selim-esen-hidayet-sayin-20260812052055887.jpg


“İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, oysa yaşamadıkça yaşlanırlar” diyor Aydın’ın Karahayıt köylüsü…

Hidayet Sayın.

“Çok uzun bir yaşam sürmüş olan biri, ‘bunu ben yaptım’ diyebileceği bir ürün ortaya koyamamış, topluma yararlı çocuklar yetiştirememiş, hatta bir ağaç bile dikememişse, o kişinin yaşamı, bitkisel bir yaşam sayılmaz mı?” diyor.

İçimizden biri, Bülent Ecevit de taçlandırıyor Sayın’ın sözlerini:

“Pülümür’ün bir dağ köyünde gördüm onu / Yaşını sordum, bir giz gibi güldü / Kimi seksen dedi köylülerden, kimi yüz / Yüzüne baktım, bir giz gibi güldü // Bir asa vardı elinde / Bir solmuş krallığın / Kadifeden harmanisi üstünde / Bir Hititliydi o, bir Selçukluydu / Bir Ermeni’ydi, bir Kürt / Bir Türk…” (Bülent Ecevit, Pülümür’ün Yaşsız Kadını, 1969.)

İnsan anılarına sığınır ya bazan…

Yıl 1963…

Devlet Tiyatrolarında “Topuzlu” adlı oyun sahneleniyor. 254 temsil yaparak haklı bir şöhrete ulaşıyor. Ertesi yıl bu kez Kent Oyuncularının sahnelediği “Pembe Kadın” büyük ilgi görüyor. 500 kez sahnelenerek bir başarı daha elde ediyor.

Yazarı Hidayet Sayın.

O bir çocuk doktoru. “Topuzlu” ve “Pembe Kadın” onu tiyatro izleyicilerinin tanıdığı Orhan Asena, Turgut Özakman, Haldun Taner, Cahit Atay, Aziz Nesin, Çetin Altan gibi yazarların arasına alıyor.

O günden bu yana Hidayet Sayın 136 oyun yazıyor, kitap olarak da yayınlıyor. Ne ki, özellikle DT yöneticilerinin yaklaşımındaki inceliği görememenin kaygısını taşıyor. Ve… Bunun insanı, insana, insanla anlatan bir sanat dalı olarak tanımlanan tiyatronun içindeki ‘insan kavramını’ zedelediğini düşünüyor. Tiyatronun onursal kimliğine yakıştıramıyor.

Ne demeli…

Hidayet Sayın’ı 2004-2009 yılları arasında düzenlenen Kuşadası Öykü ve Şiir Günleri etkinliklerinde tanımıştım. “İnsan” yanı, derinlerde gizlediği yiğit devrimci duruşu…. Yaşam boyu tutarlı, güvenilir, sağlam bir insan olmasını kapsıyordu.

Ama bu sayılanlar yetmez:

O, örnek bir eş, örnek bir baba, örnek bir dede, örnek bir kayınbaba, örnek bir ağabey, örnek bir Anadolu insanı, örnek bir centilmen, örnek bir tiyatro yazarı, örnek bir dost, örnek bir hatiptir.

Kitaplarını ve yazılarını da unutmayalım:

Yazar, araştırmacı, aydınlanmacı, Türkçeci, uyarıcı, irdeleyici, gerçekçi, kuramcı, uygulamacı, gözlemci, kılavuz, kanıtlayıcı, eğitimci olarak da yetkin bir insandır.

Onu, hep bağlı kaldığı yaşam biçimine, kendine özgü eğilimlerine bakacak olursak karşımızda örnek bir halk insanı, örnek bir dayanışmacı görürüz.

Niteliklerini saymayı sürdürmeliyim:

Hidayet Sayın, işlek zekalı, duyarlı, çalışkan, iyiliksever, uyumlu, coşkulu, incelikli, kararlı, erdemli, içtenlikli, kişilikli, güler yüzlü, hoşgörülü, huzurlu, onurlu, uygar, gösterişten uzak, görünüşü hep düzgün bir büyüğümüzdür.

2021’de bir Ağustos günü…

Eşim Sultan Su Esen’le erken bir öğleden sonra Kuşadası’ndaki yazlığında ziyaret ettiğimizde:

“Neydi derdiniz bu sıcakta?” demişti.

Gülüşmüş… Yaşananları dillendirmiştik...

Tiyatro ilgisi öğrencilik yıllarında başladı Hidayet Sayın’ın... 1965-66 tiyatro sezonunda Kent Oyuncuları tarafından sahneye konulan “Pembe Kadın” oyunuyla tanındı. Öncesinde, Topuzlu (1963), Sonraları; Kördüğüm (1965), Küçük Devler (1967), Uzak Dünyalar (1971), Yabancılar (1975), Köşe Kapmaca (1975), Uzun Bir Hecedir Aşk (2007) yapıtlarıyla hak ettiği yere ulaştı.

Sayın’ın önceliği emeğe ve insana saygıdır…

Her şeye karşın kalemi durmaz. Hiçbir zaman çalakalem, laf olsun diye yazmaz. Vodvil ve fars dışında elinden geldiğince yazar, ardında bir iz bırakmaya çalışır.

Yazarı şöyle önceler:

“Çağının en anlamlı ve önemli tanığı olan yazar, yapıtlarında yaşamı sarsar, inceler, parçalara ayırır ve estetik bir bütünlük sağlarken, üretmenin keyfini yaşar. Yılgınlığa düşmeden ortaya koyacağı özgün yapıtlarıyla, başkalarının da dünyaya renkli ve ışıklı pencerelerden bakmasını sağlar… Yazar doğru sonuca varmak ve doğru yanıtı bulmak için, doğru soruyu sormak zorundadır. Bu, yazarı diğerlerinden ayıran özelliklerden biridir. Doğru soru ise, ancak özgür ortamlarda ortaya çıkar. Bu da sanatçının seziş gücüyle doğru orantılıdır.” (Hidayet Sayın, Kuşadası’nda Öykü’ye ve Şiir’e Yolculuk, “Edebiyat ve Öteki Sanat Dalları” konulu bildiri, Kuşadası Belediyesi Yayınları, 2008, s.188)

Eğer “medyatik” diye “tanınma”yı öngören bir niteleme varsa, onun tam karşıtıdır Hidayet Sayın. Yığınlarla iletişim sağlamasına karşın, aslında kof olan kitle iletişim araçlarının oyununa gelmekten öylesine çekinir ki, bu konuda herhangi bir fırsatla üzerine pislik sıçramasını önlemek ister gibi, hep tetiktedir.

Sorar Hidayet Sayın:

“İnsana saygının örselendiği dünyada, başka hangi değer yaşamın merkezine oturtulabilir ki? Bizim kuşak insan ilişkilerinin iyi işlediği bir dönemi gördüğü için, şimdi daha çok acı çekiyor… Ama çocuklarımıza yaşanası bir dünya bıraktığımızı sanan biri var mı içinizde? Ne mutlu ona ki, uzun bir rüyada yaşamakta.”

97 yaşındaki Hidayet Sayın’ı, toplumun çoğunlukta olan belli bir kesimi tanır mı? Onu beğenir ve benimser mi?

Benim yargım şudur:

“Bu duruma düşürülmüş bir toplumun Hidayet Sayın’a değer vermesini istemem. Kendisi de istemez zaten…”

Selim Esen
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler