evvel yârin sevgilisi ben idim

şimdi uzaklardan bakan el oldum

                        halk türküsü

  Nedense, günlerdir bir tuhafım.

  Başıma geleceklerden korkuyorum.

  Başıma gelecek olan şey, canım bedenimden uçup gidecekmiş gibi bir şey, hissediyorum bunu. Yine de engel olamıyorum başıma gelecek olana.

  Ne olacaksa olsun bir an önce diyorum artık.

  Sıkı can iyiymiş, ne yapayım sıkı canı, canım; sensiz olduktan sonra.

  Yalnızlığımı büyütmeden yaşamımı sürdürmemin

  ateş üstünde yalınayak yürümek olduğunu öğrendim.

  Beni sevme, beni görme ihtimalin de kalmadı içimde.

  İşte asıl beni kahreden ve üzen bu. Bu yüzden kendimi çok sık dinlemenin iyi olmayacağına karar verdim.

  Bekledim. Her şey gözlerimin önünde oldu.

  Bedenimden çıktı canım. Canım da kendim gibiymiş.

  Bir rüyadaymışım gibi, izledim kendi canımı. Ne yapacak diye merak ettim. Bir gölge gibi değil, görünmez bir canlı gibi peşine takıldım. Garip duygular ve düşünceler içinde. İç sıkıntılarım azalmaya başladı. Üstümde bir yük varmış da yere bırakmışım gibi. Sevindim. Rahatladım. Canımın peşinden gitmemin sonu nereye varacak diye merak ettim. Hatta bir ara; görüyor musun acaba beni, ben; senin bedeninim diyecek de oldum. Onun benden izinsiz yapacaklarından kendimi mahrum bırakmayayım diye kendimi vazgeçtim bundan. İnanmayacaksın ama birlikte okuduğumuz ve birçok tümcesini çizdiğimiz, senin güzelim minicik desenlerle renklendirdiğin kitapları indirdim kitaplığın raflarından.

  Benim kendisini izlediğimi biliyormuş gibi, kaldırdı birer birer o kitapları. Altları çizili tümcelerin bulunduğu sayfaları gösterdi bana. O sayfaları yeniden okudum. Bir acı duyumsadım içimde. İnce bir sızı, parmağıma batmış bir diken sızısı gibi, yaktı canımı. Daha da kahroldum. Bir ilişkiye güzelliklerle başlanır.

  Öyle başlamıştı.

  O, ilk buluşmamızdan sonra, birbirimize ait olduğumuzu anlamıştım. Aynı şeyleri içselleştirdiğini öğrendiğimde mutlu olmuştum. Beni inanılmaz güzelliklerin içine çekmiştin. İçinden çiyler geçen fotoğraf yalnızca ikimiz içindi.

  Tümünün altlarının çizilmeye değer olmasının nedeni ilişkimizle örtüşmeleriydi. Oysa şimdi… Nasırlaşmış bir yürek taşımıyorum. Seni unutamam. Bir bilsen hep tenime geçirdiğim gömleklerim olduğunu, koca dünyada bir metrelik yerimizin bulunmadığını ve bu yüzden inansan da inanmasan da içimde taşıdığımı seni… Uykularım parçalı bulut. Nasıl oldu da hem sevgili, hem sırdaş, hem yoldaş oldun bana. Sere serpe teslim ettim kendimi.

  Aşk ezgisinin pek çok notası ortak sanırım, besteleyenler açısından. Aşk sızısı açısından nasıldır yalnızlığı büyütmemeye çalışmak, bilir misin?

  İnan, seninle ilgili her şey belleğimin kutularında kilitli değil. Değer verdiğim her şeyinden vazgeçmiş değilim. Sıkıldım. Beni anlamış gibi bıraktı elinde tuttuğu son kitabı bir rafa. Yüzünü dönmedi bana. Yalnızca sağ elinin işaret parmağını uzattı kitaplığa. Kitaplık kayboldu, duvar yıkıldı. Genişleyen bir kırda yürürken gördüm onu. Peşinde ben de vardım. Çevre öylesine güzel, bahar kendini öylesine var etmişti ki!

