akdeniz-kulturu-yazgi-asi-20260528132833905.jpg


Demokrasi, hukukun bağımsızlığı, haklar, evrensel değerler, yapı, derinciler, hortumcular, mafya, vurgun, ifade özgürlüğü....

Toplumlar ‘gonurdanmaya’ başladı desek yalan olmaz. Ekonomi sıkıştı, siyaset boğuldu... Kanun çıkmıyor... Eknomi... Ekonomi....  Refah dolu yarınlar gelse...

Yakınışların sayısı artıyor. Seçimlere daha iki yıl varken kriz ya da erken seçim gibi konular.

Akdeniz havası hep böyledir. Şike, rüşvet, mafya, yolsuzluk ve toz duman. Endişeli halklar hep bir umut besler; bunlar yıkılsın cennet olacak ülke cenneeet.

Öte yandan begonviller, yabani güller ve hatta dikenlerin çiçeklerinde bile ahududumsu duyumsama vardır. Denizin kokusu her rıhtımda ayrı büyülüdür. Dalgaların melodisi, pınarların şırıltısı, türkülerin derinliği etkileyicidir. Kibele tüm güzelliğiyle sevenlerinin yanındadır. Yönetimler hep eleştirilir, asimetriler, dengesizlikler vardır ama şiir, edebiyat, film, sanat çok simetriktir, hatta refah ülkelerinden çok daha sıcak ve yoğundur. Sac ekmeği, Kars peyniri, delikli tulum, pide, midye, ezogelin ve Turgutlu domatesi tatlıdır. Toroslar’da dokunmuş o güzelim kilimler yağlı boya tabloymuşçasına seryedilirken o küçük bardak çay her türlü rahatsızlığın ilacıdır.

Diğer yandan halk noterden çıkamaz; Biyometrik foto, damga-pul, aracın vizesi için kuyrukta beklemek. Bir araç alabilmek için bütün gün noterde tasdik, onay, vekalet, virman, hesap, e devlete bakış. Dilekçe bekler, izin çıkmaz, mutemet hasta. Akrabanın cenazesi, eltinin oğlunun düğününde takı merasimi, borç isteyenler, ağlayanlar...

Böyle olmaya böyle ama Eğridir dosttur. Anadolu’nun yatırları duaları kabul eder. Çiçeğin anayurdu Ilgaz pek alımlı ve koruyucudur. Al toprak kokusuyla aşık eder.. Bütün gün kumsalda yanmış bedenler akşam serin çarşaflara kavuştuğunda pek huzurludur. Ekmek ekmek gibi, domates bir düş gibi, sabaha karşı toplanıp pazara gelen maydanozlar, rokalar doğal ilaçtır. Denize de göle de orada girilir. Aşkların en yoğunu orada yaşanır. Eski sinema salonları en güzel orada kokar.

Akdeniz ülkelerinin yazgısıdır: Bir bankanın ya da lüks lokantanın önündeki pırıl pırıl kaldırım, kırk metre sonra yoktur, kırıktır ya da yetersizdir.. Kaldırımın devamı yoktur.. Yolda plastikten geçersiz ve yasa dışı park edilmez kukaları, kaldırım ihlalleri, dilenciler, boş şişeler, tatil yöresinde yeni açılan bara engel koyan mafya... Kiralanan aracın su kaynatması, şofben kaçağı, sürekli akan tuvalet, evlerin duvarlarında rutubet ve kavlayan boyalar. Sarkan amatör elektrik kabloları...

Ama bir yandan da açık ve net konuşan, sevgisini de öfkesini de rahatça gösteren sıcak insanlar. Ana bilgisayar arızalansa da cefakarca çalışan mavi yakalılar, memurlar, sağlık emekçileri. Camiden, cemevinden dingin yüzle çıkan dedeler. Okul bahçesinde cıvıl cıvıl mutlu çocuklar..

Diğer yandan da her şey kötü diye yakınan, beğenmeyen kalbur üstü aileler. Sentetik krizler sürerken sürekli olumsuzluk yayan yayın kuruluşları. Ekonomik dalgalanmalara, tehtidlere, derinleşen açıklara dayanmaya çalışan alnı terli sistem.. Mahkemeler, darbeler, asayiş, harekete geçirilmeye çalışılan kitleler, provakatörler, görevliler...

Akdeniz güzellikleriyle bir başkadır, kaderdaştır, çilekeştir. Akdeniz ülkeleri güneşli, bereketli, denizi de toprağı da aşk kokan kaderdaş ama dertli ülkelerdir. Çünkü coğrafya yazgıdır ve mucize politik parti yalnızca düşlerdedir.

 

Cem Güneş
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler