cereyanlar-tanil-bora-vam-20260228103540098.jpg


Tanıl Bora’nın Cereyanlar adlı kitabını hem hapisteki İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hem CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in okuduğunu söylemesine ilkin odatv'deki yazısıyla Soner Yalçın dikkat çekti. Tartışma özellikle sosyal medyada alevlendi. Tartışmalar devam ediyor. Tanıl Bora’nın CIA ajanı Prof. Vamık Volkan’ın izinden gittiğini unutmamak gerekiyor.

Özgür Özel en son fonlu yayın organı T24’ün salonlarında verdiği röportajda Kılıçdaroğlu’nun CHP tabanıyla dalga geçmesine benzer cüretkarlıkla, “Başucu demişim, belki daha da kızarlar, temel başvuru kitabı… Türkiye siyasi tarihini bu kadar iyi özetleyen acayip bir eser var. Büyük haksızlık yapıyorlar” dedi. 

Aslında konu derin: 12 Eylül sonrası neoliberal yapılanmanın saldırıları sürüyor; Vamık Volkan gibi CIA şeflerinin elemanları yerli yerinde duruyor, her yere sızma harekatlarına da aynı iştahla devam ediyorlar.

BİRİKİM İLETİŞİM LİBERAL SOL

Birikim dergisi, Amerikan sosyolojisi sevdalısı Toplum ve Bilim dergisi yetmemiş olacak ki Murat Belge, 'dayısı Yakup Kadri’den kalan mirası batıracak' uyarılarını dikkate almadan (demek ki bir bildiği varmış) İletişim Yayınevi’ni kurmuştu.

İletişim’i kurduğu yıllar (resmi tescil 1982 faaliyet yılı 1983), darbe sonrası liberal ekonomi anlayışının bütün hız ve şiddetiyle uygulandığı, ülkenin her bakımdan ‘dünyaya açıldı’ğı, yani liberal ekonomi ile liberal düşüncenin ülkeyi adeta istila ettiği bir dönemdir.

Bu yıllar aynı zamanda ‘liberal sol’ akımların da geliş(tiril)diği yıllardır! Hele Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte daha da gemi azıya alan bu çevrelerin 'tarihin sonu' naraları hâlâ kulaklarımızda!

Tarih, İletişim Yayınları’nın, Murat Belgelerin, Mete Tunçayların, Nilüfer Gölelerin, Tanıl Boraların önünü açıyor, zamanın entelektüel modası bu neoliberal yeni sol çevrelerden oluşuyordu.

Bir yandan tutuklamalar işkenceler, idamlar sürüyor bir yandan ‘Yumuşak güç’ cazibe ve meşruiyet araçları (alanları ve hatta dünya görüşleri ayrı ama aynı türküyü söyleyen yayınevleri, dergiler, yeni yazarlar, şairler, yeni kavramlar, yeni politikacılar...) devreye sokuluyordu. 

POLİTİK PSİKOLOJİ

Türkiye, ‘Politik psikoloji’ deyimiyle ilk kez tanışıyordu. (Bu işin uzmanı Vamık Volkan’la ilgili Türkiye’de belki de tek ve ayrıntılı bilgileri Levent Yakış solitiraz.com sitesindeki köşesinde yazmıştı.)

Politik Psikolojinin dünya çapında en önde gelen uzmanı “Dünya tarihini değiştiren önemli olaylara katkılarım oldu” diyen namı diğer ünlü CIA ajanı Kıbrıslı Türk Prof. Dr. Vamık Volkan ABD’den gelip kurduğu ‘Ekopolitik’ ekibiyle Türkiye düşünsel ve politik alanını ustaca şekillendiriyordu.

Politik Psikoloji, Volkan’ın “Büyük Gruplar” adını verdiği etnik, kültürel gruplara ve uluslara yoğunlaşmış disiplinler arası akademik bir alandı. Politik Psikolojiye göre aşırı ideolojilere bağlanma, derinde yatan, tarihsel köklere sahip motivasyonlardan kaynaklanıyordu.

Motivasyon kaynakları arasında en önemlileri Seçilmiş Travma ve Seçilmiş Zaferdir. Her ikisi de topluluk kimliğinin oluşmasında başat rol oynar.

Seçilmiş Travma, grup üyelerinin geçmişte yaşadığı acı çekme, çaresizlik ya da utanç duygularına yol açan olayların nesilden nesile aktarılarak ortak hafızada kalıcılaşmasıyla ortaya çıkar.

Seçilmiş Zafer ise, tersine, grup üyelerine gurur ve üstünlük veren olayların sonucudur, nesilden nesile aktarılacak denli güçlü duygulara yol açar.

Travmalar grup kimliğini pekiştirmede zaferlere göre çok daha işlevsel. Yaşanan acılar sevinç, gurur üstünlük duygularına kıyasla daha kalıcı izler bırakıyor. Hele yaşanan acı doğal felaketlerin veya istem dışı gelişmelerin değil bir başka grubun eyleminin sonucu gerçekleşmişse buna dönük intikam duygusu grup kimliğini sürekli diri tutuyor.

