unsal-cankaya-fotograf-al-5042025102658.jpg


FOTOĞRAF ALTI YAZILARI -18-

Bayramdır... En çok gitmek isteyip de gidemediği yerleri, görmek isteyip de bir kez daha görmesi olanağı kalmayan yakınlarını özler insan... Görebilmek umudu olanları görmeyi geleceğe erteler...
Öyle de yaptım.
Benim için yer doğup-büyüdüğüm kent-insan annemdi bu bayram... Geçti... Bayram geçti yani. 
Afyonkarahisar DENGE bunu biliyor... Teşekkürlerim Afyon Denge Gazetesine, çıkartan lise arkadaşım Dinçay, oğlu Günay Doğar' a. Beni doğduğum, büyüdüğüm kentimde unutmayanlar var... 8.10.2014
*
Anılar... Anlar... Unutulmayanlardan çok unutulanlar... Anımsanabilenler... 8.10.2016
*
Gittim bu yıl... Dört gece yattım sensiz o evde... Dört gece de kahrederek gönlüme.
Annem... Mis gibi koktu kahve. Her iliştiğinde gözüm tam da köşedeydi o kırmızı sandalye.
Gölgemi koydum yerine... 8.10.2017.


Sensiz olmak çok zordu orada... Doldum doldum boşaldım nehirlerce... Kim bilir hangimiz aceleyle değdirmiştik ütüyü sandalyeye... O yüzden o artık balkonla cezalanmıştı... Üzerinde bir minder... Elinde örgün... Düşüncense beş yavrunda, birinden diğerine...


"Öyle bir geçer zaman ki... Dediğim aynı ile vaki... " 8.10.2019

KALE GÖLGESİNDE SAKLI ANILAR


Boşuna değildi bulamayışım. İşte şurada olmalı dedikçe kayboluyorduk yüksek binalar arasında.
Orada yapılan bir hukukçular gecesi için gittiğimde, bir de evimizi görelim dışından olsa bile demiştim de... Arabayı kullanan, orayı bilmeyen bir hâkim arkadaşımın arabasında yola düşmüştük Ömer Kaplıcalarındaki otelden kente. Sırtımda ter buz kesiyordu utandığımdan, insan kendi evini nasıl bulamazdı. Düşünüyordum, geldiğimiz ana cadde doğru, ama sokak yok. Kuş uçumu tarifle, aklımda kalan mevki ile tam da şurada olmalıydı dedikçe kayboluyorduk.
Çünkü yükselen dalgalar gibi yükselmişti evimizin çevresinde siteler... Ne tanıdık köşe, cadde, sokak kalmıştı, ne nirengi bellediğimiz boş alanlar, binalar, ağaçlar.
Otuz sekiz yıl önce üniversite okumak üzere çıkıp gittiğim o kente bir on yıl kadar da ara ara tatillerde, bayramlarda gidebilmiştim. Son gidişim annemi kaybım sonrası evde yalnız yaşamayı sürdüren canım babam için olmuştu. Eşyaların üzerini çarşaflarla kapatıp, kapıyı kilitleyip, babamı benimle yaşayacaksın diye yanıma almaya gittiğimde bin dokuz yüz doksan yılı solmuştu bile.
Sonraki yıllar bir daha gidemedim ben.
Babam gidip-geldi yılda birkaç kere, elektrik ve su, telefon parası, emlâk vergisi ödemeye. Ev bir müze gibi korunuyordu beş kardeşin yüreğinde; babamızı kaybettiğimiz iki bin yedi yılında bile... Kaldı ki halen de aynı biçimde muhafaza edilmekte evimiz, baba, ana yadigarıdır diye. Ağabeyim dönem dönem bakımını yaptırdı, karısı temizliğini, havalandırmasını... Ben parasal kaynağını tamam ettim o yıllar.
Öğretmen Evleri. İkişer katlı, dört daireden oluşan, bahçeli, şirin ve herkesin diğerini tanıdığı bir kooperatif yapılanmasıydı. Bitene dek hem taksitleri ödendi babamın memur maaşıyla hem de bizden üniversitede üç kardeş birden okudu. Sokakta yürüdüğümüzde selam verdiğimiz, bizi ailemizle tanıyan bakkal-tuhafiyeci, züccaciyeci amcalar, teyzeler kalamazdı zaman içinde tabi. Ama bu kadarını da beklemiyordum kendi kentimden; her yer ama her yer yüksek katlı binalarla dolmuştu. Anımsadığım oysa konu-komşu ile aynı avluya bakan evlerinde can cana, cam cama yaşamayı bilen candan insanlardı.
Şimdi bir fotoğrafa bakıyorum kentin üzerine düşüyor kale gölgesi. Karartmak için belki... Gördüğü ıssızlığı, yeşilsizliği göremeyelim diye kapatmak için belki. Saklamak için belki hepimizden; gördüğü çorak binalar denizini.
Son gidişimden sonra da beş yılı aşkın süre geçti... O ev halen yerinde. Bahçesindeki zerdali ağacımız kurumuş bu yıl, ağabeyim haber verdi üzüntü ile. Yerine yenisini diktim, umarım tutar dedi.
Ben beş yıl öncesinde o evi bulduğumda yanımda anahtar yoktu tabi... Dışarıdan balkonuna baktım, arka bahçesinde henüz ölmemişti zerdali, ayva... Bir fotoğrafa sakladım o anı arkadaşlarımla, karısı ve çocuğuyla, bize bir kahve ikram eden karşı kapıdaki komşumuzun oğluyla.
Yılları geri çevirmek olanağımız yok elbette.
Şimdi kalenin gölgesindeki kentin fotoğrafına bakıyorum da; Yeşil Yol bile yeşil kalmamış diyorum kentimde. Kale bu utancı gölgeliyor kanımca; anılarımızı yaşatamadığı o güzel, o şirin, o hep insancıl insanların yaşadığı yıllardaki sadeliğine sahip çıkamadığı için o koca cüssesiyle.
Ben içimde bir sızı; annemi özlüyorum o evin balkonunda bizi bekleyişiyle...
Dilime geliyor o yıl yazdığım dizeler... Ah diyorum ah! Anne!



BEN DÜŞLERİME GİTTİM


Evet anne, o fotoğraftaki sensin yine.
Yüreğin hep yanmıştı ayrılıklara, ağladın, biliyorum.
İlk ayrılığımızdan bu son kavuşmaya dek,
Hem de ne çok ağladın.

Aramız uzadıkça, ara uzaklaştıkça, şimdi dinlerken bile,
İçerimi dağlayan yüzlerce ağıt yaktın yüreğini kanatan.
Biliyor musun o balkonda oturan hâlâ sensin,
Gözlerin yolda kalırdı her zaman, yine oradaydılar.
Bu fotoğraf solgun değil, solgun değil elbet
Öyle canlı, öyle canlı ki sonsuzluk gibi,
Yeni çekildi.

Sanki fincanındaki kahve kokusu
Kahveyi çektiğin değirmen, kavurduğun ateş gibi
Gözle görülür, elle tutulur gibi.
Ellerin, ah anneciğim, ellerin var ya, becerikli, işçimen.
Bir yudum kahve arası örgülerde gezinen.
Saçlarıma hemen dokunmuş gibi sımsıcak, canlı, sevecen.

Ne mektup ulaşırdı, ne telefon var evde,
Bilmezdik özlemeyi çocuk yüreğimizle.
Analar niye yanar, nedir özledikleri, niye ağlar günlerce
Kavuşma olsa bile, dizi dibindeyken de gözü gözündeyken de.

Aynı yerde, evimiz aynı yerde,
Dört bir yanı sarılmış yüksek duvarlar ile.
O küçücük bahçesinde kayısı ağacımız,
Dökmüş çiçeklerini, çağlası üzerinde.
Eşyalar içeride, balkonunda çiçekler,
Karşısında ineceğim otobüsün durağı.

Geliyorum, geliyorum bekle yine sevinçle,
Şimdi geldiğim gibi geleceğim, özlemle.
Her gelişimde, düşlediğim gibi, sevgiyle.
Gördün beni, gördüm, güzel kahveleri gölgeliydi ya
Güle benzeyişin aynı, her dem tazeliğin yüzünde yine.

Gördün beni, daha adımımı atmadan eve,
Kederin siliniverdi yüreğinden
Terk etti endişe gözbebeğini, gördüm.

Ah anneciğim ah! Yine bekle ne olur,
Ben yine geleceğim, aynı özlem içimde,
Sevinçler yüreğimde, bekle beni o köşede oturup.
Elinde örgün olsun, mis gibi koksun kahve,
Gözlerin, o güzelim gözlerin kalmasın yaş içinde!

Gebze, 22. 3- 23.4.2008.

Yazı ve şiir ilk olarak AFYON DENGE Gazetesi 8 Ekim 2014 tarihli nüshasında yayımlanmıştı, Gazete elime geçmedi ama sanal sayfanın görselini sakladım gazetenin yerine.
Sonraki yayımı Emirdağ Vakfı -EMİRDAĞ DERGİSİ, TEMMUZ 2015. Yıl 17. Sayı:30 içindeydi, o dergi arşivimde. Aynı yazı ve şiir 32.sayı içinde de yer almış diyor tanıtım sayfası. O sayısı elime geçemedi nedense. Artık çok uzak bir rüya bir kez daha gitmek büyüdüğüm o topraklara... 8.10.2021
*
Dört yıl önce içimizdeki kaygılar, beklentilerle gidip özlem giderdiğimiz evi de, ziyarete gelen arkadaşlarımı da görmedim sonra... Ağabeyimse bırakıp gitti bizi... Ev... Halen orada… Anacığımın balkon sandalyesi de... Kahve fincanları da... Kahvesi, cezvesi de...
Bir de gidip olması gereken yere bıraktığım gölgem orada... Sesim de. 8.10.2022
*

BİR KENTİ ÖZLEMEK

Durup dururken değil. Birden, bir türkü dinlediğinde.
Bir kent düşer aklına insanın. Gençliğimdi diyerek.

Aşı boyalı evler. Komşu eve ara kapı açılı evler.
Her pişenden bir tabak diğer komşuya o kapılardan geçer.
Parke taşı döşeli dar sokaklar. Kediler, köpekler ve çocuklar.
O sokaklarda hepsi kaygısız yaşar, sevgiyle taşar.
O sokakta duyulur eve dönen babanın ayak sesleri.
O sokakta unutulur annenin eve çağıran sesi.

Sokakları insan kokan, yaşamak kokan, sokağında anılarım yoğrulan kent.
Öyle bir kent ki; insanca yaşanır, insanca ölünür faytonların şıkırtısında.
İlle de kalesi... İlle de...
Kalesinde insana dilek tut diye çağıran kulesi, kulede hıdrellezi.
Kalenin eteğinde çiçeğe duran ağaçları.
Ağaçların Mayıs'a zor yetişen çağla bademi...

Özlenmez mi?
Özlüyorum kentimi, gençliğimi, sevdiklerimi.
Kentimin ezgilerini, çocuk sesimizdeki sevinci, türkülerini.

‘Karahisar kalesi yıkılır gelir’ der demez ilkinin ilk dizesi...
‘Ver elini karlı dağlar aşalım, bayramlaşalım!’ derken nakaratı,
(Anlamlıydı eskiden, bayramlaşmaya değecek insanlarım hep sağdı)
Yüreğimde ılgıt ılgıt dağ seli...
Sonra girerim evlere bir başka türkü ile, efelerim hüzünlerle çakılır!
'Hezin hezin gir kapıdan!' der demez söyleyeni,
Efelenen yüreğimle ırgalanır, dalgalanır, davranıp duruşları.
‘Emirdağı birbirine ulalı’ dediğinde çağıldayan son türkü…
Yaylalara çıkan çocukluğum şaşar kalır ezgiyle.
Tanırdı türkü yakanı, gardiyan Kâmil'di adı ve babamın dayısıydı.

Ah çocukluğum ah şaşma!
Dönülmüyor gerçeğine sen anılarından kaçma!
Dönülebilseydi bir kez, buluşsaydım o yaşımla,
Avunur muydu gönlüm atalarım yok olsa da...

Olmaz mı? Olurdu belki, bak türküye, nakarata...
Çağırıyor sevdalıyı, umutsuzluk yasak diye.
'Yayladan gel mühür gözlüm, yayladan' der demez,
Kesme diyor umudunu, kesme sakın sevdadan,
Kavuşturur elbet bir gün,
'Kesme umudunu kadir mevlâdan!'.

Gebze, 2.1.2014.
(Bu şiir 18.7.2023, Gerçek Edebiyat com içinde yayımlandı)

Ali kardeşim koviti yendi. Yürümeyi, araba kullanmayı filan yeniden öğrendi nefes almayı öğrendiği gibi. İyileşmişken şu sorunları çözelim dedi. Gittik, döndük, artık gidecek bir evimiz yok. 8.10. 2023

*
Ve... Bu yıl artık o ev yok ama özleyecek kentimiz de yok diyorum... Çünkü geçen yıl sağdı Ali kardeşim... 23 Nisan öncesindeki iki gün Afyon'da, eski polis evinde kaldık onunla... Evi tasfiye için... Komşulardan ihtiyacı olanlar aldı aldıklarını... Bir avuç anı da kardeşim ve ben aldık... Kalanın hepsini dağıtsın diye sınıf arkadaşımdan rica ettik, evi satın alan da gelip alsınlar dedi... Bir ev böyle ölüyor işte… Oradaki emek emek dikilmiş, örülmüş, alınmış eşyalar, yün yataklar, kap kacaklar için kimsenin evinde yer yok ki anısı kalsın diye… Kullanmaya ihtiyacı yok kimsenin… Oradan ayrılırken kalbim kaldı hepsinde… Annem ve babam bir kez daha öldü sandım nerdeyse…
Ah… Kara gözlü kardeşim… İçimden geçenleri en iyi bilenimdi… Bu yıla onu kaybetmeyi değil onunla daha iyi yerler gezmeyi umutla geçecektik...
O yeni yılı hastanede karşıladı... Yirmi ocakta girdiği yoğun bakım sonrası onu morgda göreceğimi bilmiyordum geçen yıl... 5 Şubat gecesi sonsuza geçti. Onsuz kalakalmak beni çok yaktı... Onsuz da kalan bir şehri özlemem gayri.

Gebze, 8.10.2024

Ünsal Çankaya

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler