Samsun Kamer Sokak'taki komşuları Mahir Çayan'ı anlatıyor
Önünde 10 m2 lik bir küçük bahçesi olan üç katlı şirin bir evdi kaldığımız yer. El kadar bahçede ev sahibi yaşlı hanımın gülleri, menekşeleri ve ardında her gün suladığı maydonozları vardı. Beyi bir fotoğraf sanatçısı; ‘Foto Baysal.’ Çiftlik caddesinden denize doğru uzun bir yokuştu burası. İri iri taş kaldırımları vardı. Orada elimle küçük arabaları sürdüğümü anımsarım. Deniz kenarında bir konser salonu vardı. Direkler dikmişler ancak bina aynı bina. Beyaz Kelebekler'i, Erol Büyükburç'u Cem Karaca'yı orada görmüş ve dinlemiştik ilk defa. Sahil merkezde şahlanmış bir atın üzerinde Atatürk heykelini anımsıyorum, gene rengarenk ışıklarla aydınlatılırdı. Atatürk çok güçlü, saygıdeğer ve güvenilirdi. Her zaman bir polis ekibi arabası olurdu yakınında. Memurların biri arabada oturur, diğer ikisi heykelin kenarında gelen geçen insanları süzerdi. Sinema günleri vardı, anımsarım. Cam vitrinin ardında renkli afişleri kim çizdiyse gıpta ederdim. Evdeki defterime ben de çizmek isterdim Belgin Doruk, Cüneyt Arkın, Ayhan Işık ya da Türkan Şoray’ı. Ne kadar güzel renkleri vardı. Yüzlerine vuran ışık ve o sinema sanatçılarının güzel gözlerindeki pırıltılar. Karadeniz’i anımsadım. Deniz hep dalgalıydı ve halk plajı merkezden daha ilerideydi. TCK’nın da kampı vardı yakınlarında sanki, öyle anımsıyorum. Akşamları bahçenin kapısında babamı beklerdim. Koyu gri-yeşil polis üniforması ve güler yüzüyle bana yaklaşır, başımı okşar yanağımdan öperdi. Ondan oyuncak isteyemezdim çünkü sıkça oyuncak alamayacağımızı bilirdim. Çok dikkat ederdim kırmamaya. Tek çocuk olduğum için evimize konuk olan çocuklarla oynamayı severdim. Çok dikkatsizdiler, neden bilmiyorum. Oyuncaklarım kırılmasından korkardım ancak paylaşmayı da pek severdim. Oyuncaklarım kırılırsa eğer, onlar gittikten sonra ağlardım. Babam beni teskin ederdi ve beraber tamir ederdik. Aradan tam 48 yıl geçmiş. Annemin sesi telefonda çok heyecanlı. Yılar sonra tarih olmuş anılar, Karadeniz’in o sevimli kenti Samsun’da ve konuşuyoruz, sesi titriyor ve ağlamaklı: -Cem yarın erken uyanıp her yeri gezmeye çalışacağım. O eski evimizi bulmaya çalışacağım. Evet, anneciğim duygu dolu bir gün geçirdi Samsun'da. Hem çok mutlu oldu hem de melankolik. Çiftlik Caddesindeki Foto Baysal'ın kulandığı lokal şimdi bir saatçi dükkanı. Mahir Çayan'ın evini yıkmışlar. O iki katlı bahçeli evin yerine apartman yapılmış. Annem yeri anımsadı. Fotoğrafta siyah fonun üstüne 'Cadde gayri menkul' yazan bina dikilmiş eskisinin üzerine. Bizim oturduğumuz ve aynı sırada olan üç katlı ev halen duruyormuş. Sokağın sonunda da Samsunsporlu oyuncular için yapılmış 'spor apt.' vardı, o da duruyor. Anılar silinmiş neredeyse tamamen. Şimdi mahallede oturanlarla konuşmuş validem; haberleri bile yok! Mahir Çayan'ın kim olduğunu da, zamanında orada yaşadığını da bilmiyorlar. Çok ağlamış o gün. Samsun'a 48 yıl önce ayak basmıştık. Mahir Çayan öldürüldüğünde 5 yaşındaydım. Sabah babamla küçük bir tartışma oluyor. Annem o günü şöyle anlattı: ‘'Eminiyetçinin hanımısın, gitme oraya. Kritik bir durum. Beni de zora sokarsın. Devlete karşı gelmiş bunlar, ne işin var orada, sana ne?’ Ancak İzmirli ve idealist bir kadın olarak o anneyi yalnız bırakamazdım. Evin önü kalabalıktı. İkinci kat. Senin elinden sıkıca tuttum ve yukarı çıktık. Mahir Çayan'ın annesi salonda yerde oturuyordu. Oğlunun foroğrafına ve askerlerin getirdiği elbiselerine sarılmış. Elbiselerini annesine ölüm haberiyle birlikte teslim etmişler. Binaya bakarken o gözü yaşlı günü anımsayıp tıkandım kaldım önce. Mahir’in annesi Naciye Hanım senin saçını okşadı ve sarıldı sana Cem. Çok acı bir gündü. Sokağın çıktığı yerde Çiftlik Caddesi. Yüksek binaların son bulduğu yer çiftlikmiş. Mısır ekerlermiş tarlaya. Kamer sokak, Samsun... Mart sonuydu sanırım son günü, yıl 1972. 'Mahir abi'nin annesi günlerce ağladı. Üç ev ilerisinde bahçede arabalarımla oynuyordum ve babam bahçeden çıkmamamı istemişti, sıkı kural koymuştu. Şimdi 2020 yılındayız ve Kamer Sokak artık Mahir Çayan’ı bilmiyor. Onun balkonda oturup gelen geçen eşi dostu selamlayıp şakalaşmasını da bilmiyorlar, duymadılar. Çünkü 'Mahir' ve diğerleri artık tarih oldular. Çoğunluğun ve çocukların bilmediği bir tarih. Cem Güneş
‘Olsun Cem sen kırmazsın oyuncak, ben bilirim oğlumu. Üstün başın da hep temizdir. Olsun bak yapıştırırız düzelir..’
(Norveç - Oslo)
Gerçek Edebiyat
YORUMLAR