örgüsüyle – 13 yaşındaki bir genç, sosyal ağlarda kendisine "incel" diyerek taciz eden okul arkadaşı kızı bıçaklayarak öldürmüştür – dizi, sadece bir aile trajedisini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda “çevrimiçi” dünyanın çatlaklarında ilk kurbanların, ergenliğe başlamış çocuk-gençlerin olduğunu anımsatıyor. Dizi elbette Netflix kültürü gereği -hele hele tüm İngiliz dizilerinde eşcinsel karakterler ve eşcinselliğe övgü var- gençlerin cinsiyetlerine göre davranma toplumsal güdüsünü --insanlığın; toplumsal hayatın ilerlemesinin biricikliğinin olmazsa olmazını- bir baskı (suç) unsuru olarak göstermeyi amaçlayarak çekilmiş. Kimliğin ‘beğen’ler aracılığıyla inşa edildiği, duygusal tepkilerin emojilerin arkasına gizlendiği bir ‘yalan’ dünyada bir ‘gerçek özne’ olarak davranmak elbette ağır bir paradoksa yol açar. Ergenlik izleyiciyi, savunmasızlıktan şiddete uzanan bir yolculuğa, hiperseksüelleşme, internetin toksik anonimliğine ve varoluşsal yalnızlık arasında sıkışıp kalmış gençlik için bir alegori işlevi gören kahramanı Jamie'nin zihnine odaklıyor. Jamie, toplumsal düzenin cinsel kültürü olan "güçlü ve cinsel açıdan kendine güvenen çocuk" klişesinden uzak, içine kapanık bir genç adam olarak tasvir ediliyor. Katie'nin alaylarına (utangaçlığı, cinsel deneyim eksikliği ve fiziksel görünümü nedeniyle onu küçük düşüren) cevap verememesi, bir kimlik krizine sürüklüyor. Dizi, toplumun, ergenlik çağındaki erkek çocuklarına ‘erkek olma zamanın geldi artık erkek ol’ baskısının neredeyse saldırganlık haline geldiğini, aslında gençlerin ergenliğe adım attıkları bu dönemde -belki benzetme çiğ kaçacak ama- hamileliğin ilk evrelerinde psikolojik destek gören kadınlar gibi aslında bir desteğe ihtiyaç duyduğunu bilinçli izleyiciye anımsatıyor. Hadi hadi çabuk erkek ol baskısı, çocuk-gençlerin kendisinin ve karşı cinsin cinsel organlarını tanımada rahat davranmalarını engelliyor. Saldırgan bir baskınlık belki geri tepiyor: Psikoloğun -neredeyse bir bölüm süren sorgusunda- Jamie’ye "Erkek olmak nedir?" diye sormasına Jamie öfkeleniyor, çünkü kendisine öğretileni agresif bir şekilde yapmaktan başka nasıl tepki vereceğini bilmiyor. Öfke (ve bunun sonucu işlenmiş cinayet) dizinin, hayal kırıklığı ve çaresizliğin bir karışımı olan trajik özünü oluşturuyor. Özne’nin güçlü, büyük karşısındaki ezikliği çocukta çok daha belirgin duruyor. Erkeklik, ergenliğin başlangıcında duygusal zemine zaman ayrılamayacak denli acelecilikle ileri sürülüyor; tarihsel ve kültürel bir pratik -yalnızca- pratik (temas), kaba bir bedensellik olarak biçimlendiriliyor. Ülkemizde üçüncü sayfa haberlerini, ana haberleri, dizileri izleyenler şiddetin, erkeklerin karşı cinsleriyle doğallaştırılmış bir bağ kurma yolu olarak empoze edildiğini ve hatta sevgiyi ifade etmenin bir yolu olarak dayatıldığını görür. İnternet forumlarında maço olmayan erkeklerin tanımı olarak ortaya çıkan "incel" terimi, burada suç mağduru Katie tarafından Jamie'yi Instagram'da küçük düşürmek için bir silah olarak kullanılıyor. Dizi, incel topluluğu içinde birkaç popüler kavramı tanıtıyor: Dizi, bu etiketlerin "gençlik şakaları" olmaktan çok uzak biçimde, erkek cinsel başarısızlığını patolojik hale getiren bir kültürü nasıl yoğunlaştırdığını araştırıyor. ‘Özgürleşmiş’ bir genç kadın olarak gösterilen kurban Katie, Jamie'ye sosyal medya hesabından, "Lanet olası incel, annen bile seni sevmiyor" diyerek