  Gözlerimi güzelliklerden alamadığım ağaçların, otların ve kuşların içinden geçtim. Âdeta uçuyordum canımın peşinden. İkimiz iki kelebektik.

  Uçuyorduk bu doyumsuz güzelliklerin üstünden.

  Kiraz tadında, başımızda esen kavak yelinde, buluta vuran kuşun yorgun uçuşunda bir çocuk çırpınıp duruyor, gözlerimin önünde.

 

  O çocukla göz göze geldim birden.

  O bendim.

  Yollar gibi kapandım yokluğuna, acılarına.

  Bu yüzden hiç büyümeyeceğim belki. Arada sırada varlığımı ve sensizliği hak etmediğimi fısıldayacağım kuşlara, rüzgârlara. Onlar dil olacak. Söyleyecek kederimi sana hüzünlü bir şiir gibi. Sonra çocuk yüzümü taşıyanın canım olduğunu gördüm, çıkardığında yüzünden çocuk yüzümlü maskeyi. Senle gölgesine uzandığım bahçede olduğumu anladım. Gördüm, sırtüstü uzanmışsın. Gövden bir kiraz ağacı olmuş, dudakların da kiraz. Al kirazlarına dokunamadım. Kırıldın. Usulca kırmızı gözyaşı döktün. Uzaklaştın. Uzaklaştım. Öylece koptuk bir birimizden. Yitip gittin. Orada öylece kaldım. Canımın bize seyirci olduğunu unutmuştum. Her aşk sonradan en az kendine benzer. Canımın peşine düştüm yine. Bir deniz kıyısında buldum kendimi.

 

  Denizde sevgilinin unutulmaz saçları yıkanıyordu...

 

  Beni gördüğü hâlde bana hiç bakmıyordu.

  Artık avurtlarımın çökük yerlerinde birer gül durmuyor.

  İnan tanıdığın, bildiğin, ömrüne aldığın şimdi boşluk içinde. Sensizliğin gölgesi çöktü üstüne.

  Şimdi geride kaldı, ne olur bitmesin, hep sürsün dediğin.

  Canım kuş gibi ayrıldı deniz kıyısından. Seni kederle bıraktım orada. Ateşle kuşattım kendimi. Sözünü sıkça ettiğin gelinciği bildim ve sevdim. Ayağa düşürülmemiş bir ilişkiydi özlemin. Benim de… Canım, seninle adımladığımız kır köşelerini, bahçelerini, köy sokaklarını bir bir gezdirdi beni. Sonra kıyısında oturup sigara içtiğimiz, birbirimizi tepeden tırnağa gözlerimizle soyduğumuz küçük derenin yakınında durdu. Döndü. Benimle göz göze geldi. Bir şey demesine gerek kalmadı. O an yüzüme dereden su sıçramış gibi irkildim. Kendime geldim.

  Evdeydim. Çalışma masama ortak okuduğumuz kitapları koymuştum. Altlarını çizdiğin tümceleri bir pazılın parçalarıymış gibi alt alta yazdım bir kâğıda. Tümcelerden fotoğrafın oluştu. Ortaya çıktın. Fotoğrafının altında da bir yazı vardı:

 

  Kazanmak istiyorsan beni, bizi tanıştıran ve

  ayrılığa dek götüren sürecin benzeri koşulları, ortamı bekle.

 

  O an öldüm işte. 

  Ben, seni bir daha yitirmek istemiyorum.

  Bunun için aramıyorum. Bir süre sonra fotoğrafın altındaki tümceyle birlikte dönüştü gözlerimin önünde. Ne’ye mi dönüştü peki? Yalnızca içeriden açılabilecek olan bir kapıya.

  Şimdi ben nerede miyim?

  Bu kapının önündeyim.

  İçeriden açılmasını bekliyorum. Gidecek başka bir yerim yok çünkü.

  Sensizliği sözcükten yağmur gibi üstüme yağdıranlar artıyor.

  Ne kadar çabalasam da yağmurlardan kurtulamıyorum, sen olmayınca…

 

Tacim Çiçek
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)