‘Eloğlu’ ya da ‘Acı adam’
Bu zıkkımın yanında Adalet, müsavat, hürriyet demeye “Çilingir Sofrası” adlı bu çok bilinen şiirin yazarı Metin Eloğlu’nun yol arkadaşı Can Yücel bir toplantıda anlatmıştı. Metin Eloğlu, şiirlerinden bütün şairler gibi oldubitti para kazanamıyor, bir “siyasi tutukluluk” gerekçesiyle kaydı silinene kadar okuduğu Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümü eğitimi sayesinde bazen kartpostal ebatlarında yaptığı yağlıboya resimlerle, bazen de siyah-beyaz desenlerle günlük nafakasını çıkarıyormuş. Ne ki, o kazanılan da çoğunlukla “Tekel Bayii”ne gidiyor, her daim geçim sıkıntısı içindeki ailesine bir hayrı dokunmuyormuş. İçtikçe içesim geliyor gayri ne bilgi ara ne hüner Şairimiz ‘solculuk yaparak’ devletimizin görevlilerini zaten gereksiz yere meşgul etmesi ve bu yüzden ailesini tedirgin yaşatması yetmiyormuş gibi, bir de ikinci çocuğu dünyaya geldikten sonra bile şişe içindeki bu “küçük” zaafından vazgeçemeyince, çoktan pes eden karısı, onu “rakısıyla baş başa bırakıp”, kızını ve yeni doğan oğlunu alarak Almanya’ya göç etmiş. Ailesi göç etmiş ama “göçen” Metin Eloğlu olmuş doğal olarak. Eloğlu binlik bozdurur Bu soyadı bana haram. Şairin eşindeki bu eşi bulunmaz öfke, tam 18 (yazıyla On sekiz) yıl sürmüş ve ne İstanbul’a geri dönmüş, ne onu Almanya’ya çağırmış. Terk edilmenin acısını sollamış hasret duygusu… Onca zaman sonra eşi çocuklarıyla İstanbul’a döndüğünde insafa gelmiş de, şairimizin o güne kadar bir defa bile göremediği oğluyla buluşmasına razı olmuş. Yılların hasreti içindeki baba, artık “18’lik bir delikanlı” olan biricik oğlu ile konuşup koklaşmanın telaşlı heyecanı içinde hazırlanmış. Bundan sonrası, tamı tamına Can Yücel anlatması; “Metin almış oğlunu –nereye götürecek- meyhaneye götürmüş tabii… (Dostlarıma not: Bu yazı daha önce, Cumhuriyetimize armağan; ‘YÜZ YIL / Yarım Kalan Cumhuriyet Destanı şiir kitabı hazırlıkları içinde olduğunu bildiğim şair A.Kadir Paksoy’un, 2000’li yıllarda çıkardığı ‘Tan Edebiyat’ dergisinde yayınlanmıştır.) Mustafa Bilgin
Arnavut ciğeri ister, bir.
Çiroz salatası ister, iki.
Cacık ister, üç.
Sadece yürek ister.
Beni bu rakıyla baş başa bırakma
(…)
Ben bozduramam
Eloğlu başını yastığa kor komaz uyur
Ben uyuyamam
Eloğlunun sofrasında dokuz türlü
Benim aç yattığım olur bazen
Benim evim gecekondu
Eloğlunda apartıman
Eloğlunda ince müzik
Benimkisi aman aman
Benim kuru başım bana yeter
Eloğlunda karı kızan
Ben keçileri kaybettim
Eloğlu usta çoban
Karşılıklı oturmuşlar konuşacaklar, bunca yılın hasretini giderecekler, ama nerde…
Ne o bir kelime Almanca biliyor, ne oğlu bir kelime Türkçe…
Metin Eloğlu işte böyle bir acı adamdı.”
Gerçekedebiyat.com