nadir-avsaroglu-leyla-erb-20260615014807411.jpg


Leyla Erbil, edebiyat tarihimizde yarım kalmış sevdalar ve ince bir hüzün bırakan kadın yazarlardan biridir. Onun hayatına yakından bakıldığında yalnızca bir edebiyatçının aşkı değil, yalnızlığı, kırgınlığı ve tutkuyu aynı kalemde taşıyan bir ruhun izleri görülür. Çünkü bazı yazarlar eserlerini yalnızca masa başında değil, yaşadıkları hayatın tam ortasında yazarlar. Leyla Erbil de kelimelerini biraz gözyaşından, biraz İstanbul akşamlarından, biraz da içinden hiç dinmeyen duygusal fırtınalardan kurmuştur.

 

Leyla Erbil’in sanatçı kimliği, yalnızca yazdığı eserlerle değil, dönemin edebiyat çevreleriyle kurduğu ilişkiler, entelektüel duruşu ve kadın duyarlığını incelikle işleyen anlatımıyla da önem taşır. Leyla Erbil’in sanatçı kişiliği, yaşadığı aşkların eserlerine yansıması ve edebiyatımızda bıraktığı izler, dönemin kültürel atmosferi içinde önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü bazı hayatlar yalnızca yaşanmaz, aynı zamanda edebiyata dönüşür. Leyla Erbil’in hayatı da bunlardan biridir.

 

Üç çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olan Leyla Erbil, 12 Ocak 1931'de İstanbul'da dünyaya geldi. Kadıköy Kız Okulu'nda okudu ve İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenim gördü. Üniversitenin ilk yılından sonra 1951 yılında ilk eşi Aytek Şay ile evlendi. Kısa süren bu evlilik, Erbil'in eğitimine ara vermesine neden oldu, boşanmalarından kısa bir süre sonra üniversiteye geri döndü. İkinci eşi Mehmet Erbil ile tanıştı ve son yılında eğitimine bir kez daha ara verdi. Birkaç ay sonra evlendiler ve daha sonra eğitimine devam etmedi. Çift İzmir'e taşındı ve Leyla Erbil 1960 yılında tek kızı Fatoş Erbil-Pınar'ı dünyaya getirdi.

 

1960'larda, o dönemde en etkili sosyalist parti olan Türkiye İşçi Partisi’nin Sanat ve Kültür Ofisi'nde çalıştı ve partinin faaliyetlerine katıldı. Dört yıl sonra, 1974'te Türkiye Yazarlar Sendikası'nın kurucu üyesi oldu. Bu dönemde aynı zamanda PEN Yazarlar Birliği'nin de üyesiydi. 1999'da Erbil, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) milletvekili adayı oldu.

 

LEYLA ERBİL ve AHMED ARİF AŞKI

 

Ahmed Arif, Leyla Erbil’le tanıştığı sıralarda ikisi de yalnızdır ve yaşları gençtir. Bu dönemlerde mektuplaşmalar sürer. Zaman içerisinde Leyla Erbil eşi Mehmet Bey ile tanışır ve Ahmed Arif’e ancak dost olabileceklerini söyler. Ahmed Arif ise düğün hediyesi olarak “Suskun” şiirini yazar. Aradan yıllar geçer Ahmed Arif mektuplarını yollamaktan vazgeçmez ancak Leyla Erbil’den karşılık bulamaz.

 

Bu ikiliyi bir arada anmamız ise Ahmed Arif’in bitmeyen ve gün geçtikçe devleşen aşkıdır. Arif, o kadar temiz duygularla Erbil’e açılır ki farklı cümleler kurmuş olsa sapkınlığa çekilebilecek boyuttadır. Hem Arif’in kaleminin güzelliği hem aşkının naifliği hem de Erbil’in bunları güzel bir üslupla karşılıyor olması ikisinin arasındaki bu durumun korunmasına katkı sağlıyor.

 

Erbil, 1977 yılında Londra’ya taşınana kadar mektuplaşmaları devam etmiştir. Leyla’sını incitmemiştir. Erbil’in evlendiğini öğrendiğinde sitemini hem mektuplarında hem de kendini en iyi anlatma şekli olan şiirlerinde belirtmiştir. Erbil’e, Leylâm, dostum, kardeşim, kızdıysa zalim Leyla, özlediyse Leylim Leylim gibi daha birçok şekilde hitap etmiştir.

 

Ahmed Arif 1967 yılında eşi Aynur Hanım’la evlenir ve bu evliliğinden bir oğlu dünyaya gelir. Ahmed Arif ömrü boyunca mektuplarında Leyla hanıma aşkını söylemekten ve onu beklediğini ifade etmekten asla vazgeçmez fakat Leyla Erbil her zaman Ahmed Arif’e dostça yaklaşmıştır. 1954-1959 yılları arasında mektuplarını yazan Ahmed Arif son mektubunu 1977’de göndererek bu süreci sonlandırmıştır ve bir daha mektup yazmamıştır.

 

 

Şair Ahmed Arif, Leyla Erbil'e 60'tan fazla mektup yazdı. Ama her defasında yazdığı bütün mektuplar cevapsız kaldı. Leyla Erbil'e olan aşkıyla bilinen Ahmed Arif, "Hasretinden Prangalar Eskittim" adlı şiir kitabını yazdı

 

LEYLA ERBİL ile SAİT FAİK

 

Leyla Erbil, 1950 yılında ilk eşinden yeni ayrılmış ve Ankara’ya taşınmıştır. Buraya taşındıktan sonra yolu Sait Faik ve Ahmed Arif ile kesişmiştir. İki usta isimde Erbil’in kalemine aşık olmuştur. Ama yalnızca kalemine aşık olmakla yetinmemiş kendisini de aşık olmuşlardır. Sait Faik zamanında aşkını itiraf edememiş ve Erbil ikinci kez evlenmiştir.

 

Bir söyleşinde bu tanışmanın kendisinde nelerin değiştirdiğini şöyle anlatır: “Ben onunla tanıştığımda (1953 sonu 1954 başı olmalı) hayranlığım doruktaydı. Utana sıkıla kendi şiir ve hikayelerimi okudum. Şiirlerimi eleştirdi, hikayelerimi övdü. Alıngan, sinirli, dürüst, utangaç, alabildiğine alçakgönüllü bir adam… Yüreklendirdi beni, ben de kararımı düzyazıdan yana koydum.”

 

Sait Faik, konuştukça Leylâ’dan etkilenmiştir. Bu ne enerji? Genç kız Sait Faik’i bırakmaya hiç de niyetli değildir. “Yazmanın inceliklerini öğretin bana. Yazdıklarımı okuyun lütfen, üzerinde çalışalım sonra, olmaz mı?” Sersemlemiş Sait Faik ne diyeceğini bilemez bir süre. Sonra aniden “Yazmak öğretilemez ki!” der. Leylâ sanki yapışmıştır hikâyeciye: “O halde yazdıklarımı getireyim, bir okuyun. Beni yönlendirin lütfen. Yazarlık yeteneğim var mı yok mu, söyleyin bana. Haftada bir-iki gün buluşalım, lütfen zaman ayırın bana. İyi bir öğrenci olacağım, söz!”

 

Sait Faik, 24 Şubat 1954 günü “Şimdi Sevişme Vakti” kitabını Leyla Erbile şöyle imzalamış: “Canımı al istersen.” Ondan bir ay sonra 27 Mart 1954’te ise “Alemdağ’da Var Bir Yılan”a da şunları yazmış: “Seni anlıyorum anlamasına. Anlamıyor gözükmem işime gelmediği içindir. Bu kitapta seni anladığımı ispat edecek hikayeler olmalı. Ama seni seviyorum. Sen de beni anla istersen.”

 

LEYLA ERBİL ve METİN ELOĞLU

 

Leyla Erbil’i edebiyat dünyasıyla tanıştıracak asıl dönüm noktası İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okumaya başlaması, yine aynı üniversitenin Coğrafya bölümünde okumakta olan ve Erbil’i ünlü ressam ve şair Metin Eloğlu, felsefeci ve denemeci Selahattin Hilav gibi isimlerle tanıştıracak olan ablası Mürvet Bilgin olacaktır.

 

Ablası Mürvet Bilgin’in arkadaş grubundaki Metin Eloğlu, Selahattin Hilav ve Nevzat Özmeriç gibi aydınlarla tanışmıştır. Yazmış olduğu bir öyküyü yakın arkadaşı Metin Eloğlu’na okutmuştur. Eloğlu’nun yorumlarından sonra öyküyü “Uğraşsız” adıyla Salim Şengil’e göndermiş ve bu öykü 1956 yılında Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayımlanmıştır.

 

Yazar, ikinci öykü kitabı Gecede’yi (1968) Nurer Uğurlu ve Metin Eloğlu’nun da yardımlarıyla, kendisi bastırır ve Sait Faik Hikâye Armağanı için ödüle gönderir. Ancak ödül o yıl Orhan Kemal ve Faik Baysal arasında paylaştırılır

 

LEYLA ERBİL ve EDİP CANSEVER

 

Leyla Erbil, 1957 yılında ise İzmir’e taşındı. İlk çocuğu Fatoş 1960 yılında dünyaya geldi. Aynı yılda ilk öykü kitabı olan Hallaç’ı yayımladı. Yapıtlarında modernist anlatı tekniklerini yoğun bir biçimde kullandı. 1961 yılında İstanbul’a dönerek Türkiye İşçi Partisi’ne üye oldu ve Fethi Naci, Ahmet Oktay ve Edip Cansever gibi önemli edebiyatçılarla birlikte aktif siyaset yaşamına atıldı.

 

1961'de Türkiye İşçi Partisi'ne katılan Erbil, Fethi Naci yönetimindeki partinin Sanat ve Kültür Bürosu'nda Edip Cansever ve Ahmet Oktay ile birlikte çalışmalar gerçekleştirdi. Mektuplar, günlükler ve yayımlanmamak üzere yazılmış metinler meselesinde görüşler çeşitli. Herkesin de kendine göre haklı bir noktası var. Yakın zamanda Salinger üzerinden tartışılan bu mesele, Tanpınar’ın günlüğünün yayımlanmasında, Kafka külliyatının kendisinde ve Edip Cansever’in reddettiği kitabın tekrar gün yüzüne çıkarılmasında konuşulmuştu.

…………..

Leyla Erbil, Türk edebiyatında yalnızca güçlü bir yazar değil, aynı zamanda dönemin erkek egemen sanat çevrelerine kendi sesiyle meydan okuyan cesur bir edebiyatçı olarak iz bırakmıştır. Onun hayatına giren Ahmed Arif, Sait Faik Abasıyanık, Metin Eloğlu ve Edip Cansever gibi isimler, yalnızca birer aşk ya da dostluk hikâyesinin kahramanı değildir. Bu ilişkiler, edebiyatın, yalnızlığın, tutkunun ve kırılgan insan ruhunun birbirine karıştığı bir dönemin aynasıdır.

 

Edebiyat tarihimizde çoğu zaman erkek şairlerin gölgesinde anlatılan aşk hikâyelerinin aksine, Leyla Erbil kendi hikâyesinin merkezinde duran bir kadın olmuştur. Ahmed Arif’in tutkulu sevgisi, Sait Faik’in kırılgan dünyası, Metin Eloğlu’nun bohem ruhu ve Edip Cansever’in derin yalnızlığı, Leyla Erbil’in hayatında sadece iz bırakmamış, onun kaleminin sertliğine, duyarlılığına ve cesaretine de dokunmuştur.

 

O, sevilen değil yalnızca, düşünen, sorgulayan, reddeden ve kendi yolunu çizen bir sanatçıdır. Bu yüzden Leyla Erbil’in hayatındaki ilişkiler, magazinsel ayrıntılar olarak değil, Cumhuriyet dönemi edebiyatının ruhunu anlamak için önemli insani ve kültürel kesitler olarak değerlendirilmelidir.

 

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Leyla Erbil’in edebiyatımıza bıraktığı en büyük miras yalnızca romanları ve öyküleri değildir. O, aynı zamanda tutkularıyla yaşayan, acılarıyla yüzleşen ve bütün bunları edebiyatın estetiğine dönüştüren güçlü bir kadın hafızasıdır. Bu hafıza, Türk edebiyatında hâlâ canlılığını koruyan hüzünlü ama son derece kıymetli bir iz olarak yaşamaktadır.

 

Nadir Avşaroğlu
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler