Orhan Veli’yi tanımayan var mı? Ölümünün 70. yılında anıyoruz / Hikmet Altınkaynak

Eleştirmen Hikmet Altınkaynak' Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde Orhan Veli'yi yazdı.

news-details
Şiir

Edebiyata, şiire ilgi duyan herkesin tanıdığı bir şair. Ona bu denli yaygın bir ün sağlayan, şiirlerinin sevilmesi değil mi?

Şiirlerinin ezberlenmesi. Belleklerde yer etmesi... Bir roman kahramanı gibi sevilmesi değil mi?

Haluk Oral kitabına Bir Roman Kahramanı Orhan Veli (İşkültür Yayınları, 2016) adını boşuna vermedi.

İki gün sonra onu aramızdan ayrılışının 70. yıldönümünde anacağız. 36 yıl gibi çok genç yaşta ölümle karşılaşmasaydı, kim bilir daha ne güzel şiirler yazacaktı!

Orhan Veli’nin yaşamı, şiirleri gibi renklidir. Arkadaşı Muvaffak Sami Onat’a yazdığı mektupta kendini şöyle özetler: “1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 2 yaşında gurbete çıktım. Yedisinde mektebe başladım. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13’te Oktay Rifat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok âşık oldum, hiç evlenmedim. Şimdi askerim.”

GARİP İLE YILDIZLAŞTI

Orhan Veli’nin yaşamındaki diğer dönemeçler de şöyledir: Askerlikten önce İstanbul Üniversitesi’nde iki yıl felsefe okudu, bitirmeden bıraktı. Öğretmen yardımcılığı, PTT Genel Müdürlüğü’nde memurluk ve Bolayır’da yedek subay olarak askerlik yaptı. Sonra Ankara’ya yerleşti. MEB Tercüme Bürosu’nda çevirmenliğe, arkadaşlarıyla Yaprak dergisini çıkarmaya başladı.

Orhan Veli’nin lise öğrencisiyken yazdıkları/yayımladıkları ayrı tutulursa edebiyat yaşamına 1936’da Varlık’ta şiir, Ulus’ta yazı yayımlayarak adım attı.

Başka dergilerde de şiirleri, yazıları, çevirileri basıldı. Şiirleri uyak ve ölçü tanımayan özgün şiirlerdi.

Yaşarken Garip (ortak ve ayrı basım), Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi, Karşı adlarıyla çıkan kitapları ölümünden sonra Bütün Şiirleri (haz. Asım Bezirci, Can Yayınları), çevirileri de Bütün Çevirileri adıyla yayımlandı. Masallar, fabllar, tiyatro çevirileri çıktı.

Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile 1941’de çıkan Garip adını verdikleri kitapla ününü pekiştirdi.

Önsözü, Fransız gerçeküstücü şair André Breton’un 1924’te kaleminden çıkan “Gerçeküstücülük Bildirgesi”nden esintiler taşıyordu. Bu da Türk şiirine “Garip Akımı” ya da “Birinci Yeni” diye adlandırılan bir şiir akımını doğurdu.

ORHAN VELİ ŞİİRİ DEYİNCE

Nâzım Hikmet’in şiirde yaptığı devrimden yirmi yıl kadar sonra işte Orhan Veli öncülüğünde yeni bir şiir anlayışı yaratılıyordu.

Bu şiir de tıpkı Nâzım Hikmet’in şiirde yaptığı gibi önce yıkıcı, ardından yapıcı oldu.

Eskiye ait olan her şey atıldı, söz sanatları, eski sözcükler, şairanelik bir yana bırakıldı. Edebiyatı edebiyat yapmaktan kurtaracaklardı!

Paul Éluard’ın deyişiyle de “kafayla okunan” şiirler yazılacaktı!

Ama çok eleştirildi. Şiirin imgesiz, sanatsız olamayacağı ortaya kondu. Bu nedenle Orhan VeliGarip’in 1945’te yapılan 2. basımında kimi ilkeleri değiştirdi, bunu da geçen zamana bağladı.

Artık onun şiirinde de söz sanatlarına, gerçekçi, toplumcu özelliklere yer veriliyordu.

Garip şiirinin etkisi altında yalnızca okurlar değil, tüm şairler de kaldı, böylece Orhan Veli yıldızlaştı, yenilik hareketi büyüdü. 1940-1954 yılları arası, “İkinci Yeni” sahneye çıkana kadar etkin bir sanat akımı oldu.

SIRADAN İNSANIN HİKÂYELERİ

Orhan Veli’yi roman kahramanı yapan şiiri halklaştırması, sıradan insanın hikâyesini, çok kısa, çok yalın yazmasıdır. O sıradan insanın bastırılmış sorunlarını değişik yaklaşım ve anlatımlarla anlattı. Yeni bir edebiyat beğenisi yarattı. Şiirde aşk, sevda, özlem gibi klişe kuralların dışına çıktı. Nasır, cımbız, atom bombası, sol el, sokak kedisi, ciğercinin kedisi, Süleyman Efendi, Montör Sabri, şoförün karısı, Süheyla, Eleni, Melahat, Dalgacı Mahmut, Halime, Vesikalı yâr, Altın dişli, Sicilyalı balıkçı, şiirini yazdığı nesneler ve kişiler oldu.

Çok sevildi, çok öykünüldü, şiirimizde büyük bir iz bıraktı.

Onu siyasetçileri eleştirdiği kısacık “Vatan İçin” adlı şiiri ile selamlamak, edebiyatımıza katkıları için teşekkür etmek ve aramızdan ayrılışının 70. yılında sevgiyle, özlemle anmak istiyorum.

VATAN İÇİN

Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik.

Hikmet Altınkaynak 
(Cumhuriyet, 12 Kasım 2020)

ORHAN VELİ İÇİN KİM NE DEDİ?

“Tarihin beğenerek andığı insanlar daima dönüm noktalarında bulunmalıdırlar ki Orhan Veli de bu dönüm noktalarından birindedir.” Vedat Günyol

“Dünya şairleri arasına en kolay katılabilecek şairlerimizden biri de Orhan Veli’dir. Rumeli Hisarı’nda yeniden türkü söylemeye başlayan bu garip kişi Türkçe’yi insanca söylemesini biliyordu.” Sabahattin Eyuboğlu

“Genç şair ve eleştirmeciler onun için bir kaç kitap yazsalar çok yerinde olur. Aradan bir on sene geçsin, kıymeti daha çok anlaşılacak gibime geliyor. Bir genç şair eleştirmecinin onu uzun uzun, seve seve bize anlatmasını bekliyorum.” Sait Faik

“Okuyun, o şairleri okuyun: yarın herkese uyarak anlayacağınıza şimdi kendiniz keşfedin.” Nurullah Ataç

“Orhan Veli çok daha ileriye bir adım attı: şiirin kendi öz bir dili, bir vezni olmadığı gibi kendine öz konuları da olmayacağını gösterdi.” Nurullah Ataç

“Orhan Veli’nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi. Sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz.” Cemal Süreya

“Her tümce bir yana, açık havanın ozanıdır Orhan Veli her anlamda. Caddeler genişledi, kitaplar inceldiyse Çalap?ın işi değildir bu. Geleceğe doğru süren bir şimdinin şiir etkisi. Yalnızca gam değişikliği de değil, hep Atonal. Orhan veli olayı da olaylılığını yitirmiştir artık. Şiiri ise kalmıştır görünüyor, geniş açıdan bir deyişle.” Ece Ayhan

“…, Orhan Veli de dünyamıza, hele bugünkü dünyamıza yakışmayan insanlardandı. Bir masal oldu şimdi. Belki de günün birinde Nasrettin Hoca, Karacaoğlan, Yunus Emre gibi efsaneleşecek. Beklide gökyüzünü maviye boyayanın o olduğuna inanacaklar. Kirli gök yüzüne bakınca ?bu sabah Orhan Veli tembellik etmiş? diyecekler.” Oktay Akbal

“Onu her yıl anmaktan bir fayda çıkmaz gibi geliyor bana. Genç şair ve eleştirmeciler onun için bir kaç kitap yazsalar çok yerinde olur. Aradan bir on sene geçsin, kıymeti daha çok anlaşılacak gibime geliyor. Her sene anmak, onu biraz aktüel yapıyor ve yaşayan şairlerin kıymeti ile kıymetlendiriyoruz. Halbuki aramızdan ayrılan şairi başka türlü kıymetlendirmek gerekir. Düşmanlıkları ve kıskançlıkları üstüne çekmek lazım. O, kavgaların ve kıskançlıkların ötesindedir. Bir genç şair eleştirmecinin onu uzun uzun, seve seve bize anlatmasını bekliyorum.” Sait Faik Abasıyanık

ORHAN VELİ’DEN KISA KISA

“Aleyhimde yazılan yazıların, lehimdekilerden fazla olması beni memnun eder.”
(Aktaran Oktay Akbal)

“Yazdıkça fark ediyorum; Garip’in müdafaasına kalkışmış gibi bir halim var. Garip’i kimseye karşı değil, kendime karşı müdafaa etmek isterim. Bunun, etrafımı hiçe sayışımdan geldiğini de sanmayın. Garip’i başkalarından evvel kendime karşı müdafaa etmek isteyişim, ondaki kusurları, başkalarından çok, kendim bildiğim içindir.”
(İstanbul, Nisan 1945 - Garip 2. baskı önsözünden)

“Bir aralık, bir arkadaşım ?sanat bahislerinde aksini isbat edemeyeceğim mesele yoktur? demişti. Aksi isbat edilemeyecek mesele yoktur demek isbat edilecek mesele yoktur demektir. Mademki isbat edilecek mesele yok; ne diye düşünüyor, ne diye konuşuyor, ne diye yazıyoruz? Sanattan bahsetmek de, sanatla uğraşmak gibi, kaçınılmaz, şifa bulunmaz bir hastalık mı yoksa?”
(İstanbul, Nisan 1945 – Garip 2. baskı önsözünden)

“Bir insan bu arada da bir sanat adamı, ferdi olabilir mi? Biraz güç. Toplum içinde yaşayan insan ister istemez toplumsal olmak zorundadır. Toplumun dışına çıkmak ? istese de istemese de ? elinden gelmez. Ama ferdi kelimesini icat eden de o değimlidir. Yani o toplum içinde yaşayan insan, toplum içinde yaşadığı için de toplumsal olması gereken insan değil midir?”
(Şiir ve Toplum)

“Sanat sanat için midir, yoksa toplum için midir?” der dururuz. Elbette toplum içindir. Toplum için olmayan bir şey yok ki, sanat olsun. Ama sanatın toplum için olması ne demek. Yani sanat toplumun meselelerini alsın, bunları halletsin, sonuçlarını da halka ildirsin öyle mi? Bunu pek kabul edemiyorum. Çünkü o işleri yapmak için elimizde başka araçlar var. Mesela edebiyat. Edebiyatla sanatı birbirinden ayırıyor musun diyeceksiniz. Birdenbire ayırmıyorum; ama ayırmak lazım geldiğine de inanıyorum.”
(Şiir ve Toplum)

Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..