Robinson Crusoe'nun özeti
Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe adlı eserinin kahramanı orta halli bir İngiliz ailesinin çocuğudur. Robinson Crusoe adlı romanın özeti.
Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe adlı eseri, İngiltere'nin dışında da büyük yankılar uyandırmıştı. Nitekim büyük filozof Jean-Jacgues Rousseau, roman hakkında şunları yazıyordu: «Zevkimiz bozulmadığı sürece bu kitap, daima hoşumuza gidecektir. Neymiş acaba bu harika kitap? Aristo mu? Plinius'mu? Buffon mu? Hayır: Robinson Crusoe». Romanın kahramanı Robinson Crusoe, orta halli bir İngiliz ailesinin çocuğudur. Babası, Robinson'un iyi bir iş tutmasını, sakin bir ömür sürmesini ister. Fakat Robinson denizlere açılmağa, maceralar peşinde koşmaya can atmaktadır. Sonunda, evde daha uzun zaman kalamıyacağını anlar. İlk yolculuğuna çıkar. Fakat bindiği gemi korkunç bir fırtınaya tutulur. Robinson'u dehşetli deniz tutar. Yola çıktığına bin kere pişman olur. «Hele bir karaya ayak basayım, bir daha denizin adını dahi anmıyacağım,» der. Fakat sağ-salim karaya çıkınca, Robinson'un eski arzuları yeniden tepreşir. Bu sefer tâcir olur, Afrika'ya mal götüren bir gemiye biner. Fakat yeni aksilikler başgösterir. Robinson'un bindiği gemiyi Faslı korsanlar zaptederler. O da Fas kıyılarında bir limana götürülür. Çok kötü şartlar altında hayat sürmeğe başlar. Fakat fırsatını bulup bir sandala binerek kaçar. Yolda bir Portekiz gemisi onu bularak Brezilya'ya götürür. - Robinson orada bir İngiliz çiftçisiyle tanışır. O sıralarda çiftliklerde, Afrika'dan getirilen zenci köleler çalıştırılmaktadır. Çiftçi, Robinson'a: «Afrika'ya git de köle getir,» deyince, Robinson başından geçenleri unutur, yine denizlere açılma arzusuna kapılıp yola çıkar. Fakat bu yolculuk onun hayatında bir dönüm noktası olur, büyük macerası da o anda başlar. Robinson'un bindiği gemi, Güney Amerika kıyıları açığında bir adanın yakınında kayaya çarpıp parçalanır. Yolcularla gemiciler arasında kurtulan tek insan, Robinson'dur. Dalgalar delikanlıyı kıyıya sürükler. Adada kimseler yoktur. Robinson burada yabani, yırtıcı hayvanlar bulunduğunu gösteren bir belirti de görmez. Bu ıssız adada dünyadan uzak, tek başına ömür sürmek z0runda olduğunu anlar. «Bari bu hayatı daha çekilir hale sokayım,» diyerek bir sal yapar. Batmış gemiden yiyecek, giyecek, su, şarap, çeşitli aletler, yatak, yelken bezi alıp adaya getirir. Yelken beziyle bir çadır kurar. Çadırın çevresine de n'olur n'olmaz diyerek, tahta bir parmaklık yapar. Yüksekte kurulu olan çadıra bir merdivenle çıkmakta, içeriye girdikten sonra da merdiveni çekmektedir. Gemiden getirdiği öteberiyi çadıra yerleştirir. Barutu ıslanmasın, bozulmasın diye, dikkatle saklar. Fakat en beşta yiyecek derdi gelmektedir: Getirdiği yiyecek çok olmadığı için Robinson, ilk günlerde kıt-kanaat yemek yer. Çok geçmeden Robinson gemide kâğıt, mürekkep de bulur. Başından geçenleri günü gününe yazmağa başlar. Beri yandan barınağını düzeltip içini daha uzun süre otrulacak hale koyarken, ileride bulduğu bir mağarayı da temizleyip genişletir. Bir masa, bir iskemle, birkaç raf yapar. Adada su kaynakları bulduğu için, artık su sıkıntısı çekmek gibi bir korkusu da kalmamıştır. Robinson tam yirmi dört yıl bu adada ömür sürer. Adanın her yanını gezip görür. Kendisine bir de yazlık ev yapar. Beri yandan mısır, arpa, pirinç yetiştirir. Sonunda, küçük bir tarlayı ekecek kadar tohuma sahip olur. Yaban keçilerini evcilleştirir. Bir papağan yakalayıp onunla oyalanır, Adada yabani kuşlarla hayvanlardan başka canlıya rastlamadığı halde korkusu geçmemiştir. Onun için, herhangi bir hücuma karşı daima tetikte bulunur. Robinson'un adadaki yirmi dördüncü yılının ortasında bir olay, onun sürdüğü hayatın yönünü değiştiriverir. Robinson, bir buçuk yıl kadar önce adaya vahşilerin geldiklerini görmüştü. Bunlar başka bir adadan salla gelmiş olsalar gerekti. Başka birtakım vahşilerle savaşı tutuşmuşlar; ertesi gün Robinson insan etleri ve parçalanmış insan kemikleri bularak korkuya kapılmıştı. Vahşilerin yine gelip kendisini bulmalarından çekiniyordu. Nitekim sonunda vahşiler yine adaya dönerler. Kendilerine ziyafet çekmek için hazırlık yaparlarken Robinson üzerlerine ateş açarak onları korkutur. Sonra vahşilerin yanındaki esirlerden birini alıkoyar. Böylece yalnızlıktan kurtulmuştur artık. Bu arkadaşını bir cuma günü bulduğu için ona Cuma adını verir. Cuma, Robinson'un sadık kölesi olur. İngilizce öğrenmeğe başlar. Günün birinde efendisine: «Bizim geldiğimiz adada on yedi tane beyaz adam esir olarak tutuluyor,» der. Büyük bir kayık yapıp yola çıkmayı tasarlarlar. Maksatları beyaz esirleri kurtarıp onlarla birlikte medeni dünyaya dönme çarelerini araştırmaktır. Fakat tam o sırada vahşiler adaya tekrar gelirler, Yanlarında yine beyaz esirler vardır. Robinson bu esirlerden bir beyazla bir vahşiyi kurtarır. Vahşinin, Cuma'nın babası olduğu meydana çıkar. Beyaz esir ise bir İspanyoldur: «Adayı bir düşman kabilesi istilâ etti, oradaki beyaz esirlerin canları tehlikede,» der. Bunun üzerine Robinson, Cuma'nın babasiyle İspanyolu adaya, öbür esirleri kurtarmağa gönderir. Onlar dönsün diye beklerken bir İngiliz gemisinin ada yakınlarında demir attığı görülür. Gemiciler ayaklanmış, kaptanla iki adamını gemiden dışarıya atmışlardır. Robinson'la Cuma, gemiyi ele geçirirler. Tam otuz yıl süren bir ayrılıktan sonra Robinson, 1687 yılı Haziranında İngiltere'ye ayak basar. Fakat artık o, hiç kimsenin tanımadığı bir yabancıdır. Robinson evine gelince annesiyle babasının, birçok yakınlarının ölmüş olduklarını, yalnız iki kız kardeşiyle bir erkek kardeşinin ve bunların iki oğlunun sağ kaldıklarını öğrenir. İngiltere'de kalmasına sebep olmadığından, kalkıp Lizbon'a giderek oradaki topraklarının ne halde olduklarını öğrenmek ister. Arkadaşlarının bu toprakları saklamış olduklarını görünce pek sevinir. Cuma ile birlikte İngiltere'ye döner, evlenir, üç çocuğu olur. Karısı öldükten sonra Robinson yeğeninin kaptanlık ettiği bir gemiye binip Doğu adalarına, Çin'e gitmek üzere yola çıkar. Gemi Robinson'un adasına da uğrar. Adada nüfus artmıştır: Çünkü İspanyollarla İngiliz gemiciler oradaki yerli kadınlarla evlenip birçok çocuk yetiştirmişlerdir. Robinson bu hali görünce pek sevinir. Adadaki küçük topluluğun huzur ve güvenlik içinde olduğunu anlayınca Cuma ile birlikte gemiye binip denize açılır. Brezilya'ya giderlerken gemiye vahşiler hücum ederler, savaş sırasında Cuma öldürülür. Çin kıyılarına yaklaşırlarken, Robinson'la gemiciler arasında bir anlaşmazlık çıkar. Denizciler onu Çin topraklarına çıkararak bırakıp giderler, Bunun üzerine Robinson Çin'den Sibirya'ya giden bir kervana katılır, Uzun bir yolculuktan sonra yine İngiltere'ye döner. Robinson elli dört yıllık hayatının büyük kısmını vücudundan uzaklarda, macera peşinde geçirmiştir. Ömrünün bundan sonrasını da yurdunda sükunet içinde geçirmeye karar verir ve hareketli, heyecanlı maceralarla dolu güzel kitap da böylece sona erer. Gercekedebiyat.com
















YORUMLAR