'Ayağında Kundura'
İbrahim Tatlıses ilkin Ankara'da 'Kadınlar Matinesi'nde ünlü olmaya başlamıştı. Sevgilileri ve eşlerine şiddet uygulamasına karşın bu sevgi eksik olmadı. Hastanede olan Tatlıses'e acil şifalar diliyoruz.
1969 yılında… Bir yandan 6. Filo protestoları, anti-emperyalist öğrenci eylemleri ve sağ-sol çatışmaları tırmanırken 6 Ocak’ta ABD Büyükelçisi Komer’in ODTÜ’de arabasının yakılması, 16 Şubat’ta Kanlı Pazar yürüyüşü ve yıl boyu süren öğrenci çatışmaları, Türkiye’de toplumsal kutuplaşmanın derinleştiği dönüm noktaları oldu. 69 yılı yine de toplumun “Özgürlük İklimi” ile tanıştığı yıl oldu. Her yer gibi eğlence dünyası da hareketlendi. Ankaralılar… Özellikle orta yaşlı ve iyi gelirli kesim sahne maliyeti düşük sanatçıları çıkaran tavernalara gitmeye başladılar. Tavernalar fantezi müziği öylesine yaygınlaştırdı ki, o güne kadar orkestraların birer parçası olan sanatçılar bireysel programlar yapmaya başladı. Oktay Tem, Atilla Yelken gibi Ankara kökenli müzisyenler popüler olan Ferdi Özbeğen, Ümit Besen, Coşkun Sabah, Nejat Alp gibi şarkıcılarla rekabete girdi. Yeşilçam’ın seks filmleri furyasına teslim olmak istemeyen artistleri de gazino sahnelerinde boy göstermeye başladı. Tavernalarla rekabette sinema dünyasının yıldızlarını kullanan, diğer yandan da radyonun ünlü isimlerine sarılan gazinoların önemli bir silahı da o güne kadar pavyonları mesken edinmiş türkücüler ve arabeskçilerdi. Sokaklarda şiddet sürerken Kadınlar Matinesi de olaylara sahne oluyordu. Türkiye’nin 60’lı yıllarda tanıştığı ‘Kadınlar Matinesi’ genellikle cumartesi-pazar günleri öğleden sonraları düzenlenirdi. Kapıların açılmasıyla birlikte kadınlar birbirlerini ezercesine, yer kapmak için saldırır, çocuklarıyla iyi masa tutma kuyruğuna girerdi. Masa, yanlarındaki çıkınlarda haşlanmış yumurta, yalancı dolma, sigara böreği; termosta ayran, limonata ile doldurulurdu. Böylelikle dört saat sürecek eğlencede yiyeceğe çuval dolusu para ödemekten kurtulurlardı. Salondaki sessizlik bir anda yerini velveleye, bağırtı çağırtıya ve çığlıklara bırakırdı. Salon ter ve parfüm kokularıyla dolar, nefes ve vücut sıcaklığıyla ısınırdı. Her kafadan bir ses çıkardı: “Havalandırma yok mu burada?” “Boğuluyoruz ayol!..” Yanakları al al olmuş, gerdanlarından aşağıya boncuk boncuk ter dökülen her yaştan kadınlar, hayran oldukları şarkıcının sahneye çıkmasını beklerken çocukların çişinin gelmesi, tek tuvaletin kapısı önünde kalabalık oluşmasına neden olurdu. Çocuk erkekse çözüm kolaydı. Hemen bir su şişesi bulunur, masa altına girilir ve ohhh! Operasyon tamamlanırdı. Ankara’nın Demirtepe Semti’ndeki ‘Güneypark Gazinosu’nun cumartesi ve pazar günleri düzenlediği kadınlar matinesi işte bu görüntüyü yansıtırdı… Arabesk türkücü beklenirdi. TRT’nin her müzik dalında uyguladığı sansürü Arabesk müzikle delen Polis Radyosu bir gün Şanlıurfalı sanatçı Mukim Tahir’in söz yazarı ve bestekarı olduğu “Ayağında Kundura” türküsüne yer verince seslendirenin kim olduğu merak edilmişti. Zeki Müren de Kadınlar Matinesi'nin sevgilisiydi. Maksim Gazinosu'nda çılgın hayranlarıyla... O gün, o türkücü bekleniyordu. İstanbul’dan gelmiş, geceleri bu gazinoda çalışıyordu. Haftanın üç günü de kadın