nadir-avsaroglu-lavinia-20260516085802565.jpg


Müdürüm

 

Bir kadının adı bazen bir şiirin içine saklıdır.

Gerçek adı unutulur da, şairin ona

Verdiği isim kalır zamanın hafızasında.

İşte Mevhibe Meziyet Beyat da

Edebiyatımızda böyle bir gölge gibi dolaşır,

Görünmeden, konuşmadan anlatılan,

Bir dönemin şairlerini, gazetecilerini,

Oyuncularını ve bohem ruhlarını sessizce

Kendine çeken bir kadın olarak…

 

İlhan Selçuk’tan Oktay Akbal’a,

Öztürk Serengil’den dönemin başka

Sanat ve fikir insanlarına kadar uzanan

ilişkiler ağı içinde Mevhibe Meziyet Beyat,

Yalnızca bir “güzel kadın” değil,

Adeta bir dönemin ruhunu üzerinde

Taşıyan gizemli bir merkez gibiydi.

Çünkü bazı insanlar bir hayat yaşamaz,

Bir dönemin duygusunu temsil eder.

Lavinia da biraz böyleydi.

 

Öğretmeni E. Hakkı Köseoğlu’nu sevdi,

İlhan Selçuk, Öztürk Serengil ve

Muhlis Hasa ile evlendi.

Ölmeden önce çok yakın arkadaşı

Melda Kaptana ve Ahmet Koman'a

Yazdığı mektupta iki büyük aşkı olarak

Hakkı ve İlhan Selçuk'tan bahsetti.

 

Genç erkeklerin Violetta'sı.

Mimar arkadaşlarının Gilda’sı

Yargıç Cimcoz’un Marilyn’i

Oktay Akbal’ın Hista”sı

ve Özdemir Asaf’ın Lavinia’sı.

 

Müdürüm

 

Lavinia, Truva şehri düştükten sonra

Şehirden kaçanlara önderlik eden

ve Hector’dan sonra şehrin

En önemli kahramanı olarak bilinen

Aenas’ın eşinin ismidir.


Bazı şiirler vardır, yazıldığı anda değil,

Okunduğu her anda yeniden doğar.

Özdemir Asaf’ın Lavinia’sı

Tam da böyle bir şiirdir.

Bir salonda, bir kürsüde,

Bir bakışın titrek çizgisinde

Başlayan ve yıllar boyunca

Dillerde kalan bir sızı,

Karşılıksız bir aşkın,

İncelikle saklanan bir ismin

ve bir şairin ondan eksilen

Kaderinin hikâyesi; Lavinia.

 

Lavinia, yalnızca bir hitap değil,

Saklanan bir isim, korunmak

İstenen bir gizem, bir mahrem.

Şair bu yüzden “Adını gizleyeceğim,

Sen de bilme Lavinia” der.

Aşkın taraf değiştirdiği o yerde,

Söz bir sığınak, bir korunak olur.

Lavinia artık bir kişi olmaktan çıkar

Erişilemeyenin, “gitme” diyememenin,

kal” diyemeyecek kadar

Nazik bir kalbin simgesi olur.

 

Özdemir Asaf, yaşadığı aşkı

Mevhibe Beyat'a hiçbir zaman

Söyleyememiş, anlatamamıştı.

Lavinia başkasını seviyordu,

Bu yüzden Özdemir Asaf

Gitmemesini söyleyemezdi,

Ama Lavinia ceketini al dediğinde

Gideceğinden de emindi.

Mevhibe Beyat bu yüce aşkı

Hiç tanımadı ve bu büyük aşk

Lavinia'nın satırlarında ve

Özdemir Asaf'ın kalbinde yer etti

……..

 

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

 

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

 

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

 

Özdemir Asaf - 1957

 

İlhan Selçuk, 1952 yılında

Tokatlıyan Oteli'ndeki bir düğünde

Mevhibe Beyat'a ilk görüşte âşık olur.

İki tutkulu aşık 1956 yılında evlenirler.

İki yıl süren bu tutkulu aşk

1958 yılında sona erer.

Ancak Selçuk ile Mevhibe'nin dostluğu

Ölünceye kadar devam eder.

 

Aşkları ölene kadar sürse de

Evlilikleri kısa olur.

 

Mevhibe Beyat;

Bir evlilik daha yapacaktı. 

O günlerde dublaj da yapan

Mücap Ofluoğlu tiyatrosunda

Öztürk Serengil ile tanıştırmıştı. 

Mücap Ofluoğlu’nun kurduğu

Oda tiyatrosunda kostüm tasarımcı

Olarak çalışan Mevhibe yine orada

Çalışan Öztürk Serengil ile evlenir.

 

Mevhibe Hanım daha sonra

İlhan Selçuk’un avukatı

Gülçin Çaylıgil’in kardeşi olan

Fotoğraf sanatçısı, kameraman

Muhlis Hasa ile de evlenmiştir.

 

Kuzeni, Oktay Akbal da

Onu çok sevmiştir.

 

Mevhibe Meziyet Beyat; belki

Yalnızca bir kadın değildi.

O, biraz ulaşılmazlığın adı

Biraz geç kalınmış bir aşkın,

Biraz söylenememiş sözlerin…

Kim bilir, belki de Özdemir Asaf’ın

Dizelerinde ölümsüzleşmesinin

Nedeni buydu. Çünkü bazı insanlar

Hayatımıza girmez, içimizde eksik kalan

Bir duygunun yerine yerleşir.

 

Onu seven erkeklerin her biri

Başka bir hikâye taşıyordu.

İlhan Selçuk fikirlerin dünyasında

Yürüyen yalnız bir adamdı.

Öztürk Serengil kalabalıkların arasında

Bile hüzün taşıyan bir yüzdü.

Oktay Akbal ise geçmişe bakarken

Daima biraz kırgın konuşan

Bir edebiyatçıyı andırıyordu.

Hepsinin ortak noktasında ise

Aynı gölge vardı: Lavinia…

 

Belki de bu yüzden onun hikâyesi

Bir aşk hikâyesinden çok daha fazlası

Bu hikâye; eski İstanbul’un

Kaybolan zarafetinin, edebiyat masalarının,

Sigara dumanına karışan şiirlerin ve artık

Yaşanmayan büyük duyguların hikâyesi.

O yıllarda insanlar birbirine bugünkü

Gibi hızlıca dokunup geçmiyordu.

Bir bakış yıllarca unutulmuyor,

Bir reddediliş bir ömür şiire dönüşebiliyor.

 

Müdürüm

 

Mevhibe Beyat 2007 yılında

Vefat ettiğinde çok az insan

Onun Lavinia olduğunu biliyordu. 

 

Şimdi geriye dönüp bakınca

İnsan şunu hissediyor.

Bazı kadınlar yaşarken değil,

Hatırlandıkça güzelleşiyor.

Bazı aşklar kavuşunca değil,

Eksik kalınca büyüyor.

Ve bazı isimler vardır ki

Gerçek hayattan çıkar,

Edebiyatın içine yerleşir.

 

Lavinia da artık böyle bir isim.

Bir kadından çok,

Türk edebiyatının en hüzünlü

Suskunluklarından biri gibi…

 

Ve zaman geçti…

Şiirler sarardı, mektuplar kayboldu,

Beyoğlu’nun o uzun geceleri

Eski bir filmin buğulu sahneleri

Gibi hafızalara çekildi.

Bir zamanlar aynı masalarda oturan

Şairler, gazeteciler, oyuncular

Birer birer bu dünyadan ayrıldı.

Geriye ise birkaç fotoğraf,

Birkaç anı ve en çok da

Yarım kalmış duygular kaldı.

 

Nadir Avşaroğlu

Gercekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler