unsal-cankaya-issiz-ada-31082025112712.jpg


 İnsan denizin ortasında bir tür ıssız adadaysa... Kendi adasında. Kendi çıkmazında. Kendinin

kıyısında... O insan bensem eğer… Bir martı ağıdı yazdığımı anımsarım önce, martı çığlıkları içinde. 

Sunak Dergi, Aralık 2021, Sayı:51 içinde yayımlanmıştı. 

AY IŞIĞINDAN MARTI AĞIDI 

Yaralandığı avlak ah denizler kıyısı 

Mavidir ay ışığı 

Lodos ağlıyor yine, çırpınıyor yüreği 

Savrulurken kanatlar dinmiyor çığlıkları 

Yüreğinde bin şarkı 

Düşen martılar gibi ezelinden yaralı 

İnsan nasıl dayanır yaşarken yoğun acı 

Koyu gölgeleriyle iner gecenin koynu 

Şimşek olur yıldızlar, çarpılır mavi hece 

Gökyüzü süzülürken akamaz gözyaşları 

Kanı toprakla karmış özünü vuran avcı 

Esmesin, istemiyor ne fırtına ne imbat 

Hangi rüzgâr koşmadan yetişir düşlerine 

Sevgisiz zamanlarda geçip gitmiş bulutlar 

Beklenen hiçbir yağmur mevsimine yağmıyor 

Kırık kanatlarıyla ay batırır martılar! 

Gebze, 1.11.2008

 

Sonra en sevdiklerimden, çağdaşım, yaşıtım, erkenden ölen o sevgili dost sesi bize kalan şairin şiirini. 

(Ahmet Erhan şair adı, kaydında Erhan Bozkurt) ‘Oturup Bir Kıyı Kahvesinde’ der o: 

Gelseler. Karşımda dursalar. Gülümseseler. 

Onlara, mutluyum desem 

Desem, bir daha kederli göremezsiniz beni! 

Bu denizin kıyısındaki çakıltaşlarını 

Maviye boyamakla geçecek ömrüm 

Martılara ekmek atmakla, 

Ve şiir yazmakla bir de…  

O kadar soğuk, rüzgârlı ve griydi ki İstanbul derim sonra... Yazmalıyım bunları düşündüğümü... 

Çünkü... Denizin ortasında, Kız kulesinin bir avuçluk avlusunda insan sadece şiirler geçiriyor içinden... 

‘GÜN OLUR' diyor Orhan Veli: 

“Hele martılar, hele martılar, 

Her bir tüylerinde ayrı telaş! 

Gün olur, başıma kadar mavi; 

Gün olur başıma kadar güneş; 

Gün olur, deli gibi... 

Bedri Rahmi ise bir İstanbul Destanı yazıyor şiiriyle... 

İstanbul deyince aklıma martı gelir 

Yarısı gümüş, yarısı köpük 

Yarısı balık yarısı kuş 

İstanbul deyince aklıma bir masal gelir 

Bir varmış bir yokmuş... 

Ardından ‘Bahar Sarhoşluğu’ oluyor Cahit Sıtkı Tarancı dilinde zaman... Diyor ki: 

... Süt beyaz bir martıyım açıklarda. 

Gemilere ben yol gösteriyorum, 

Buğday ve ilaç yüklü gemilere. 

Bir kanat vuruşta bulutlardayım; 

Bir süzülüşte vatanım dalgalar!... 

Can Yücel (Can baba) ise her zamanki gerçekçiliği ile vurmak üzere duruyor ve MARTILAR Kİ diyor: 

Oysa bir gaz tenekesiyle bir şişe mavi 

Gelişi güzel mi güzel bir ocak 

Suların ortasında sevgili öfkemle benim 

Yanacak bahar erişinceye değin 

Soğuktan morarmış kanatlarını 

Isıtsın diye martılar 

Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin... 

Melih Cevdet Anday ise hayat için ‘YANYANA HER ŞEY’ diyor: 

Bir balık uyur, denizi yaratır 

Martıların tüneği dibinde, 

Yan yana martıların, ki evreleri yoktur, 

Bir yaşta hepsi, bir boyda. 

Toprağı arala, ellerinle bak, 

Yan yanadır günlerin taneleri, 

  

Ne önce, ne sonra. 

Ne önce, ne sonra. 

Üst üste kurmuşlar kentleri 

Sarmışlar masalla. 