hayranları için matinelere çıkıp türküler okuyordu. İbrahim Tatlıses’ti adı… ‘Ayağında Kundura’ türküsüyle erkeklerin yanı sıra kadınların da gönlünde taht kurmuştu. Sokak çatışmalarıymış, geçim derdiymiş kimsenin umurunda değildi. Varsa yoksa İbo… O kırık, Türkçeden nasibini almamış türküsünde şöyle diyordu: “Ayağında kundura / yar gelir dura dura / ölürem ben ölürem vay / genç ömrümü çürüttüm / göğsüme vura vura / sineme vura vura / ölürem ben ölürem va / ölürem ben ölürem / nere gitsen gelirem / ben bir aşık çocuğam / arar seni buluram vay…” Urfalı inşaat işçisinin tiz bir sesi vardı. Geleneksel Türk müziğini öteleyen üslupta bir şeyler okuyordu. Halkımız da bunun özlemi içerisindeymiş gibi İbo’yu yere göğe sığdıramıyordu. Tıklım tıklım salonda içkisiz sarhoşlaşmış kadınların, “İbo, ibo” diye el çırparak tempo tutmaları görülmeye değerdi. Kadınlar, sabrın sınırlarını aşmış, histeriyle sarmalanmış nara atıyorlardı: “Hayırsız İbo…” “Bekleme çık artık…” “Yerim lan İbo seni!..” “Canım feda sana…” Çığlıklar caddelere taşınırken, İbo’ya çağrı üstüne çağrı tazeliyor, bir yandan da kalça döndürüp göbek hoplatıyorlardı. Sonunda bekledikleri an geldi. Heyecan dorukta, haykırışlar beddua tonuna dönüşürken, hep bir ağızdan, “Hayırsız!..” dediler. Kocaları işitse kendilerine beddua ediyor sanırlardı. Ellerindeki bıçak ve çatalları tabak kenarlarına vurmaya başladılar. Tempo doruk noktasına ulaştı: “İbo, ibo, ibo…” Ve hoparlörlerden beklenen anons duyuldu: “Çok değerli sanat sevenler, değerli hanımefendiler hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan gazinomuz Türkiye’nin en iyi sanatçılarını sizlerle buluşturmayı bir borç bilmektedir. Bugün Anadolu’nun, Orta Doğu ve Balkanların parlayan yıldızı, göz bebeğimiz Sayın İbrahim Tatlıses’i huzurlarınıza getirmenin mutluluğu içindeyiz. İşte karşınızda tatlı sesiyle İbrahim Tatlıseeees…” Yer yerinden oynadı. Tavan ışıkları yavaş yavaş kararırken sahne ışıkları saz heyetini aydınlattı. Keman taksimi çığlık ve naraları bastırmıştı. Parlak janjanlı ceketiyle İbo göründüğünde kadınlar bir kez daha feryat ettiler. Gülücükle cevap verdi İbo… Sahnenin tam ortasından masaların arasına uzanan dar yükseltideki kırmızı halı üzerinde yürümeye başladı, mikrofonu dudaklarına yaklaştırdı: “Güzellerim! … Güzeller güzelleri! Sizlere ‘hörmetim’ sonsuzdur. Hepiniz çok güzelsiniz. Ay bu ne güzellik böyle! Beni bu duruma sizler, sizlerin sevgisi getirdi! Sizlere sevgim ve hörmetim sonsuzdur vallahi…” dedi. Salon alkış sesleri ve ‘İbo’ çığlıklarıyla çınlıyordu. Yarı beline kadar eğildi, selam verdi. Bir daha eğildi, diz çöktü, türküsüne başladı: “Ayağında Kundura…” Arabesk şarkının gizemi kadınlar üzerindeki etkisini hemen göstermişti. Tempo tutuyor, tekrara katılıyorlardı. Kim bilir belki de arayıp da bulamadıkları mutluluğu İbo’nun sesinde yakalamışlardı. Yüzlerinde gülücükler açıyordu… Normal hayatlarında ağırbaşlı, içine kapanık olan Türk kadınları nasıl oluyor da ‘Kadınlar Matinesi’ne gelince bu kadar dağıtabiliyorlardı. Oysa onlar için her şeyin mübah olduğu tek yer Kadınlar Matinesiydi. Saatlerce hiç durmadan oynayan kadınların orası burası açılmış… Kime ne... Selim Esen



Gercekedebiyat.com













