İran
İranlı aydınlar akıllarına kötü şeyler getirmemeyi sürdürürken, mollalar, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyeceklerini, okullarda aynı sınıflarda olamayacaklarını, birlikte spor yapamayacaklarını duyurdular.
Dünyanın gündemi… ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırısı ve sonrasındaki gelişmeler. Diken üzerindeyiz… ABD-İsrail ikilisi emperyalist saldırgan, İran ise, dinci. İran’da Her şey 14 Ocak 1979 günü değişmişti. İran Şahı ailesiyle birlikte ülkesini terk etmiş, 17 gün sonra, 1 Şubat 1979’da da Ayetullah Humeyni, 15 yılık sürgünün ardından sonradan kendi adını alacak olan “Tehran İmam Khomeini” havaalanında sevgi gösterileriyle karşılanmış; İran Devrimi’nin lideri ilan edilmişti. Tahran’da, İran tarihinin en büyük yürüyüşü yapılmıştı. Katılımcılardan liberal Musaddık’ın ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyanlar, mollalarca dövüldüler. Ertesi gün… Bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına ‘İslam Mahkemesi’ denilen bir yerel heyet tarafından 35 kamçı cezasına çarptırıldığı haberi duyuruldu. İran aydınları ne yürüyüşü ne de bu olayı ciddiye almadılar, ‘üç beş sapsızın işi’ diye geçiştirdiler. Bira ve şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilmesi, filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde de hiç durulmadı. İranlılar, ‘ufak tefek şeylerin’ toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabalarını etkilemesini istemiyorlardı. İranlı aydınlar akıllarına kötü şeyler getirmemeyi sürdürürken, mollalar, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyeceklerini, okullarda aynı sınıflarda olamayacaklarını, birlikte spor yapamayacaklarını duyurdular. “Fahişelerin Müslüman kadınların yanında yeri yoktur” dediler, kadınlara örtünme zorunluluğu getirdiler. Üniversitelerde çatışmalar çıktı. Şah İsmail'in oğlu Tahmasp'ın yaptırdığı ünlü Gülistan Sarayı UNESCO dünya mirası listesindedir. Nice sonra aydınlar uyandılar, rahatsız olmuşlardı. Kadın sorununun ön plana geçmesini istemiyorlardı. ‘Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir’ diyorlardı. Sömürüden söz ediyorlardı. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı! Oysa, peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar gözler önünde dövülüyor, yüzlerine kezzap atılıyordu. Ülkenin aydınları bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüyor, umursamıyorlardı. “İttifak”, “eylem birliği” diyorlardı… Kökten dincilik ateşi tüm ülkeyi kasıp kavuruyordu. Toplumun geniş katmanlarını otoritesi çevresinde birleştiren Humeyni, İran’ı din devletine dönüştürmeye başlamıştı. Şah tarafından sürgüne gönderilmesinin 15’inci yıldönümü olan 4 Kasım 1979 Pazar günü, gösterici öğrenciler ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’ni bastılar, Amerikalı 52 diplomat ve görevliyi rehin aldılar. Şahın İran’a gönderilerek kendilerine teslim edilmesini istediler. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ise, yedi ay sonra Temmuz 1980’de Mısır’da kanser’ den hayatını kaybetti. 70’li yıllarda… Şah Pehlevi’nin genel uygulamaları yanında, Pers Krallığı’nın 2.500’üncü yıldönümünü kutlamak amacıyla düzenlediği abartılı törenler, radikal İslamcıları öfkelendirmişti. Şah Pehlevi bu öfkenin karşılığında ülkedeki İslam takvimini kaldırıp yerine Farsi takvimi getirerek radikal İslamcılara adeta meydan okumuştu. Bu ve benzeri nedenlerle hoşnutsuzluk yaygınlaşırken, Şah baskıcı tutumunu gün geçtikçe sertleştirdi. Tüm bunlar da Humeyni’ye olan desteği güçlendirdi. 1978 yılında İran’ın büyük kentlerinde Şah karşıtı gösteriler başladı. Yaşam standardı ve genel beklentiler açısından doyumsuzluk tepkilerini dışa vuran alt ve orta sınıf, radikal öğrenci gruplarının sokak gösterilerini destekledi. Bu ortamda Humeyni, Şahın zaman yitirilmeden devrilmesi çağrısını yaptı. Aralık 1978’de silahlı kuvvetler de ayaklanmaya katılınca Şah, ABD büyükelçisinin önerisiyle 14 Ocak 1979 Pazar günü ülkesinden ayrılmak ya da daha gerçekçi bir tanımla, kaçmak zorunda kaldı. Humeyni, “Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız” diyor, genç mollalar terör estiriyordu. Kitapevleri yağmalandı, gazete bayileri ateşe verildi. Şiraz’da ‘İslam Mahkemesi’ eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam etti. Tahran’da üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna dizildi. Televizyonun kadın spikerleri sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri gerekçesiyle kovuldular. Uyuşturucu olarak değerlendirilen müzik yasaklandı. Alkol kullananlar kırbaç cezasına çarptırıldı. Şeriat yasları uygulanıyordu. Humeyni rejimi baskıcı iktidarını, Şah döneminde olduğundan daha da katılaştırmıştı. Muhalefetin susturulması, aykırı seslerin kesilmesi amacıyla binlerce kişi idam edilmişti. Aydınların sesi çıkmıyordu... Kendilerine dokunulmadığı sürece olup bitenlere seyirci kalacaklardı. 24 Eylül 1902’de Humeyn kentinde doğan Ayetullah Humeyni, İran’da çoğunlukta olan Şii mezhebindendi. Gençlik yıllarında Kuran’ı ezberlemiş, Kum kentinde kendini Şii mezhebinin öğretisine adamıştı. Şii hiyerarşisi içinde sürekli yükselmiş, mürit edinmişti. 1941’de İngiliz ve Sovyet birlikleri İran’ı işgal ettiğinde, Muhammed Rıza Pehlevi, İran’ın ikinci “çağdaş” Şahı olarak tahta oturtulmuş 1963 yılında “Beyaz Devrim” i ilan etmişti. Devrim, dini kişi ve vakıflara ilişkin toprakların yoksul köylülere dağıtılmasını, kadınlara eşit haklar tanınmasını ve diğer çağdaş reformların gerçekleştirilmesini öngörüyordu. Ayetullah unvanına ulaşan Humeyni ise, Şahın “Beyaz Devrim” ini kınayan ilk dini lider oldu. Kum kentindeki dini eğitim merkezinden yayınladığı öfkeli mesajında, Şahın devrilmesi ve bir İslam devleti kurulması için halka sürekli çağrılar yaptı. Şah’ın1963 yılında Ayetullah Humeyni’yi hapse attırması, ülke genelinde büyük kargaşaya neden oldu. Şah, bunun üzerine, 4 Kasım 1964 Çarşamba günü, Humeyni’yi sürgüne gönderdi. 15 yıl sonra ülkesine geri dönen Humeyni, yaklaşık bir yıl sonra, 3 Haziran 1989’da Tahran’ın kalp hastanesinde öldü. Cenaze törenine iki milyon taraftarı katıldı. Yerine Ayetullah Ali Hamaney getirildi. 90’lı yılların başında İran’da küçük de olsa, bir demokratikleşme hareketi görüldü. Bu hareketin ulaştığı son nokta1997’de yapılan özgür seçimler oldu. Ilımlı reformist kimliğiyle tanınan Mohammed Khatami devlet başkanı seçildi. Daha sonraki dönemlerde radikal grupların ve mollaların, iç ve dış politikadaki ağırlıkları daha da arttı. Ali Hamaney, Şah Muhammed Rıza Pehlevi’den sonra geçen yüzyılın en uzun süre görev yapan ikinci İran lideri oldu. 28 Şubat 2026’da öldü. Sonrasını… Birlikte izliyoruz. Selim Esen ![]()
Gercekedebiyat.com