Manastırlı Hilmi Beye Birinci Mektup dediğine göre başlığı, aralarındaki ilk mektup olmalı şiir, Edip Cansever'den... 

Ve balkon demirinde bir martı, dedim ki 

deniz şuralarda bir yerde olmalı 

çıt yok 

sanki dünyadaki bütün çay ocakları kapalı 

ve göklerden tepelere inen bir sokak 

ya da bir akarsuyum ben 

denizse 

şuralarda 

yok önemi bir iki gün kaldı martı 

balkonda 

deniz de öldü sonra, martı da… 

Oktay Rıfat ‘SESSİZ KIYIDA’ duruyor ve ekleyip duygularını: 

...Sen kısa entarinin 

anlaşılmasından habersiz 

bana bakıyordun 

bense yetişilmez hızla 

başlanmış geceyi ikiye biçiyordum 

baktım denizler bitmiş 

kumsal kan içinde 

kapılar gıcırtılı 

yollar ince yollar çakıllı yollar 

cansız parmakları gibi bir ölü elin 

gözümle gördüm bunları 

sessiz kıyıda mavi 

martı sesleri düşerken üstüme... diyor ya... 

Arkalarından Özdemir Asaf ‘OLMAK İSTERDİM’ demez mi? Diyor tabi; 

Şu anda İstanbul’da olmak isterdim..." 

Mihrabat Korusu’nun dar yollarında seninle 

Yan yana, yana yana yürümek… 

Bir de martıların kanatlarından seyretmek İstanbul’u. 

Ümit Yaşar Oğuzcan beklendiği gibi ‘YILGINdır ve: 

Besbelli bir giden var, sen misin yoksa 

Neden bu limanda gemiler ağlamaklı 

Kaldırın su manzarayı gözlerimden 

Bu ne çok deniz, bu ne çok martı..." der çünkü yılgınlıkla... 

‘Bu Aşk Geçilmelidir’ der Ataol Behramoğlu: 

"Susar ve martıları düşünür 

Gecenin bir kesiminde insan 

İçinde beyaz bir kalabalık 

  

Ve aşk zaten gürültüdür 

Benim korkum ve umutsuzluğum 

Artık ölmüş bir adam gibidir 

Kendini hiç hatırlamayan... 

Ahmet Hamdi Tanpınar, ki zaman ustasıdır, ‘ZAMAN KIRINTILARI’ der yaşanan ana: 

Bak martılar kanat çırpıyor sana 

Bir rüyadan kopmuş gibi bembeyaz 

Yelkovan kuşları yalıyor suyu, 

Sen ki bakışından yumuşak bir yaz 

Gülümser en yeşil gecesinden 

Ve sesin durmadan, durmadan örer, 

Yıldız yosunu bir uykuyu… 

Bak, martılar kanat çırpıyor sana. 

Yılmaz Odabaşı ‘BULAMAM’ der sırada, bulduğunu, gördüğünü yazdığı belli iken... 

Her deniz bir martı, 

Her ömür bir tufan, 

Her rüya bir uyku, 

Her nota bir şarkı, 

Her mezar bir ölüm, 

Her ağaç bir kök, 

Her dağ bir duman, 

Her güneş doğacak bir kuytuluk bulur ya kendine, 

Bulur ya, ben senden başka sen bulamam 

Bulamam 

Ben en çok aklımda kalanı, çoğu kez de kalbime düşeni dolarım dilime sonra. Böylece Attila İlhan düşer ana... Adanın martılarının kanatlarına. Ta ilk okuduğum lise yıllarına taşır yüreğimi AĞUSTOS ÇIKMAZI, anda bulurum kendimi sonra. 

Beni koyup koyup gitme, n’olursun 

Durduğun yerde dur 

Kendini martılarla bir tutma 

Senin kanatların yok 

Düşersin yorulursun 

Beni koyup koyup gitme, n’olursun 

Gebze, 16.4.2018, 

Sonra martıları karada gördüm… Köy piknikleri yapmak üzere gittiğimiz, denizden hayli uzak bir köyün tarlalarında… Açlık bu deniz kuşlarına bile acımadan uzaklarda ara yiyeceğini, doy ve tutun yaşama demiş olmalıydı, tarla süren çiftçinin traktörü ardında havalansın diye sabanla kazılan toprağın içindeki solucanlarına, börtü böceğine dalışlarının sebebi başka ne ola? 

Gebze, 13.4.2025 

Ünsal Çankaya 

Gercekedebiyat.com 

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler