Şehrin kokusu
Sabahın serinliğinde ıslak asfalt. Köşe başındaki fırından yayılan taze ekmek. Eski bir sokağın duvarlarına sinmiş zaman… Koku, şehrin en sessiz hafızasıdır.
Müdürüm Düşünmek lazım Bir şehrin kokusu olur mu? Belki burnunla hissedilmez, Belki haritalarda görünmez, Sabahın serinliğinde ıslak asfalt, Koku, şehrin en sessiz hafızasıdır. Bir an gelir, hiç beklemediğin bir yerde ve bir şehir ansızın geri döner. Görmeden hatırlarsın. Bazı şehirler deniz kokar, Bazıları toprak kokar, Bazıları kahve, bazıları egzoz, Ama koku yalnızca maddi değildir. Bir şehrin kokusu bazen bir duygudur. Çünkü koku doğrudan zihnine değil, ve belki de bu yüzden Bir şehrin kokusu olur ve o koku, Müdürüm Mesela, Ankara’nın kokusu olur mu? Bunu Ankara’da sormak gerekir. Sabahın erken saatlerinde okul yollarında, Üniversite kampüslerinde başka bir hava dolaşır. Ankara’nın kokusu tek bir şey değildir. Ulus’ta tarih kokar şehir. Kızılay’da hareket kokar Ankara. Ayrancı’yı rüzgârın kokusundan tanırsın Bahçelievler gençlik kokar. Çayyolu ise başka bir Ankara’dır. Düzenli sokakların kokusu. Meydanlar, caddeler, binalar… Ama Ankara’nın asıl kokusu belki de ayazdır. O keskin, berrak, insanın ciğerine işleyen ayaz. Çünkü Ankara’nın kokusu Biraz mesafe, biraz ciddiyet, Ankara’nın bir kokusu vardır. ve o koku, insanın hafızasında Bir mevsim gibi kalır. Ankara’nın kokusu mevsimlere göre değişir. Ama hava başka türlü konuşur. İlkbaharda yağmurdan sonra Toprak kokar Ankara. Gelen o taze, serin nefes… Parkların sessiz uyanışı. Yeni kalkmış gibidir. Yazları güneş ağırlaşır, hava incelir. Gri ve yalnız bekleyen taş binalar… Sonbaharda rüzgâr değişir. Giderek erken kararan akşamlar. Kışları, ayazın kokusu vardır Ankara’da. Samsun asfaltından gelen soba dumanı, Üzerine yağan bembeyaz karın sessizliği. İşleyen bir boşluk gibi hissedilir. ve belki de bu yüzden Mevsimle değişen, Müdürüm Bir şehrin kokusu var mıdır? Bir şehir insana kokar mı? Somut olarak belki hayır Ama içine çekersin Koklarsın, izlersin, sezersin Ankara bunu yapar …… Hissedersin Nadir Avşaroğlu
Fotoğraflarda yakalanmaz,
Ama her şehir bir koku taşır içinde.
Köşe başındaki fırından yayılan taze ekmek,
Eski bir sokağın duvarlarına sinmiş zaman…
Tanıdık bir koku çarpar sana
Duymadan hissedersin.
Tuz, yosun ve rüzgâr.
Yağmurdan sonra ağırlaşan
Bazıları eski sokak, bazıları kalabalık…
Aidiyet gibi, özlem gibi, geçmiş gibi.
Hatıralarına dokunur insanın.
Bir şehri en çok kokusundan tanır insan.
Şehrin kendisinden bile daha kalıcıdır.
Koridorlara karışan tebeşir tozu, kitap kâğıdı,
Kantinden yükselen simit ve çay kokusu
Soğuk sabah ayazına karışan kahve,
Islak çimen, eski amfilerin sessizliği.
Değişir, zamana ve mekana göre
Taşın, eski binaların, yılların biriktirdiği ağır,
Neredeyse görünmeyen ama hissedilen o koku.
Biraz toz, biraz duman, biraz zaman ve hatıra.
Metro girişleri, kalabalık kaldırımlar,
Egzozla karışmış kahve, döner, acele.
Şehrin nabzı burada atar; koku bile hızlıdır.
Ağaçlara çarpıp gelen serinlik,
Sokak aralarındaki o tanıdık sessizlik.
Biraz ev, biraz mahalle, biraz dinginlik.
Kafelerden yayılan kahve, sigara dumanı,
Uzayan sohbetler, bitmeyen akşamlar.
Bir semtin değil, bir dönemin kokusu gibi.
Daha ferah, daha geniş, daha mesafeli.
Yeni binaların, temiz sabahların,
Her biri ayrı bir iz bırakır havada.
Ne tam soğuk, ne tam sert
Ama daima uyanık, daima diri.
Yalnızca mekânlardan değil,
Ruhundan gelir.
Biraz yalnızlık, biraz düşünce.
Şehir aynı şehir kalır,
Uzun süren gri günlerin ardından
Islak asfalt, filizlenen ağaçlar,
Şehir sanki derin bir uyku çekmiş de
Sıcak asfaltın kokusu yükselir caddelerden.
Kuru otlar, toz, akşamüstü serinliği
Ankara yazın denizsizliğini koklar.
Kurak ama berrak bir gökyüzü gibi.
Yapraklar düşer, atkestaneleri sararır.
Nemli toprak, sararan ağaçlar,
Şehir düşünceli kokar sonbaharda
Biraz hüzün, biraz dinginlik.
Keskin, insanın yüzünü uyandıran o hava.
Soğuk beton, devlet daireleri
Kışın Ankara kokmaz insanın içine
Ankara’nın kokusu bir nesne değil, bir hâlidir.
Ama hep tanıdık kalan
Gercekedebiyat.com















