‘İnanışındaki inatla’ özgün bir karikatürcü: Tonguç Yaşar
Ankara’da, arkadaşım Levent’le kol kola girmiş sokakta önümüze çıkan ne kadar tanıdık amca-teyze varsa sormuştuk; “Cüneyt Arkın mı, Yılmaz Güney mi” diye. Levent “Cüneyt Arkıncı” idi, ben “Yılmaz Güneyci”… On altıncı baharımızdaydık… Çocukluk işte… Aklımızca, hangisinin ismi daha çok söylenirse, onu tutan galip gelecekti! Gırgır dergisi okuru olmaktan başka, arkadaşlarımın arasında çağın rüzgârından, dönemin ruhundan, yanı sıra Yılmaz Güney sinemasından galiba en çok etkilenen bendim. Hele Yılmaz Güney’in, ‘Umut’tan başlayarak hiçbir filmini kaçırmadığım gibi onunla ilgili her haberi merakla izliyordum. 1978’in yaz tatinde, Yılmaz Güney’in çıkardığı “Güney” kültür-sanat dergisi geçti elime. Yeni yeni karikatürler de çiziktirdiğim o günlerde, derginin 8. sayısında rastladığım bu karikatüre çarpılmıştım: ‘Tonguç’ imzasını ilk kez o zaman okumuş, ‘Tonguç Yaşar’ ismini ilk kez o zaman duymuştum. Hayranı olduğum Yılmaz Güney ile bir karikatür ustası Tonguç Yaşar omuz omuzaydı ve ne şahaneydi… O günden sonra ne zaman Güney dergisi görsem, sol dünya görüşlü, tam sayfa yayınlanan o güzelim, özgün “Tonguç” imzalı karikatürleri aradım ilk iş olarak. Gırgır’da gördüğümüz karikatürlerden farklıydı, evet, özgündü bu karikatür anlayışı. Tonguç Yaşar’ın bir karikatürüne tam sayfa ayrılması da özellikle ilgimi çekiyordu. Güçlü bir içerikle güzel çizilmiş bir karikatür, iç sayfada yayınlanmış ‘kapak karikatürü’ etkisi yaratıyordu bende ve böylece haftalık gülmece dergilerinin estetiğinden apayrı, bir kültür-sanat dergisine yaraşır karikatürün tadını duyumsamaya başlamıştım. Günü gelip İstanbul’a taşınınca ve karikatürcülük, çizgi-filmcilik mesleğim olunca, hem Çizgi-filmciler Derneği’nin hem de Karikatürcüler Derneği’nin etkinliklerinde Tonguç Yaşar ustamızı yakından tanımak şansı buldum. Ömrü kısa süren Çizgi-filmciler Derneği’nin çalışmalarında (‘çatışmalarında’ mı demeliyim), ikiye bölünen üyeler arasında karşı gruplarda yer almamıza rağmen, Karikatürcüler Derneğinin etkinliklerinde karşılaştıkça sıcak ağabeyliğini hiç esirgemedi benden. O günlerde, bu kez de; “Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü?” isimli çizgi-filmine çarpılmıştım. Her soylu sanatçı gibi, bir ayağı evreni dolaşsa da, bir ayağı kendi ülkesinin toprağına basıyordu Tonguç Yaşar’ın… Bu nedenle ‘Geleneksel’ olana dudak bükmeden, onu aşıp ‘çağdaş’ olana ulaşan bir yorum aramış ve başarmıştı ‘Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü?’ çalışmasıyla. Arayışında, kuşağından başka çizgi-filmciler gibi işin kolayına kaçmamıştı üstelik. Hat sanatımıza özgü estetiği, yaratıcı ellerinden geçirip canlandırma sinemamızın en özgün yapıtına dönüştürmüştü. Tonguç hocamız her şeyiyle farklı, bambaşka bir sanatçı kimliği sergiliyordu. Bu yüzden çok rahatlıkla söyleyebiliriz; Türk karikatürünün ve canlandırma sinemasının çok yönlü ve en özgün sanatçılarının başındaydı.
“Onda çağdaş bir Avrupalı sanatçının özelliklerini görürsünüz. Yüzü, kılığı ve inanışındaki inatla…” demiş, gençlik günlerinin “patronu” Yusuf Ziya Ortaç… “İnanışındaki inatla” saptamasına bayıldım… Kendi sanat anlayışında inançlı ve vazgeçmeyen bir sanat adamıydı… “Otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğu” olarak, marifetin gördüğü iltifat ülkesinde ne kadarsa artık, kültür-sanat dergilerinin yakışığı bir sanatçı oldu. Elinden geleni fazlasıyla yaptı ve 15 Aralık 2019’da, 87 yaşında yıldızlara karıştı. Ben Tonguç Yaşar diyeyim, siz “Sonsuz Yaşar” okuyun… Tonguç hocam, özellikle içeriğini seveceğinizi düşündüğüm bu karikatürümü bütün sanat emeğinize armağan ediyorum: Mustafa Bilgin
Oturanlar soldan sağa: Akdağ Saydut, Hasan Seçkin, Tonguç Yaşar, Mustafa Bilgin
Gerçekedebiyat.com