Ülkemizde üst düzey görevlerde bulunmuş kişilerin anılarını yazması, yayımlaması, az da olsa rastlanan, beklenen bir durumdur. Aslında anılar daha çok yazılmalı ve paylaşılmalıdır, zira anlatılanlar, olayların ve davranışların arka planını görmemize, anlamamıza imkan sağlayacaktır. Vali İsa Küçük bu kez, alışılagelmiş edebi türlerin dışında, 40 yıl süren kaymakamlık ve valilik görevi sonunda, görev yaptığı çevreyi, oralarda tanıştığı dostlarını anılar, şiirler, öykülerle zenginleştirerek Stabilize Yol Havaları ile selamlıyor.

Tüm kitaplarını okumuş biri olarak belirtmeliyim ki İsa Küçük’ün yazma tutkusu, olayları anlatma yeteneği kendisine özgüdür: Yazıp söyledikleri kadar susarak çağrıştırdıkları da önemlidir. Şiir sevdasının başlangıcını 1972 yılında Behçet Necatigil’in “Gizli Sevda” şiirine öykünerek yazdığı şiire bağlıyor şair İsa Küçük (s.15). 1975 yılında yazdığı şiirde Nazım Hikmet’e selam yollamadan yapamamış. “Sen öldüğünde altı yaşımdaydım Nazım Abi/ şimdi on sekizimde/ On sekizimde görüyorum dünyayı, insanları, yaşamı/ O kadar yoksun ki insanların bir damla sudan/ Bir yudum çorbadan, bir avuç topraktan/ O kadar yoksun ki insanların yaşamdan…” (s.25). 

Lise çağlarında hepimizin yaşadığı “aşk ve isyan günlerini” “Kaldırım Yoldaşları”, dershane sistemine olan itirazını “Haşhaş Çocuğu”, köylülerin kurtuluşu için beklenen sağlıkçı ve öğretmeni “Zeyno” ile çağıran İsa Küçük, ilerleyen bölümlerde memurluk yıllarının geçtiği ilçe ve illerdeki duyumsamalarını dipnotlar eşliğinde paylaşıyor.  

1987 Kasım ayında başladığı Ovacık kaymakamlığı sırasında ilk görev yeri Aydın-Karacasu günleri dile gelip şiir olarak dökülmüş: “Doktorun /Unutulmaz bir Kordon akşamına takılı gönlü/Körfezde kıyıya vuran dalgalar gibi/ Dalga dalga/ Sanki Hasan Tahsin'le aynı masadalar/Aynı Kuvay-i Milliye ruhu/” (s.56). Kitaba isim olarak verdiği Stabilize Yol Havaları'nın doğum yeri olan Tunceli-Ovacık, İsa Küçük'ün şiir dünyasında yeni bir başlangıca işaret ediyor; yaşadıkları şiirlerine, dizelerine yansımış: “Munzur bir dağ/ Bir çay gelip görmeyenler için haritalarda/ Bir türkü Munzur kuytu köşelerde söylenen/… Söylenmez bu türkü gülüm, dağı aşmayınca, geçmeyince çayı/”(s.67). Orada, uzun süren kış günlerinin içinde, bütün köy yollarının kapalı olduğu bir gün, radyodan dinlediği Ceyhun Atuf Kansu’nun “Kızamık Ağıdı” şiirinin yarattığı duygu ve çağrışımlarla kucaklaşmaya verdiği isim, şiirin iyileştirici gücüne dikkat çekiyor: “Şiir Tedavi”  

Sonra Diyarbakır vali yardımcılığı görevi başlıyor. Dizeler de peşi sıra. Yaşam sürüyor, şiirler dolu dizgin... “Barış hayattır/ Karanlığa terk edilmiş konaklar bahçesi/ Dicle ve Fırat/ Yılkı atlarının sırtında ay ışığı, akar gelir karıncalar /Kuşlar ve rüzgar/ yitmiş insan sesini arar” (s.72).  

1990'lı yıllar, Marmaris kaymakamlığı, bizim tanışıklığımız o zaman başladı. Marmaris şiir yazdırmaz mı şaire? Marmaris, “Anadolu’nun en güzel üzümlerinden süzülen esrik tatlar/ Amforalarda eskirken deniz diplerinde/…../ Atlar, davullar, düğünler ve mehtap/…. /Mehtap!/ Bu beyaz yatlı prensler bir gün seni unuturlar/…Unutma Mehtap!” şiiriyle başlar. Araya imar ve mimari sorunlar, “Dünya Şehri Marmaris’in 90!lı yılların sonundaki durumu anlatılır… Ve şair kaymakamın, “Herkese yetecek kadar seviyorum var bu şehirde/ Sen yoksun// Bütün Hürriyetler serbest bu akşam/ Ben yokum" şiiriyle Marmaris’e vedası… 

Osmaniye Valiliği dönemini Halet Abla Destanı'yla selamlamıştı. Prof. Dr. Halet Çambel’in yaşamının anlatıldığı kitap, geleneğin aksine, bir yöneticinin bilim kadını için yazdığı gerçek bir destan.  

Kara Deniz’e yağmur yağar/ Karayı maviye boyar…” 

Bartın, karanın maviye dönüştüğü kent. İstanbul’dan sonra Kitap fuarı geleneğinin en uzun soluklu şehri. Sanatçıları konuk etmenin mutluluğunu yaşardı İsa Küçük. İsimlerini anıları arasında andığı Ayşe Kulin, Ayla Kutlu, Ataol Behramoğlu, Buket Uzuner, Şükrü Erbaş, Cemil Eren…Kara Deniz’in bu ışıltılı şehrinde ülkemizin aydınlık yüzleri gelip halkla buluşuyordu. Kültür ve sanat günlük yaşamın içindeydi o yıllarda Bartın’da.  

O güzellikler içinde stabilize yoldaki şair duru mu? Bir “Bartın Türküsü” tutturmuş, Sen bir saz olaydın/Bütün türküleri çalaydın/Benim sesim duyunca/Alev alev yanaydın/ demiş, Amasra'ya termik santral yapımına dizeleriyle hayır, demeyi bilmiştir:“Amasra'ya inince/ Termik çıkar karşına/ Çürük kokar deniz/ Göğün mavisi azalır ağacın yeşili... Ağlayan ağaç güler haline…” (s.111). 

Ya görevi? Görevi ne oldu, diyenler olacaktır. İyi yapmaya çalıştı, bana göre başardı da. 2012 yılında Bartınlı öğrenciler üniversitelere giriş sınavında iller arasında birinci olmuştu. Evet, İsa Küçük, vilayetin imkanlarını eğitim için seferber etmişti. Yatılı okuyan, sınavda başarılı olan, köy çocuklarını Marmaris’e tatile göndermişti. Vali Baba'ydı, eşi de Emine anne. Birlikte birçok köy okula gittik kitaplar dağıttık, söyleşi ve imzalar yaptık. Bunu unutmamış bir selam da bana yollamış anılarının arasında; “Bartın kitap fuarları ve köy okul çocuklarının 'Cömert kitap pınarı' Savaş Ünlü ile yaptığımız uzun sohbetler yazmak cesaretimi artırdı." (s.106).

 

İşini hakkıyla yapan kamu görevlileri çoğu şeyden kendini sakınır, sakınmalı da. O kamu görevlisi kaymakam veya vali ise daha da dikkatli olmak zorundadır. İsa Küçük’ün -şair duyarlığına sahip kalbinin o dikkati, kitabın ilk sayfalarında, ithaf cümlelerinin içine sakladığını görüyoruz. Ortaokul ve liseyi parasız yatılı okumuş köy çocuğunun Cumhuriyetimizin 100. Yılı için yazdığı “Kır Çiçeklerinden Şehir Buketlerinden” şiiri, her okurun aklına “biz nerede hata yaptık” sorusunu düşürüyor. 

Stabilize Yol Havaları bizi, şiir adımlarla kucaklıyor. Bir yöneticinin duygu dünyasının, işle aşk arasındaki kalbinin seslerini duyuyoruz okurken.  

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)