resmen cinsel şiddet uyguluyor. Aslında Katie’da bu sistemin kurbanı: cinsel olarak deneyimli olmasını statü kazanmak için bir silah olarak kullanıyor, onu sosyal ağlarda küçük düşürenlere özgü rolleri taklit ediyor, bir kadın olmasına karşın daha ergenliğin başındaki çocuk-genç Jamie’yi erkek rolünde görmediğini kaba bir dille ilan ediyor. Jamie'ye söylediği ifadeler oldukça dışlayıcı oyun dışında bırakıcı ifadeler! Ergenlik dizisinin belki de tek başarısı, sosyal ağların nasıl "paralel bir alan" olmadığını, tanınma savaşlarının yapıldığı karanlık bir doku olduğunu göstermesi. Jamie ve Katie arasındaki konuşmalar, tanıkların gülme veya ateş emojileriyle her türlü hakareti yumuşattığı bu ‘masum’ sosyal medyada yapılıyor. Jamie "erkeklik" emrine uymaya çalışırken (kendisinden daha yaşlı kadınların hesaplarını takip ediyor, ancak kadınlarla bir tür cinsel ilişki kurmayı başaramıyor), her başarısızlığı, onu daha da utanç içine sokuyor. Jamie'nin şiddet eylemi baskı altında büyüyen bir nesilde duygusal kopukluğun bir belirtisi olarak sunuluyor: Bu dünyada "Erkek" (agresif, cinsel olarak aktif) olmak gerekiyor, oysa bunu yapması istenirken çocuk - ergenlerin nasıl savunmasız olduklarını kimse dikkate al(a)mıyor. Katie’yi bıçaklayarak öldürme suçu, aşırı cinselleştirilmiş parametreler hapishanesinde erkek olarak aşağılandığı, hatta görünmez hissettiği bir dünyada Jamie’nin kontrolü sağlamak için yaptığı umutsuz bir girişim aslında. Ergenlik dizisinde çocuk yaşta katil olan Jamie’nin anne babası onun hayatında yalnızca bir hayalettir. Onlar sosyal medya dönemi öncesi çağın insanları olarak "ilkel" biçimde çocuklarına davranıyorlar. Jamie'nin anne ve babası, çocuklarına aşırı ilgi göstermelerine karşın, sosyal ağların dilini bilmeyen kişiler; şifreli kodlarla iletişim kuran bir dünya ile erkekliğe adım atma eşiğindeki çocuklarının dünyası arasındaki boşluğu göremiyor hatta kendileri temsil ediyorlar. Dizi, “dijital”in yıpratıcı gücünü küçümseyen eski neslin kayıtsız aptallığını eleştiriyor: Jamie ergenliğe giriş denemelerinde kanat çırparken, vücut geliştirici babasının tek önerisi "olumsuzluktan kurtulmak için spor yapması" tavsiyesi oluyor. Ergenlik’in yapımcıları aslında, Netflix’e yakışır(!) biçimde, Jamie’nin erkek olmasını zorlayan, bunu yaparken kırılan Jamie özelinde ‘erkek egemen’ (ataerkil!) toplumsal düzeni eleştirmeyi ana tema olarak belirlemişler. İlle de erkek olmaya ne gerek var değil mi? (Neoliberal kültürel emir!) Ancak bu ana tema dizinin ağırlığını taşıyamıyor, yukarıda saydığım noktalar daha çok öne çıkıyor. Değerinin çevrimiçi görünürlüğüne veya ağlarda söylenenlere bağlı olduğuna inanarak büyüyen bir neslin "bağlantısı nasıl kesilir"? Ergenlik, dijital kültürde bir ergen erkeklik modelinin savunmasızlığının aynası bir dizi. Canlı yayında dünyanın her yerinden değişik yaşta binlerce kadının her cins cinsel organlarını sergilediği, seks yaptığı, sanal odalara davet edip özel ‘hizmet’ sunduğu ve buna ulaşmak için yalnızca (18 yaşından büyüğüm)ü tıklamanın yeterli olduğu bu dijital hiperseksüelleşme çağı, cinsleri karşı bedene yabancılaştırıyor, imkansız rollere hapsediyor, sevginin, sıcaklığın, beş duyu organının ayakta olması gereken sağlıklı ilişkinin dışına atıyor. Facebook, Instagram, X gibi sosyal ağların popülaritesi, insanların başkaları tarafından görünür olma arzusunu körükleme üzerine kurulu. Bu fenomen, son yıllarda meydana gelen ve dünyayı hepimizin kendimizi göstermesi gereken bir sahneye dönüştüren son derece karmaşık bir dizi ekonomik, politik ve sosyokültürel faktörü içeren ve biz eski kafalıların çözemediği bir dizi dönüşüme neden oluyor. Şiddetten sorumlu olan sosyal ağlar değil, erkeklerin sistem tarafından hem ezilen hem de ezilen toksik, rekabetçi ve kendine zarar veren bir erkekliği dayatan sosyal ağların asıl sahibi neoliberal kültürdür. Güney Kore kökenli Alman vatandaşı yazar, filozof ve kültür eleştirmeni Byung Chul Han, bilgi akışını karakterize eden heyecanların ve duygulanımların kitleleri ‘dijital kabilelere’ döndürdüğünü öne sürüyor. Han, artık ‘etkin bir kolektif oluşturamayan dijital kabile üyelerinin’ toplumsal bir birey olmaları mümkün değildir. (Enfokrasi Dijitalleşme ve Demokrasinin Krizi, KETEBE) Aslında Han, Jeny Huberman (Dijital Kapitalizmin Ruhu, FOL y.), Jathan Sadowski, Shoshana Zuboff (Gözetleme Kapitalizmi Çağı, OKUYANUS) gibi bu konuda kafa yormuş düşünürleri okuyup daha derin bir yazı yazmak gerekir. (Varlık’ın Mart 2005 sayısında bu konuda güzel yazılar var.) Dijital kapitalizmin Ergenlik dizisindeki kahramanlara ettiklerini, örneğin ‘kişisel verilerin dijital teknokratlar ya da yapay zeka tarafından işlenip yönlendirme güçleri’nin bu dizideki kurban ve fail (ikinci kurban) Jamie’ye etkilerini; “Erkek çocukların nasıl böylesi diji/ideolojik bir çember içine hapsolduğunu ve ailelerin bunu neden göremediğini”, daha iyi anlayabiliriz. Bir zamanlar okul, çocuk ve ergenlerin kimliklerinin inşasında önemli bir yere sahipti. Hem bireysel hem de kolektif kimlik, bir sosyal inşa sürecidir. Dizide okul, sanal karşısında yenilmiştir. (İskandinav ülkelerinde cep telefonlarının okullarda yasaklanması belki bir uyanışın habercisi olur.) Bu anlamda internet, çocukların bu alanda ne gibi ilişkilere sahip olduklarını araştırmak için dikkate alınması gereken biricik boyut haline gelmiştir. Kapitalizmin kendini yeniden ve yeniden üretme sancıları altındaki çağımızda bu şiddet tesadüf olmasa gerekir. Çözüm, geleneksel modellere dönmek mi? Belki de insanlığın başlangıcından beri yürüyegelen, eril olanın üretkenlik, güç ve tahakkümle bağlantılı olduğu ikili cinsiyet sisteminin sağlıklı sürmesi, tek olası çözüm olmaya devam etmelidir. Ergenlik dizisinde, Jamie’nin anne babasının içine düştüğü acıklı durum, oğullarının içine düştüğü ‘karanlık ağ’ karşısında bilinçsiz biçimde sürüklenmeleri, hatta bilinçsiz olduklarının ayırımına bile dizinin son dakikalarında varmaları, içinde bulunduğumuz açmazı göstermede en vurucu bölüm. Her bölümün tek plan olarak çekilmesi olayların gerçekliği açısından ne kadar müthiş bir olanak sunsa da özellikle oyunculuk açısından oldukça zor. Top Bon’un başrol oyuncusu (bu dizide lezbiyenliğe büyük övgü vardı, hatta bir çocuk bile edinmişlerdi!) Ergenlik’te polis müfettişi rolündeki Ashley Walters, ‘baba’yı oynayan Stephen Graham ve 13 yaşındaki oğlu Jamie rolünü oynayan Owen Cooper, terapist rolünde Erien Dhorty (The Crown’un prensesi) resmen İngiliz oyunculuğunun tüm özellikleriyle döktürmüşler. Neoliberal kültür gereği ana babalara, ‘çocuğunuzu niçin zorla erkekliğe zorluyorsunuz’ anlamında çarpık bir zihniyetle ders verme niyetli dizi, gide gide bir oyunculuk şaheseri olarak kalmış. Ahmet Yıldız
SOSYAL AĞLARIN İNSANLIKTAN ÇIKARICILIĞI
JAMİE’NİN ANNE ve BABASININ CAHİLLİĞİ
SOSYAL MEDYA
OKUL
Gercekedebiyat.com