Bir grubun zaferi diğer grupta travmaya yol açmışsa ortak tarih, aradaki ilişkiyi asırlar sonra bile etkileyebilmekte. Güncel sorunlara gerçekçi çözümler bulmayı engelliyor bu durum.

Önce geçmişin gölgesinden kurtulmak gerekiyor! Tarihsel olguları açıklığa kavuşturup travma yaşayan grubun yas tutması mutlaka sağlanmalı! Hele travmaya yol açan grup yası paylaşabilirse ilişki çok daha sağlam bir zemine oturacak, dışarıdan yardıma gerek kalmaksızın karşılıklı oturup sorunları çözebileceklerdir!

Prof. Vamık Volkan bu işin uzmanı ‘görevli’ olarak Güneydoğu Asya’dan tutun Kafkasya’ya oradan Balkanlar, Baltık ve Kıbrıs’a dek Dünyanın bütün sorunlu bölgelerinde bizzat koşturarak, Politik Psikolojinin kuramsal çerçevesini, tecrübelerini ABD lehine sonuç elde etmede sonuna kadar kullanmış bir kişidir.

Gittiği her yerde ulusları devletleri ayrıştırma yönünde çaba sarf etmiştir. 

Ayrıştırmada izlenen yol basittir, toplumları sürekli travmatik geçmişe odaklamak. (Örneğin bunu, Terry Eagleton "Kaşınmayan yeri kaşımak" Paşinyan ise daha açık "1939'da nasıl Ermeni Soykırımı gündemi yoktu da 1950'de Ermeni Soykırımı gündemi nasıl ortaya çıktı?" diye sorarak netleştiriyor.) İşte böyle sönümlenmiş travmaları yeniden canlandırdılar, canlılığını sürdürenleri daha da alevlendirdiler. Buna uygun bir geçmiş yoksa pireyi deve yaparak, olmadı düpedüz uydurarak yeni travmalar icat ettiler.

‘TARİHLE YÜZEŞİN’: YA TÜRKLER SUÇLUDUR YA CUMHURİYET

Bir dönem topluma nefes aldırmayan “Tarihle Yüzleşelim” histerisi rasgele ortaya çıkmış entelektüel züppelik değildi yani, inceden tasarlanmış kapsamlı psikolojik operasyonun mottosuydu.

Dr. Volkan ülkeden nihayet çekip gittiğinde bize bıraktığı adeta travma manyağı haline gelmiş bir toplumdur. Müsebbipler de ya Türklerdir ya Cumhuriyet! Osmanlı dönemine uzanan olaylarda sorumluluk Türklerdedir, sonrası için her tür melanet Cumhuriyetin kurumsal kimliğine etiketlenmiştir!

Ermenileri katletmiş, Kürtleri, Rumları, Süryanileri, Dersim’de Alevileri katletmiş, Müslümanları mağdur etmiş, 12 Eylül darbesiyle cemi cümlemizi ezmiş failler... Bütün mağduriyetler aynı çuvala dolduruldu. Çuvalın dibini kazısak, sırasını bekleyen daha gün yüzü görmemiş envai çeşit mağduriyetle karşılaşacağımız kesin. Gerçek veya sanal hepsinin toplumda şu veya bu ölçüde karşılığı var.

Kim neden yapmış, sınıfsal toplumsal bağlamı ne; hangi dönemde gerçekleşmiş, tarihsel bağlamı ne önemi yok at çuvala gitsin.

Diğer yandan, Seçilmiş Zaferlerimiz teker teker elimizden alındı. Hem de Vamık Volkan alay edercesine Atatürk’e, Cumhuriyete övgüler düzerken başardılar bunu. 

Suçun hepsini İslamcılara yüklemeyelim, sol liberallerin, hatta devrimci, sosyalist kişi ve grupların önünü ardını düşünmeden Cumhuriyete yönelttiği insafsızca eleştiriler, kuruluş sürecine faşist diktatörlük yaftası vuran, kurucu kadroları değersizleştiren söylemler (yeri gelmişken, Yalçın Küçük’ün adını da yad edelim) Cumhuriyete savaş açanların ekmeğine yağ sürdü.

Emperyalistler adına iş gören Dr. Volkan’ın toplumun geneline yaymaya çalıştığı düşünsel-psikolojik iklimin finalinde, travma yüklediği gruplar artık diğerlerinden ayrı yaşamak isteyecek, travmaların müsebbibi varsayılan “suçlu” gruplar ise suçlarının vebali olarak mağdurların ayrılıp gitmesine merhametle rıza gösterecekti.  

TANIL BORA: ATLETİK ve ENERJİK

Tanıl Bora işte bu büyük kuşatmanın -Başarılı demeyelim ama- çalışkan (bir atlet gibi!) enerjik bir üyesidir. Vamık Volkan’ın militanı bu köftehor, Türkleri, onun Atatürk’ünü, kurdukları Cumhuriyet’i yazdığı her cümlede büyük bir kin ve nefretle aşağıladı. Vamık Volkan’ın yeşertip ekmeye çalıştığı zehirli tohumları genç beyinlerimize akademisyen adayı çocuklarımıza şaşılacak bir iştahla zerketti! 

Tanıl Bora’yı okuyanlar Cumhuriyet’i kuran önderlerimizin her birinin aslında birer Kenan Evren olduğunu sanır; Bora 12 Eylül’ü ta Cumhuriyet’in ilk yıllarına taşıdı arsızca!

Öyle bir duruma geldik ki politika, akademia, edebiyat ve sanat alanında yükselmek isteyen her yetenek bu kişilerin dergi ve yayınevlerinin yatak odalarından geçmeden ‘artis’ olamaz hale geldi. Bu tayfanın tezgâhına düşmüş nice yetenek, yılan zehri bulaşmış gibi ülkesine halkına kendine hayrı kalmayan donmuş beyinler haline geldi.

Ne var ki bu güruhun bir türlü başaramadığı ve onları çıldırtan bir somut gerçek vardı: Sıradan insanlara, halka aynı ölçüde nüfuz edemediler!

Bu halk Osmanlının çöküşünü, Anadolu coğrafyasının hangi koşullarda güç bela elde tutulduğunu kolektif hafızasında taşıyan imparatorluk kültüründen gelmiş büyük bir halktı. Cumhuriyete inancı sarsılsa da doğru bildiklerinden kuşkuya düşse de içgüdüsel refleksle tarihle yüzleşelim teranesine, BOP’a, Çözüm Sürecine hep soğuk baktı, direnç gösterdi. Dağılıp gitmekten korktu, Dimyata pirince  (Yeni Osmanlı) giderken evdeki bulgurdan olmaktan çekindi.

Halka nüfuz edemeyince de zora başvurdular, ele sopa aldılar. Sopaysa Tanıl Bora ve şürekasının ‘Kürtler’ diye tanımladığı PKK’ydı, Türk halkını çoluk çocuklarını katlederek korkutarak yıldırarak yola getireceklerdi ama o sopa da ellerinde kırıldı.

CUMHURİYETİN KURULUŞ PARADİGMASI

Özetlersek, Cumhuriyetin kuruluş paradigmasını değersizleştirmek, kurucu babaları gözden düşürmek... Solcu, sağcı, bilim insanı, büyük yazar bildiğimiz nice tezgahtar, yılmadan usanmadan yorulmadan (gerçekten şaşırtıcıdır) bu ortak paydada kendi alanlarında çalıştı çabaladı! Uzlaşmaz çelişkilerini bile ertelediler; kimi İslamcı, kimi laik, kimi şu etnisite ya da bu etnisite, solcu ya da sağcı... Ama “ortak payda”yı asla riske etmediler, bütün kritik eşiklerde açık ya da örtülü birbirlerine destek verdiler. (Bu öyle ki şimdi pişman görünenler dahi 2010 referandumundaki tavırlarını aynen uygularlar.)

Her birinin muradı başka başka da olsa Cumhuriyetin tasfiyesi nihai hedeflerine giden yolda zorunlu bir uğraktır çünkü.

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun pek övdüğü Cereyanlar’ın yazarı, işte ömrünü bu zaferleri Türk halkının elinden almaya adamış bütün faaliyetlerini buna göre ayarlamış bir zattı.

Tanıl Bora ve avanesine göre “Emperyalizme karşı” verilmiş bağımsızlık savaşı yoktur. Savaş bir yana Cumhuriyeti bizzat emperyalistler kurmuşlardır. Yedi düvele meydan okumamız hikâyedir, ne İnönü, ne Sakarya zaferi vardır ne Lozan! Sıradan bir paşanın Padişahın kendisine verdiği görevi kötüye kullanarak koca imparatorluğu berhava etmesinden ibaretti her şey. İttihat Terakki’nin yarım bıraktığı işi böylece tamamlamıştı.

Demokratik devrim, Aydınlanma, Cumhuriyetçilik Bora efendiye göre despotizmin dik alası milliyetçi hezeyanlardı!

Görüldüğü kadarıyla halka nüfuz edemeyen ve bu nedenle hezeyan içinde olan Bora tayfası CHP’ye pek kolay nüfuz etmiş!

Eğer CHP’nin önceki Genel Başkanı, şimdiki Genel Başkanının ve gelecekteki Cumhurbaşkanı adayının Cumhuriyet tarihi kılavuzu Tanıl Bora’ysa ortalığın kokmamasının olanağı yok!

Ve de vay haline bu sahipsiz milletin vay haline ortalığa terk edilmiş kullanışlı aslan sosyal demokratların!

Büyük sözü dinlememek nelere yol açıyor, anne ve babalarımızın sözüdür: Çocuğum, kapıyı ve pencereyi açma, cereyan yapar!

Ahmet Yıldız

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler