Biraz kahve ve bir hırka
Önceki hafta Turgut Uyar’ın ölüm yıldönümüydü. Şiiri tekrar okudum.
Önceki hafta Turgut Uyar’ın ölüm yıldönümüydü Şiiri tekrar okudum. Her şeyden biraz kalır …….. Kavanozda biraz kahve, Kutuda biraz ekmek, İnsanda biraz acı... Bana soracak olursan Ölüm üzerine söylenmiş Muhteşem bir şiir İnsan bir yakınını kaybettiğinde Hele hele birinci derece Bir yakınını kaybettiğinde Etrafında, çevresinde, yöresinde O kişiyi hatırlatan bir şey gördüğünde Bir acı kalır Hafızasına kazınır İçini acıtır Bazen kutuda biraz ekmek Bazen kavanozda biraz kahve O ölüm, hatıralar yaşanmışlıklar Her şeyden biraz kalır Yıllar önce okumuştum. Nuri Bilge Ceylan söylemiş “Biri ölür, üzülmezsiniz. Sonra sandalyeye asılı hırkasını görürsünüz. O hırkanın duruşu kalbinize oturur.” Turgut Uyar’ın şiiri ile aynısı Bir hırka görürsün ve İnsanda biraz acı kalır Kısaca her şeyden biraz kalır …… İnsan, bir ölüm haberini İlk duyduğunda çoğu zaman inanamaz. Kulak duyar ama yürek biraz geriden gelir. Cümle söylenmiştir, İnsanlar başsağlığı dilemiştir, Defin işlemleri tamamlanmıştır. Hayat, acımasız bir memur gibi Rutini düzenler, evrakları imzalatır ve yoluna devam eder. İnsan da devam ettiğini sanır. Oysa asıl yas, Mezarlık dönüşünde başlamaz. Asıl yas, eve dönüldüğünde başlar. Kapı açılır. Ev sessizdir. Sessizlik, hiç olmadığı kadar seslidir. Bir odanın ışığı yanmaz artık. Çayın ikinci bardağı doldurulmaz. Akşam televizyon eskisi gibi izlenmez. Fakat yine de insan, Bütün bunlara dayanabileceğini düşünür. Sonra... Bir sandalyenin sırtına Öylece bırakılmış bir hırka görür. İşte insanı yıkan, çoğu zaman Ölümün kendisi değildir. O hırkanın hala sahibini bekliyor oluşudur. Kolları sanki birazdan İçine girecek bedeni arar. Yakası, tanıdığı boynu özler. Ceplerinde belki unutulmuş bir mendil, Belki eski bir fiş, belki yıllardır Taşınan küçük bir anahtar vardır. Kumaşın liflerine sinmiş tanıdık bir koku, Bir ömrün sessiz özeti gibi yükselir. O anda insan anlar ki Bazı eşyalar kullanılmaktan çok, Hatıraları, yaşanmışlıkları taşır. Bir çift terlik kapının yanında durur. Masanın üzerinde bırakılmış gözlük. Kitabın arasında yıllardır kullanılan bir ayraç. Duvara asılı ceket, başucunda bir saat. Bunların hiçbiri konuşmaz. Ama insan, Hayatı boyunca duymadığı kadar Çok şey işitir onlardan. Çünkü eşyaların da hafızası vardır. Bir hırka, sahibinin omuzlarını unutmaz. Bir fincan, onu tutan eli. Bir ayakkabı, birlikte yürüdüğü yolu. Bir yastık, gece yarısı edilen duaları. Çünkü ölüm, Bir insanı alıp götürür, Ama onun dokunduğu Eşyaları geride bırakır. Hatıralar ve yaşanmışlıklar ile birlikte. Ne gariptir... Hayattayken fark etmediğimiz o eski hırka, Bir gün evin en ağır eşyasına dönüşür. Onu kaldırmaya eliniz varmaz. Katlayamazsınız, Dolaba koyamazsınız, atamazsınız. Çünkü artık o, yalnızca bir giysi değildir, Yokluğun biçim almış halidir. Belki de insan, sevdiği kişiyi En son yüzüne bakarken değil, Onun artık hiç giymeyeceği hırkasına Bakarken kaybettiğini anlar. İşte o an, gözyaşı yalnızca gözlerden değil, Hatıralardan da akmaya başlar. ve insan, Sevmenin aslında büyük sözlerden İbaret olmadığını fark eder. Bir sandalyeye gelişigüzel bırakılmış bir hırka, Bazen yıllarca söylenmiş bütün "Seni seviyorum." cümlelerinden Daha fazla şey anlatır. Bir hırka… Bir koku… Boş bir sandalye… ve artık hiç gelmeyecek birini Beklemeye devam eden bir ev… Kısacası her şeyden biraz kalır …….. Kavanozda biraz kahve, Kutuda biraz ekmek, İnsanda biraz acı... Nadir Avşaroğlu
Gercekedebiyat.com














