Osman Şahin'in 23. Adana Uluslararası Film Festivali 'Onur Ödülü' konuşması
"Sinemanın anası edebiyattır" Costa Gavras
Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşlarının, aziz şehitlerimizin, gazilerimizin, halkımızın birliğini, dirliğini bozmaya çalışan, iç, dış düşmanlara karşı çarpışarak şehit düşen komutanlarımızın, Mehmetçiklerimizin, Mehmetçik polislerimizin, meydanlarda bombalarla katledilen halkımızın aziz anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Birkaç gün önce kaybettiğimiz, sinemamızın unutulmaz sanatçısı Tarık Akan'ın anısı önünde de saygıyla eğiliyorum.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Hüseyin Sözlü'ye, onur kitaplarını büyük bir özveriyle hazırlayan sinema eleştirmenimiz sayın Burçak Evren'e, festivalin metin yazarı ve yöneticisi Aynur Aksu'ya, yarışmaya katılan tüm filmlere, senaryo yarışmasının seçici kurul üyelerine ve festivale emeği geçen herkese sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Ülkemizin ve Çukurova'nın dünya romancılığına armağan ettiği, sevincin ve çoşkunun büyük türkücüsü Yaşar Kemal'in 700 sayfalık Demirciler Çarşısı Cinayeti ile 725 sayfalık Yusufçuk Yusuf romanlarında, Çukurova'nın yüzlerce yıllık toplumsal sicili anlatılır.
İki romanda, insana çok eski bir ağıtı, söylenceyi anımsatan destansı deyişlerle başlar:
"...O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler ve çekip gittiler..."
Bu söylencenin kaynağı, Doğu Anadolu'dur.
Eskiden, doğuda, hali vakti yerinde bir bey ile hanımı yaşarmış.
Bey, birgün hanımına dönerek, "Sağlığımız yerinde, izin ver, bu dünyadaki cenneti aramaya çıkayım" demiş, atına binerek yola çıkmış.
Kafasındaki cennet en iyi atların, en iyi insanların yaşadığı, havası, suyu güzel, en iyi meyvelerin, narlı, ballı incirlerin yetiştiği, sokaklarında ceylanların, cerenlerin insan elinden yem yediği zümrüt yeşili bir ülkeymiş.
Beyimiz, gece-gündüz gittikten sonra atları, suyu, havası güzel bir yere gelmiş, fakat insanında iş yokmuş, devam etmiş yoluna. Günler sonra insanları iyi, sağlıklı bir yere gelmiş ama atlarıyla suyunda iş yokmuş.
Beyimiz, iki ay sonra düşündüğü cennetten de fazla güzel bir yere ulaşmış: bu cennetin adı Çukurovaymış. Beyimiz hergün bir eve davet edilmiş, atının tımarı yapılmış. Bu cennette haftalarca kalmış, sonra yurduna dönmüş.
"Cenneti buldum" diyerek sarılmış karısına.
40 yıl geçmiş aradan.
Karı koca yaşlanmışlar. Beyimiz hanımına,"İzin ver, son kez göreyim cenneti' demiş, yola çıkmış atıyla.
Dört haftada cennete ulaşmış ama ne görsün, o iyi insanlardan, güzel atlardan eser kalmamış, selam veren kimse çıkmamış.
Acaba yanlış yere mi geldim diye bakınmış çevresine:
40 yıl önce atını bağladığı ulu çınardan anlamış doğru yere geldiğini, uzun süre beklemiş; yanıbaşından geçmekte olan bir adama, "Baksana hemşerim! Bir zamanlar burada çok iyi insanlarla çok güzel atlar vardı, ne oldu onlara" diye sormuş.
Adam, "Sen ne diyorsun bre hemşerim, o iyi insanlar o güzel atlara bindiler ve çekip gittiler" demiş.
O iyi insanlar çekip gittiler mi? Gittilerse nereye gittiler?
O iyi insanlar, İstanbul'dan, Antakya'dan, Mersin'den, Adana'dan gelin almaya gider gibi şıkça giyindiler ve bu törene katılmak için buraya geldiler. Yaşar Kemal'in efsanedeki o güzel insanlar sizlersiniz.
Nazım Hikmet'in sözleriyle sesleniyorum:
"Sizler, Türkçem kadar güzelsiniz."
Hepiniz hoşgeldiniz, sayın konukları ve Adanalıları yürekten selamlıyorum.
5000 yıllık Gılgamış Destanı ile başlayan yazılı edebiyatın yanında sinema çocuk sayılır. Ancak son 100 yılda, sinema öylesine gelişmiştir ki, film festivalleri dört yılda bir yapılan Olimpiyat oyunlarını gölgede bırakmıştır.
46 yıldan beri, söz sanatı ile görüntü sanatının ortasında olmaktan kıvanç duymaktayım.
İnsanlığın temel duygularından, ölüm ve korku temalarını, sıkışmış insanları, kült olmuş kadın-erkek eşitsizliğini, insanın kendisi ve doğayla kapışmasını, topraksızlık ve işsizlik sorununu, süregelen aşiret ve kan davalarını, kitle katliamlarını yazmaya çalıştım.
Sinema arkeoloğu Burçak Evren'in, Osman Şahin sinema belgeselinde yaptığı saptamadaki gibi, "Kocası tarafından öldürüleceğini bilen kadının (Fatma Girik) mezarını kazması, kazdığı toprağa ağıt yakması çok çarpıcıdır."
Korkutulmuş, sıkıştırılmış insanın insanla mücadelesini, değerli yönetmenimiz Şerif Gören, Kan, Derman, Tomruk, Kurbağalar ile Firar'da," yine değerli yönetmenimiz Erden Kıral Ayna ile Avcı filmleri ile, Bilge Olgaç'ın İpekçe, Gülüşan, Gömlek filmlerinde başarıyla işlenmiştir.
Erden Kıral'ın, Yunanistan'da çektiği "Ayna" filmi, Avrupa'da geniş halk oylamasında "Tüm zamanların en iyi 10 filmi" arasına girmiştir.
Sinema-Edebiyat birlikteliği, evrenseldir. Kolombiya'lı Marquez, Luis Bunuel'in sürgündeyken Meksika'da çektiği bir filmin, John Steinbeck de, Elia Kazan'ın Viva Zapata filminin senaryosunu yazmıştır.
Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Necati Cumalı, Atilla İlhan sinemayla içli dışlı olmuşlardır.
Sinemamızın ilk yurtdışına açılması bir edebiyat uyarlamasıyla olmuştur. Necati Cumalı'nın Susuz Yaz uyarlaması, 1963 yılında Altın Ayı ödülünü kazanmıştır.
Edebiyatçının kalemi ile sinemacının kamerası yanyanadır.
Kamera, çağımızın en büyük kalemidir. Görüntünün gücü, kalemi aşmıştır. 15 günde okunan bir romanı, sinema 1.5 saatte anlatabilmektedir.
Edebiyatta, Cervantes, Sheakspeare, Balzac, Tolstoy, Dostoyevski, Kafka, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal varsa sinemada da, Charlie Chaplin, Kurosawa, John Ford, Tarkovski, Sergio Leone ve Roman Polanski vardır.
Osman Şahin
GERCEKEDEBİYAT.COM
YORUMLAR