72-kogus-ast-selim-esen-20260726125754751.jpg


26 Ocak 1967 Perşembe gecesi…

Kızılay Ihlamur Sokak’taki Ankara Sanat Tiyatrosu’nun önü ana baba günüydü. Orhan Kemal’in sahneye çıkan ikinci yapıtının ilk gecesiydi.

O güne dek kıyısından köşesinden anlatılan hapishane, ilk kez Orhan Kemal’in kaleminden sahneye geliyordu.

72. Koğuş…

Oyunda, Kaptan’ın ölümü, âdem babaların bilinçlenmelerini ve kendilerini sömürenlere karşı çıkmaları anlatılır. Karşı çıkış, insancıl, insan onurunun, canlı olarak korunmasıdır. En onulmaz acılar yaşayan, ezilen, küçümsenen, aç-açık kalan kişiler; sıra insanlık onurlarına gelince aslan kesilirler.

Oyun, Rizeli Kaptan’ın gelen parasını arkadaşlarına dağıtması, koğuştakilerin hepsini kurtarmak için girişimleri, onurun yüceltilmesi çabalarının göstergesidir. Âdem babaların geçici varlık döneminden sonra, eski yoksulluklarına dönmeleri ve koğuştakilerin baştan beri görülen bilinçsizliklerini sürdürmeleri ile son bulur.

Orhan Kemal eserinde, gerçekçiliğin ipuçlarını verir: koşullar ne olursa olsun, onurun korunması, aşağılanmaya karşı direngenlik ve onurun ezilmesi durumunda asla ödün vermemektir.

Yazar, üç yüz oyunu aşan, öykü olarak beş altı kez basılan 72. Koğuş’u nasıl yazdığını şöyle anlatır:

“1953-54’ün kışı… Vakit gece. Dışarda sulusepken, kendini Haliç Feneri’nin ahşap evleriyle ıssız sokaklarına kaldırıp kaldırıp vuruyor… Ufacık ufacık iç içe iki odada oturuyoruz. Aylık kira kırk lira. Evet, sadece kırk lira ama aybaşlarında düzenli bir şekilde ödeyemiyorum. İki aylık birikmiş, üçüncü aydan da almışız. Buna evin kaynaması gereken tenceresini, ekmeğini ekleyin, çocukların ayakkabılarıyla kışlık giysilerini ekleyin. Nerdee? … Mangal, soba yok o sıra evimde ya ne keder? Eski gazocağına yarım kilo mu bir kilo mu gazyağı doldurtmuşum. Geçiyorum iç odaya. İç oda büsbütün soğuk, buzdolabı adeta. Yakıyorum ocağımı. Avuçlarıma hohlayarak başlıyorum. Neye? Günlerdir kafamda dönüp dolaşan 72. Koğuş hikâyesine. Yazı makinem falan yok. Ama eski harflerim var. Hızlı yazıyorum bu harflerle. Kendimi işe kaptırdığımı hatırlıyorum. Bir de kendime geliyorum ki sabah olmuş. Hikâye de bitmiş… Sonra yeniden oturup yeni harflerle temize çekiyorum. Bu işte öğleye doğru bitiyor, öğleden sonra magazinlerden birine koşuyorum… Ertesi gün küçük avanstan o kadar eminim ki su bardağında bilediğim paslı jiletimle şıpınişi bir tıraş, koşuyorum. Eserlerimi teslim ettiğim dergi sahibi yerine odacı çıkıyor karşıma: ‘Sanat müşavirimiz müstehcen buldu. Müsveddelerinizi buyurun…’ Ne karım ne de çocuklarımda tek laf. Kendimi sedire bir kalıp gibi bırakıyorum. Serde erkeklik olmasa ağlayacağım. Hem de katıla katıla…” (Ayhan Yetkiner, Konuşan Kalemler, Saygı Yayınları, 1969, s.144-146)

Asaf Çiğiltepe’nin sahneye koyduğu oyunun dekor ve giysilerini Osman Şengezer tasarlamıştı. Aşık Mahsuni, sazıyla sesiyle eşlik etmişti. Oyun, seyirciden gördüğü ilgi, yapılan değerlendirmelerle ilgi çekmiş, yaklaşık 140 bin kişi izlemişti. Elli yıl önce Devlet Tiyatrolarında bile 100 bin satışa pek az rastlandığı düşünülürse, AST için bu büyük bir başarıydı.

AST oyun seçimindeki tutarlığı, ciddiyeti, önemi ile başkentin en başta gelen sahnesi oldu. Orhan Kemal’e sahne kazandırmasıyla da ün kazandı. 72. Koğuş dokuz yıl sahnelendi. En fazla seyirci toplayan oyun oldu.

Ama, ne yazık ki…

AST’ın kurucusu, oyunun yönetmeni Asaf Çiğiltepe, birkaç ay sonra, 7 Haziran 1967’de geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirince; ulaşılan sonucu göremeyecekti.

Selim Esen
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler