Ankara Emniyet Müdürlüğü hakkında toplatma kararı verilen 453 kitap ile 645 gazete, dergi, broşür ve pankartın yer aldığı listeyi yeniden düzenlemek üzere açıkladı.

Satışta olan Nazım Hikmet, Yaşar Kaplan, Lenin, Sultan Galiev, İsmail Beşikçi, Karl Marx ve Abdurrahim Karakoç'un da arasında bulunduğu birçok yazarın kitapları üzerinde yıllardır yasak kararı bulunduğunu ortaya çıkardı.

Eleştirmen Doğan Hızlan 12 Eylül 2012 tarihli Hürriyet'deki köşesinde ilginç ve çok sert bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazının bazı bölümleri:

Hürriyet'in manşetini görünce birdenbire, eski tarihli bir gazeteye bakıyormuşum duygusuna kapıldım.

Manşet ürkütücüydü: “Nazım hala yasaklıydı.”

Gerçek olduğunu fark edince, 2012 yılında yaşamadığıma karar verdim. Daha doğrusu takvimler Eylül 2012'yi gösterse de hala onlarca yıl geride imiş özgürlük anlayışımız.

Demek ki 1930'ların kâbusu, İkinci Dünya Savaşı'nın faşizan ruhu daha ölmemiş!

(...)

Devlet adamları, hükümet yetkilileri sık sık Nazım'dan şiirler okuyor, ona yapılan zülme gözyaşı döküyorlar. Türkiye'nin her köşesinde mazlumu anlatmak için, özgürlük meselesinin altı çizileceği zaman bütün devlet adamları, siyasetçiler Ona sığınıyorlar. Onun şiirleri, her yerde okunuyor, her yerde yazılıyor. Ama yasaklı hali devam ediyormuş.

Kitap yasaklamanın anlamsızlığını, insanı tarih önünde düşürdüğü zavallı durumu, sanırım siyasetçiler ve hukukçular okumuyor.

Bir süredir yeni bir nazım yazısı hazırlıyorum, hayatını ve yazdıklarını yeniden gözden geçirdiğimde, çektiklerinin nasıl da hak etmediği bir muamele olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Yalnız o mu yasaklı? Bu topraklarda, yıllardır kaç kitap yasaklandı, imha edildi. Sonuç, bunu yapanlar tarihin kara sayfasına yazıldılar, kitaplar yeniden basıldı, okundu, onu yazanlar yüzyıllardır yaşıyorlar.

Hiçbir kitabın yasaklanması mazur görülemez, eğer ondaki düşünceleri kabul edemiyorsanız, karşı düşüncede iseniz, o zaman siz de yazarsınız, kendi düşüncenizi savunursunuz.”

*

Resmi yasaklı olan 23 bin kitabın sicilindeki “yasak”ı kaldırmak için bir yasanın çıkarılmasına sevinirken sevincinin yarıda kaldığını belirten Hızlan, Mahkemelerin yeniden “güncel yasaklı kitap listesi” oluşturmaları ve Muzır Kurulu'nun kafasına göre yasaklı kitaplar oluşturmasının Türkiye'de gerçek anlamda düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığının kanıtı olduğunu yazdı.

Değerli eleştirmen Hızlan'ın darbeleri elbette savunmadığını belirtse de 1950 Kuşağının bir çok kitabı 27 Mayıs 1960 Devrimi'nden sonra okuyabildiğini vurgulaması, her askeri müdahalenin “darbe”, “militarizm” olarak değerlendirildiği günümüz kültürel ortamında kolaylıkla “Darbeci! Faşist!” olarak suçlanabileceği ilginç, cesur -gerçek!- bir saptama olarak duruyor.

Doğan Hızlan, hayli üzüldüğü ve sinirlendiğini belli eden bu ilginç “tepkisel” yazısına şöyle devam ediyor:

“(...)

Televizyonun, internetin olduğu bir çağda, kitabı müstehcen bulmak bulanı kaç yüzyıl geriye götürür, tahmin etmek istemiyorum.

Bir edebiyat dehasının, Oscar Wilde'in sözünü unutmayın. “Müstehcen kitap diye bir şey yoktur, kötü kitap diye bir şey vardır.” Ama ne mutlu ki kötü kitap yasaklanamaz!

Hiç kuşkusuz, kitap yasaklamanın birçok kuşağı bilimden ve edebiyattan uzak bıraktığını unutmayalım. Askeri darbelerden sonra, ev baskınları yüzünden birçok kişi kitaplarını yaktı, uzak yerlere gönderdi veya gömdü.

Televizyonlarda kitap, silahlarla ve örgüt dökümanlarıyla birlikte gösterildi.

İnanıyorum ki, bu kitap yasaklamalar yüzünden okul kitaplıklarının anlamını, işlevini yitirdi, başvurulma özelliğini kaybetti. Çünkü okul yetkilileri de öğrenciler de kitaptan korktular.

Yasak kelimesiyle kitap kelimesini bir araya getirenlerin, eğitime en büyük düşmanlıkları yaptığını sık sık belirtelim.

Askeri darbelerden birinde İngiliz dergisi Encounter'da bir yazı çıkmıştı.

Evi aramaya gelenlere ev sahibi diyor ki “Ben antikomünistem.” Bunun üzerine evi basan şunu diyor: “Biz komünizmin her türüyle savaşıyoruz.”

*

Yasaklı kitap ayıbından bizi kim kurtaracak?

Kitapların hepsini özgür bırakmalı, herkes istediğini seçebilsin. Böyle baskılar, yasaklamalar, sansürün en tehlikelisi ve en zararlısı olan otosansürü ateşler.

Sansürlü beyin yaratmak, bir ülkenin insanlarına yapacağı en büyük kötülüktür. Bu sansürlü beyinler ileride olanları var eden anlayışı da yıkmak için zaman kollayacaklar!”

Doğan Hızlan

(Hürriyet)

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)