Türkçede üç adaş halk ozanı olduğu gibi (Ercişli Emrah, Erzurumlu Emrah, Ahıskalı Emrah), üç adaş ozan daha vardır: Seyyid Nesimî, Kul Nesimî ve 2 Temmuz 1993’te Sivas Kıyımı’nda yanan Nesimi Çimen.

Bu çalışmada, Seyyid Nesimî ile Kul Nesimî’ye değineceğim.

İlhan Selçuk, bir yazısında, Seyyid Nesimî’den şöyle söz eder:

“Yaşamı söylencelerle bezenmiş bir şairimiz de Nesimî’dir. Nesimî’nin nerede doğduğu, nerede öldüğü, hangi zaman diliminde yaşadığı belli de söylencesinin gizemindeki gücü tanımlamak güç!...

Nesimî, Bağdat’ta doğmuş…

Halep’te öldürülmüş.

(…)

Asıl adı Seyid İmameddin olan Nesimî’nin, yaşamı soru işaretleriyle dolu; ama belli olan ne?

Şairimize göre ‘İnsan Tanrı’dır, insanın dışında Tanrı yoktur. Bu yüzden kendini bilen, varlığının özünü kavrayan her insanın derin coşkunluk içinde ‘ben Tanrıyım’ anlamına gelen ‘enelhak’ demesi gerekir. İnsan konuşan bir Kuran’dır, Tasavvuf diliyle ‘Kuran’ı natıktır’. Kendini bilen, varlığının derinliğinde saklı sırları, olgunlukları kavrayan bir insan için en yüce ibadet, insana tapmaktır; özünün sonsuzluğundaki anlama saygı göstermektir.’

Doğu’nun ‘hümanizma’sını insan sevgisinde dile getiriyor büyük şair Nesimî, şeriatçının dünya görüşüne karşı çıkıyor; ama zamanın Memluk Sultanı Nasirüttin Ferec’in otoritesine de karşı çıkmış oluyor. (…)” (Pencere / “Enelhak…”, İlhan Selçuk, Cumhuriyet gazetesi, 25 Haziran 1996, s. 2.)

2005 yılında yapılan, I. ULUSLARARASI SEYİT NESİMÎ SEMPOZYUMU’nun bildirileri kitaplaştırılmıştı: Evrene sığmayan Ozan NESİMÎ, I. Uluslararası Seyit Nesimî Sempozyumu Bildirileri (17-19 Haziran 2005 / Ankara), hazırlayan: Gülağ Öz, Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı / Hüseyin Gazi Derneği - YOL Bilim Kültür Araştırma Yayınları, Ankara, Kasım 2006.

*

İki Nesimî, ad benzerliği yüzünden, birbirleriyle karıştırılagelmiştir. Edebiyat tarihçisi, yazar Abdülbâki Gölpınarlı, Alevi-Bektaşi Nefesleri adlı yapıtında, Seyyid Nesimî’ye ilişkin şunları söyler: “XV. yüzyılın başlarında, inancı ve şiirleri yüzünden, Haleb’de derisi yüzülerek öldürülen ve hurufîliğin kurucusu Fazlûllâh’ın halîfesi olan Seyyid Nesîmî olması gerektir. Esâsen ‘Kul Nesîmî’ mahlâslı bazı şiirleri de var.” (Alevi-Bektaşi Nefesleri, Abdülbâki Gölpınarlı, İstanbul 1963, s. 16.) Gölpınarlı’nın, Nesimî’leri karıştırdığını görüyoruz!

Seyyid Nesimî Divânından Seçmeler” (İstanbul 1973, s. XXIV.) başlıklı incelemenin önsözünde, Kemal Edib Kürkçüoğlu: “Seyyid Nesimî, Bektaşi olmadığı halde, o zümrece benimsenmiş ve Fuzulî, Hatâyî, Pir Sultan Abdal… gibi Yedi Büyük Alevî şairinden biri sayılagelmiştir.” demektedir.

Alevilerin kutsal saydıkları, ulu belledikleri yedi ozan şöyle sıralanmakta: Seyyid Nesimî, Hatâyî, Fuzulî, Yeminî, Viranî, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet.

Safevî Devleti kurulmazdan önce yaşamış, Alevi ya da Bektaşi de olmamış Seyyid Nesimî’nin, Aleviler üzerinde etkili olduğu, Bektaşilikte de bu etkilerin süregeldiği anlaşılmaktadır. Saadettin Nüzhet Ergun, “Bektaşi Şairleri” adlı ürününde, Kızılbaş Devletini kuran Hatâyi için şunları der: “Hurufî akaidine (inançlarına) tarafdar olan bu şair sarahaten (açıkça) Nesimi’nin muakkibi (ardından gideni) ve mukallididir (taklidçisidir).” (Bektaşi Şairleri, Saadettin Nüzhet Ergun, İstanbul 1930, s. 135.)

Saadettin Nüzhet Ergun, Bektaşi Şairleri’nde Kul Nesimî’nin altı şiirine yer vermiştir. Kul Nesimî de adaşı gibi, Alevi kültürünün temel taşlarından biri sayılmaktadır.

Nesimî’lerin karıştırılmasının nedenlerini ve Seyyid Nesimî’nin şiirinin ayırıcı özelliklerini, Ziya Gürel, -Kürkçüoğlu’nun “Seyyid Nesimî Divânından Seçmeler” adlı incelemesini de anarak- şöyle açıklamaktadır: “(…) ‘Nesimî’ mahlasının doğrudan kullanılmasının özel bir nedeni de bulunduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki. Nesimî’nin öldürüldüğü Halep şehrinde ‘Hükûmet konağı yakınında Sultan Hamamı bitişiğindeki kendi adı ile anılan bir Tekkede gömülü’ olduğunu, o zamandan beri bu tekkede şeyh olanların ‘Nesimî’ adını kullanageldiklerini bildiren K. E. Kürkçüoğlu, adı geçen eserinde, bunun ‘Nesimî mahlaslı bir çok şiirlerin ortaya çıkmasına, zamanla bunların Seyyid Nesimî’ye mal edilmesine, önce yazma, hatta sonra basma Divanlara geçmesine yol açmış’ olduğunu bildirmektedir. Öyle ise, bu tekke şeyhlerinin – yazmışlarsa- şiirlerinde ‘Nesimî’ mahlasını kullanmalarını doğal saymak gerekmektedir.

Bunlardan da ayrı olarak, Nesimî’ye tutkun olan bir kimse, bu alandaki göreneğe göre, bir sıfat ekleyerek – ki, zamanla bu eklenen sıfatın düşmesi olanağı vardır – hattâ, doğrudan bu mahlası benimseyebilecektir. Nitekim; Öztelli, bir ‘kul’ sıfatı ekleyerek bu mahlası benimsemiş bir kimsenin deyişlerini bulunduran Kul Nesimî adlı bir kitap çıkarmış bulunmaktadır.

‘Nesimî’ mahlasını taşıdığı halde, onun olmayan şiirleri ayırd etmek için K. E. Kürkçüoğlu’nun, adı geçen kitabında, ortaya koyduğu kıstasların başlıcaları arasında ‘dil’ ve ‘üslup’ ile birlikte Nesimî’nin hece ölçüsünü kullanmamış olması da yer almaktadır. Bu ise yapılacak ilk seçme için somut bir dayanak olarak görünmektedir. Buna göre; açıkça hece ölçülü olan veya Nesimî’nin üslubuna, diline ve ciddiyetine uymayan deyişleri, her okuyanın ayırd etmesi kolaylaşmış olacaktır. (…)” (Hak Âşıklarından Deyişler, Ziya Gürel, Ankara 1980, s. 67, 68.)

Cahit Öztelli, Kul Nesimî adlı kitabını yayımlamadan önce, şu yazısında Kul Nesimî’yi anlatmıştı: “XVII. Yüzyıl Tekke Şairi: Kul Nesimî, Türk Dili (Aylık Fikir ve Edebiyat Dergisi), sayı: 69, 1 Haziran 1957, ss. 488 – 492.”

Cahit Öztelli’nin Kul Nesimî adlı kitabında, yüzyedi deyiş bulunmaktadır. Deyişlerin altısı, “Seyyid Nesimî” mahlâslıdır (takma adlıdır)… Şiirlerin birinde “Seyyid”, birinde de “Can Nesimî” adlarının geçtiği, “Kul Nesimî” adına iki deyiş bulunduğu, geri kalanların “Nesimî” adıyla söylendiği görülmektedir. Yüzyedi deyişlik kitapta, “Kul Nesimî” adının “iki deyişte” bulunmasına karşın yazar, kitabının adını “Kul Nesimî” koymaktan çekinmemiştir. (Kul Nesimî, Cahit Öztelli, Türk Etnografya, Folklor ve Turizm Derneği Yayını: 3, Ankara 1969.)

Öztelli, Nesimî’lerin ayrılıklarının nedenlerini açıklıyor: Bağdatlı Seyyid Nesimî’nin ölümü 1404 olduğuna göre, 15. yüzyılda yaşamıştır. Kul Nesimî ise

17. yüzyılın ozanıdır. (Kul Nesimî’nin, 17. yüzyılın ortalarıyla IV. Murat zamanında yaşadığını söylemek yanlış olmaz.) Aralarında önemli söyleyiş ayrımları, uymazlıkları vardır.

İkisi de Hurufî olan Nesimî’leri birbirinden ayıran Öztelli, Kul Nesimî’nin yaşadığı çağı daha çok, şiirlerinde dayanarak belirginleştiriyor. Çünkü Kul Nesimî kendinden, çağındaki olaylardan çokça söz eden bir halk ozanıdır… Kul Nesimî, 17. yüzyıldaki Osmanlı – İran savaşları sırasındaki ayaklanmalara bile karışmış, bu olaylara şiirlerinde yer vermiştir.

Asıl adı ‘Ali’ olan Kul Nesimî, elliye yakın mâni de yazmış, tekke halk ozanıdır. Öztelli, kitabına, yalnızca ozanın soyunu sopunu belirten iki mâniyi almakla yetinmiş… Bu iki mâniden anladığımıza göre, Kul Nesimî, atadan ozandır. Çünkü büyük dedesi olan Sait Emre de bilgin bir ozan kişidir.

Kul Nesimî’nin, ‘Nesimî’ takma adını almasının nedeni Seyyid Nesimî’ye karşı duyduğu gönül yakınlığı, sevgi ve saygıdır. Kul Nesimî, birçok şiirinde Seyyid Nesimî’yi över ve onun gibi derisinin yüzülmesinden de hiç çekinmez.

Öztelli, Kul Nesimî’nin sanatına da değinerek şunları söyler:

“Kul Nesimî iyi öğrenim görmüş, kültürlü bir şairdir. Şiirlerinde birçok âyetler de geçtiğine göre Arapça bildiği de anlaşılmaktadır. Tasavvufu, bu arada Hurufî kurallarını iyi bildiği görülüyor. Onun şiirlerine hâkim olan, din felsefesi dediğimiz tasavvuftur. Serbest konularda, daha çok aşk konusunda güzel şiirleri de var. Bazan öğretici ve öğüt verici manzumeler de yazmıştır.”

Şiirlerinde, örnek olarak sunacağım, ders verici dizeler de az değildir:

“Eyle perhiz, sakın dilden, her hatâ dilden çıkar

Cahile verme sırrını, sır elden çıkar.”

Öz ve biçim yanlarıyla güçlü bir ozan olduğu görülen Kul Nesimî’nin şiirleri içtendir, kimileyin de kalendercedir:

“Sorma be birader mezhebimizi

Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır

Çağırma meclis-i riyâya bizi

Biz şerbet içmeyiz, dolumuz vardır.”

Ahmet Hamdi Tanpınar, bir savında şunları der: “Edebiyatta ‘benzememek’ esastır. (…) Edebiyat biraz düşmanlık ister. Bana fazla yaklaşanlardan kaçarım.”

Tanpınar söylemek ister ki sanatçıların kişilikleri, birbirlerine benzemedikleri, birbirleriyle kesin çizgilerle ayrıldıkları ölçüde belirginleşir. Başka bir söylemle, sanatında özgün olabilen, “ayrı ses” verebilen kişi, gerçek sanatçıdır – gerçek ozandır.

Her sanatçının, “ayrı bir kişilik” olduğu gerçeği apaçıktır. Bilimsel yöntem, nesnel davranmak, hiç kimsenin hakkını yememek, kişileri birbirleriyle karıştırmamaktır… Ünlü söyleyişle “Kralın hakkını krala, Sezar’ın hakkını Sezar’a vermektir.”

Bu görüş açısından bakılınca, Seyyid Nesimî ve Kul Nesimî iki ayrı kişiliği simgelerler. İkisini bu bağlam içinde değerlendirmek zorundayız, birini göklere çıkarıp ötekini yok sayarak değil.

İkisi de Türk şiirinin, ayrı değerde ve ayrı nitelikte usta ozanlarıdır.

Nihat Taydaş
(Sincan İstasyonu, Temmuz 2012)
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)