Geçmişini arayan cadde
Müdürüm Geçtiğimiz hafta yağmur yağıyordu, şemsiye ve hanımla birlikte Tunalı’yı dolaştık Bilirsin, yağmurlu bahar havalarında Ankara’nın sokak ve caddelerinde Ellerin cebinde dolaşmak güzeldir. Eskiler Posta Caddesi’nde yürürmüş Biz hanımla Tunalı’yı turladık. Bugünlerde tam da yürüme havası var. Çisil çisil yağmur yağarken Şemsiyeni açıp yağmur kokusunu İçine çekerek yürüyeceksin, Tunalı’da Hep eskiyi aradık, öğrencilik yıllarını O yıllarda yaşadığımız Tunalı’yı Eskiden öğrenciydik, para yoktu. Hayatın ilk yıllarında taksitler çoktu O eski Tunalı’yı doyasıya yaşayamadık. Geçtiğimiz hafta yağmur yağıyordu, Şemsiye elimizde Tunalı’yı dolaştık Gençliğimize dair bir şeylere baktık Ama aradığımızı bulamadık Gençliğimin caddesi şimdi olsa; Vitamin’de portakal suyu ile Çift kaşarlı tost yapardım. Çocuklarla evde çayla yemek üzere Flamingo’dan bir şeyler alırdım. Ama orada yemenin zevki de ayrıydı. Eskiden Özsüt ve Ceviz yoktu. Flamingo’dan başka bir de Milka pastanesi vardı, o da süperdi. Milka, pasta ve çikolatanın en iyisiydi Hattâ likörlü çikolatası vardı Milka’nın Sonra bir de incecik hamuru ile Pizza Pino vardı, Amerikan yemek tarzını Protesto ettiğimiz için uğramadığımız Pino’da pizza yemek, o hafta sonunun En büyük olayı sayılır, hava atılırdı. Çatal ve bıçakla pizza yemek çalımlıydı, Sen elle yediğin zaman kıro sanırlardı. Ama dedim ya, hiç paramız olmadı. Sonra bir de Kıtır vardı Parktan gelen serinlikle birlikte O uzun taburelerin üstünde Sosisli sandiviç yenilen Ya da ayaküstü bira içilen Güzel bir mekandı. Müdürüm Geçtiğimiz hafta Tunalı’yı dolaştık Sonra bir de Tivoli vardı, Tivoli’yi atlamak, caddenin ruhunun Bir parçasını eksik bırakmak olur. Eğer Flamingo caddenin "podyumu" ise, Tivoli de "en lezzetli ve sıcak köşesi" idi. Tivoli denince akla gelen ilk şey, O meşhur muzlu rulo pastaydı. Dedim ya para yoktu Sadece anlatılanlardan biliyorum. Çörekleri caddeden kokardı. Tunalı’nın zengin, lümpen takımı için Asma katında oturup kahve içerken, Aşağıdan geçen kalabalığı izlemek, Dönemin en popüler hava atma biçimiydi. O zamanlar öğrenciydik, Müdürüm Bunları hep yaşayanlardan Anlatılanlardan, okuduklarımdan Biliyorum. Biz o zamanlar öğrenciydik Tunalı, Gümüşsoy Pasajlarını gezer Eski plakçıların vitrinlerine bakar Bilgi Kitapevi’nde vakit harcardık O zamanlar en kabadayı Emeklilerin üç aylıkları gibi Üç ayda bir krediyi aldığımızda Bir kabadayılık yapar Kebap 49’da 1,5 pide yer Kavaklıdere sinemasına giderdik. Hala paramız varsa Bir de fıçu bira içerdik. …….. Bizim hayalimizde o kadardı. Geçtiğimiz hafta Yağmur yağıyordu, şemsiye ve Hanımla birlikte Tunalı’yı dolaştık Eskiden Tunalı’da yürümek, Bir şehir adabı, geleneğiydi. O zamanlar cadde bir sahneydi sanki. Herkes rolünü bilmeden oynardı. Simitçinin sesi, pasajlardan sızan müzik, Sinema önlerinde bekleyen sabırsız kalabalık Bir bankta oturan bir çiftin konuşması Bile caddenin hafızasına kazınırdı. Gün batımı, binaların camlarına vurduğunda Ankara yumuşar, ışıklar birer birer yanarken Tunalı başka bir zaman dilimine geçerdi. Tivoli’den yayılan muzlu rulo kokusu, Kavaklıdere Sineması’nın fuayesindeki O hafif tozlu ama heyecanlı insanların Sinema kokusuyla buluşurdu. Tunalı Pasajı ya da Gümüşsoy, İçine girildiğinde dış dünyayı unutturan, Keşiflerle dolu labirentlerdi. Her dükkânın bir sahibi, Her vitrinin bir hikâyesi vardı. Şimdilerde o pasajlar, Eski şaşaalı günlerinin üzerine çökmüş Bir toz bulutu gibi sessiz. Müdürüm Geçtiğimiz hafta Tunalı’yı dolaştık Tunalı’da yürümek, Eskiden topuklu ayakkabıların Kaldırımda çıkardığı o ritmik ses, Caddenin kendi müziği gibiydi. Bugün ise Tunalı Hilmi, Birbirine çarpan omuzların, Kulağında kulaklıkla dünyadan kopmuş Kalabalık ve egzoz dumanına karışmış Yüksek sesli pop müzik tınılarının esiri. Eskinin o vakur ve asil sessizliği, Yerini tüketimin gürültüsüne bırakmış. Eskiden Kuğulu Park’ta bir bankta oturup Saatlerce kitap okuyan o yalnız Ama mağrur silüetlerin yerini, Elindeki telefonun ışığında Kendi yansımasını arayan, "An"ı yaşamaktan ziyade "An"ı dijital bir hafızaya hapsetmeye Çalışan bir kalabalık aldı. Müdürüm eskiden Tunalı Hilmi Caddesi’nde İnsanlar birbirinin gözüne bakarak, Sessiz bir biçimde caddede yürürlerdi. Tunalı’nın insan ilişkileri eskiden "Görülmek" üzerine kuruluydu Şık bir ceketle Flamingo’da oturmak, Bir varoluş biçimi, bir duruştu. Bugün ise her şey "göstermek" üzerine. Tunalı Hilmi Caddesi artık, Eski bir dostun yüzündeki Derin çizgiler gibi; Her ne kadar tanıdık gelse de, Bakışlarındaki o eski parıltıyı kaybetmiş, Yorgun bir hikâyenin Son sayfalarına benzeyen bir yer. Eğer bir şehri insan kılan şey hatıralarıysa, Tunalı bugünlerde hafızasını yitirmemek için Kuğulu Park’ın asırlık ağaçlarına Tutunmaya çalışan bir ihtiyar gibi duruyor. …….. Artık Tunalı Hilmi Caddesi Yaşlanmış mat kırmızı rujlu bir kadının, Işıklar altındaki hüzünlü bakışı gibi Müdürüm Bugün caddede sadece birbirine benzeyen Kahve zincirlerinin yanık çekirdek kokusu ve fast-food yağlarının kokusu hakim. Hafızamızdaki o ince pasta kremasının yerini, Plastik bardaklarda sunulan içecekler aldı. Tüm bu değişimin ortasında, Sanki zamanın ruhuyla Pazarlık yapmışçasına duran Tek yer Kuğulu Park. Kuğular hala o sakin hallerinde Kayar gibi geziniyorlar Milka, Tivoli kapansa da O günlerden geriye kalan Suyun üzerindeki bu zarafet, Tunalı Hilmi’nin ruhu gibi Hala süzülüp duruyorlar Müdürüm Geçtiğimiz hafta Yağmur yağıyordu, şemsiye ve Hanımla birlikte Tunalı’yı dolaştık Aybaşı da değil ama Delikanlılığım tuttu hadi ASPAVA’da Sana kebap ısmarlayayım dedim. Hanım da başka zaman dedi. Çocuklar olmadan boğazımdan geçmezmiş. Evde çorba ve karnabahar varmış Sonra çocuklarla birlikte geliriz dedi. Eve döndük. Ama giderken otoparka Bir kebap parası kadar, para ödedik. Alışık olmayınca, o para çok koydu Eve dönene kadar, söylendim, durdum Nadir Avşaroğlu
Gercekedebiyat.com













