Süt Gölü / Azad Karadereli
Bakülü yazar Azad Karadereli'den unutulmayacak bir öykü; grotesk, şaşırtıcı ve değişik...
Allah hiç kimsenin işini düğüne bırakmasın. Gerçekten de bizim ailenin işi düğüne kalmıştı. Hem de cin düğününe. Elimizi nereye atsak orası ateş alıp yanıyordu. Bacım daha yeni işe girmişti; şirketin ofisinde yangın oldu. Şirket yönetimi çalışanlarını masraf olmasın diye yarım gün çalıştırmaya başladı; bacım da içinde... Ben de -sanki Allah koymuştu- annemin dayısının oğlunun Bakü'de meşhur bir ticaret merkezindeki ayakkabı dükkanında on gündür satıcı olarak çalışmaya başlamıştım. Annemin işadamı dayıoğlu (ki işadamına benzemezdi) Urumçi'den bir Uygur Türküne yüz bin dolar takıp Bakü'ye kaçmıştı. O da tembellik etmeyip bizim polise sabit delillerle ihbarda bulunmuştu; dükkanı basıp onu içeri attılar; işyerini kapattılar; ben de böyle kaldım ayazda! Böyle uğursuz bir talihe ne dersiniz? Dedemin köpek yüzünü hiç görmedik. Annemin, el kapılarında temizlik yapmaktan ellerinin rengi değişti; el değil odun oldu. Ancak iyi ki o eller vardı; yoksa acımızdan kardeş bacı ölüp giderdik. Rahmetli atama da sövdüğüme üzüldüm; ondan bize kentin yedinci bölgesinde köhne bir taş binada iki katlı bu ev kalmıştı. Bacım Vesile dokuza kadar okuldaydı ama ben güçbela lise diplomamı alabildim. Beş altı ay sonra askerliğe gitsem, yarı canım, anamla bacım arasında kalacak. Nerelerde, kiminle dolaşacak, ne yeyip içecekler? Böyle böyle olumsuz şeyler düşünüyordum ki bir kapı daha açıldı. Bizim evin üstündeki dairede oturan ve anamın temizlik yaptığı evin hanımı bir gün anama bir bidon süt verdi. (Bidonu bilip bilmediğinizi bilmiyorum ama 40 litreliktir, özel alüminyumdandır; sütün bozulmasını engeller. Bunu nereden bildiğimi siz biliyor musunuz? Anam Şamaksıdandı. Orada babamız nenemiz var. Şeytanın kıçını kırıp onlara konuk gidince nenemgilin onda süt sakladığını görmüştüm. Hafta sonu ise saklanmış sütü bidonda çalkalayıp katık/yağ yapıyorlardı.) Anam beni çağırdı, el ele verip sevine sevine sütü eve getirdik. Sonra onu kazanlarda pişirdik. Kaymağını, yağını kaplara doldurup pazara taşıdım. Satıp epey para kazandım. Her perşembe komşumuz bize süt veriyordu. Bir süre sonra anam bir bidon süte yarım bidon su kattı; gelirimiz ikiye katlandı. Bir ay paraya para demedik. Yememiz içmemiz düzeldi. Sütü getirmeye gittiğimizde evin hanımıyla karşılaşırdım. 35-40 yaşlarında olan bu kadın ak pak pamuk gibi bir kadındı. Bu ne ki, kolları, yarı açık göğsü, baldırları bidondaki süt rengindeydi. Annemle bidonu sürüye sürüye (ağırdı, gücümüz yetmiyordu) getirmemizin kadın tarafından biraz alayla izlendiğini fark ettim. İlahi anam bu alaycı bakış karşısında utanıyordu. Kadın ise konuşurken bir yandan sanki dünyaları yaratmış gibi bize bakıyordu. Ancak kadın anamla güzellikte yarışamazdı. Anneminki kesinlikle kendi güzelliğiydi, doğaldı; bu kadının güzelliği ise mutlaka yapaydı; makyajla, pudrayla güzelleşmeye çalışmıştı. Bir süre sonra sütü pazara götürmemeye başladık. Kapıdan gelip almaya başladılar. Annem suyu biraz daha artırmıştı ve gelirimiz biraz daha artmıştı. Bir gün anama: “Bunlar bu kadar sütü nereden buluyorlar?” Anam şöyle bir silkindi. Eliyle ağzımı kapadı, fısıldadı: “Kes!” Kesmesine kestim ama yüzümdeki soru ifadesini silemedim. Annem yumuşadı; alnındaki teri silerken: “Gelinin eşinin hayvan çiftliği var. Koyun sürüleri, develeri var... Büyük topraklar satın alıp ticaret yapıyor. Kendisi de bakan yardımcısıdır aynı zamanda. Ancak çocukları olmuyor. Bir kendisi bir de bu kadın. Her sabah bunlara iki bidon süt getiriyorlar. Bizim durumumuza acıyıp birini bize parayla vermeye karar vermişler. Allah başlarından döksün...” Daha konuşmak anlamsızdı. Allah bize bir kapı açmıştı ve aptalca konuşmanın yeri değildi. Sustum. Sabah sıcak süt içiyor, öğlen kaymak yiyorduk, akşama da katık için saklıyorduk. Ben de süslü püslü bir oğlana dönmeye başlamıştım. (Oysa anamın dediğine göre o kadar zayıfmışım ki burnumu tutsan canım çıkarmış.) Kenarda köşede kızlara laf atmaya başladım. Yavaş yavaş ergenleşiyordum. Nasır adlı komşumuz anama: “Allah oğlunu korusun, ben iftarımı senin katığınla açıyorum, bana özlüsünden ver...” dedi. Nicedir Türkiye'den gelip bizim binada kirada oturan Necip efendi de yarı Türkçe yarı bizim dilde dil döktü: “Bacı, sen bu katığı iyi yapıyorsun... Benim hanım da sizinkini istiyor... Biz oruçluyuz, nasıl yaparsan yap ama helal yap!..” Ben şimdi epey büyük adam olmuştum. Mahallenin tüm adamlarının bize işi düşüyor, bizi sayıp seviyorlardı. *** Komşu apartmandan bacıma elçi geldi. Allah! Anam bir sevindi, bir sevindi. Yün almıştı. Bacıma yorgan döşek yapıyordu. Benim de askere gitmeme üç ay kalmıştı. Ben gitmeden bacımı evlendirmek istemiyordu. Sütün, katığın hesabına bir hayli para biriktirmiştik. İki ay içinde bacımı evlendirdik. Vallahi, bir düğün oldu ki! Bir dükkan da almıştık. Ben sütü katığı oraya yığıyor, başında duruyordum. Çoğu kez öğlene dek hepsini satıp bitiriyordum. Bir gün Necip efendi süt alırken alıştıra alıştıra mırıldandı: “Katıkta biraz tuhaflık var. Ama nedir anlaşılmıyor. Evet, evet, önceden de vardı ama bu kadar belli değildi. Gittikçe çoğalıyor...” Ben bir şeyden şüphelenmedim. Bir iki gün sonra da başka bir müşteri bu katıktan koku geldiğini söyledi. Şüphelenmiştim. Annem acaba benden habersiz süte bir şey mi katıyordu? Su. Ama su bu kokuyu yapmaz. Şikayetleri anama söylemeyi unuttum. Müşteriler de zaten ısrarlı olmamışlar, öylesine söyleyip gitmişlerdi. Bir gün işimi erken bitirip eve gittim. Kapıyı açıp içeri girince hamam tarafından su sesi geliyordu. Anam çamaşır yıkıyor sandım. Ama çamaşırı sabah yıkamıştı. Yıkanıyor, diye düşündüm. Ama hamamın kapısını yarı açık bırakmıştı. Yatak odasına geçip dinlenmek için biraz uzandım. Sonra tuvalete gitmek istedim. (Bizde tuvaletle hamam bir yerdeydi.) Anamın hamamdan çıkmasını bekledim. Birazdan anam hamamdan çıkıp kurulana kurulana yatak odasına geçti. (Benim geldiğimi duymamıştı.) Bir an önce kalkıp tuvalete gitmek istedim. Hamama girdiğimde süt kokusu beni vurdu. Gözlerime inanamadım. Anam bir bidon sütü hamam gözüne dökmüştü. Döşemedeki ayak izlerinde de süt damlaları vardı. Başım döndü; az kalsın oracığa düşecektim. Yatak odasından dönen anam beni görünce şaşırdı. Birbirimize bakakalmıştık. Öyle bir şey olmuştu ki iki dakikada yabancı birer insan olmuştuk. Anam komşunun verdiği sütle yıkanıyormuş! (Bu arada, edebiyat hocamızın, Ferhad ile Şirin hikayesinde Şirin'in güzel kalmak için sütte yıkandığını anlattığını anımsadım hemen.) Hayır, hayır! Benim anam bunu yapamaz! Ama Necip efendinin dedikleri neydi peki? “Katıkta bir tad var ama ne olduğu belli olmuyor! Evet evet! Önceden de vardı ama azdı... Gittikçe çoğalıyor!” *** Anamla üç gün tek kelime konuşmadık. Hiç katık yemedik. Anam yukarıdaki komşuya gidip yine temizliğini yapıyordu. Perşembe günü bir bidon süt alma vakti gelmişti. Ya gidip getirmeliydim ya da anamla aramı açmalıydım. En sonu anam dile geldi: “Oğlum, ben günah işlediğimi biliyorum. Ama buna ilk ben başlamadım. Allah beni yabancı kapılara salıp komşu kadının sütle yıkandığını göstermeseydi bu olmayacaktı. Ben komşunun karısının haftada bir gün süt havuzunda yıkamasaydım, sonra kanalizasyona bıraktıkları o sütü istemeseydim emin ol bunlar olmayacaktı; bu günahı işlemeyecektim. Beni şeytan yolumdan çıkardı. Düşündüm ki bu kadın bir kez bu sütte yıkanıyor, iki kişi yıkansa ne olur? Ben de yıkanıp kadınlığım artsın, yüzüm gözüm adamlara güzel görünsün istedim. Benim günahım budur. Şimdi gidip o kadını sütde yıkayacağım, sonra sen gelip bidona doldurduğum bu sütü getireceksin; katık yapıp satmaya devam etmeliyiz!..” Ben gayri ihtiyari konuştum: “Sen yıkandıktan sonra belki ben de yıkanırım...” *** Ben şimdi askerdeyim. Terhis olunca çıkıp Rusya'ya gitmeyi düşünüyorum. Bir Rus kızla evlenip orada kalırım. Bu taraflara artık hiç gelmem. Bize askerde her sabah süt veriyorlar. Herkes iştahla içiyor; benden başka! Azerbaycan Türkçesinden çeviren: Ahmet Yıldız Kapak resmi: Botero Azad Karadereli Gerçekedebiyat.com
KİTABI EDİNMEK İÇİN
YORUMLAR