Gül bizde anne ömrüdür / Ünsal Çankaya

news-details
Deneme


“Mayıs ayların gülüdür!” der şair.  Direnci anlatır sonraki dizeleri.

Gül bizde anne ömrüdür. Annemiz biz ona doyamadan-o da bize doyamadı ya- direnmeyi bırakmıştır hastalıklara. Yorulmuştur çokça. O kadar yorulmuştur ki gül gibi solmuştur, ömrü gül kadar olmuştur.

Onsuz kalakaldığımız bir zamanın elimizdeki boşluğunu yüreğimize kaldırdığımız aydır bizde.

Anneme en çok benzeyen bakışımla bir fotoğrafımı paylaşmıştım sosyal medyada.

Çoğu fotoğrafımla benziyorum ona ama onlar ayrı bu ayrı. Bunda bakışım onun özlem ve acı dolu bakışlarının kopyası.“24 yılın bitiminde arttıkça artan özlemle annemize!” dedim sunumda.

“Annemizi özleyen biz beş kardeşe” dedim sonrasında.  Kaç yıl önceydi zaman.

Kaçıncı yıl bu özleyişim...
Annem elbet gelmedi, gelinemez yerdeydi.
Ama bu yıl ilk kez farklılaştı özlemde içimdeki duygu...
Duruldu...
Birkaç kez denedim daha önceki yıllar...
Örneğin İlknur'un annesiydi anne sıcağına yetişmiş gibi sarılışa ilk örnek...
O oğluma kuş tutardı havadan... Bana sımsıkı sarılırdı Anamur'un ağzıyla...
Yaşıyor hâlâ. Daha da uzun dilerim ömrü o insan sıcaklığına.
Sonra Mine'nin annesi...
Bir ince kadın... Bir uçtu uçacak ömür... 
Mine dizine yatardı, ben seyrederdim...
Mine mırıl mırıl annesini severdi... 
Annesi inancını...Kızını belki...
Dizine böyle yatılır dedim yattım bir gün, annenin sevgisi böyle alınır...
Ama o bana da kızından ötesini vermedi...
Gitti birden ve tam da dilediği gibi Arabistan çöllerinde susuz kalan bedeni geri gelmedi...
Kalp hastasıydı oysa...
Titriyordu içi Mine'nin, "gidip ölecek, gitmese!" derdi...
İkna edememiştik, gitti ve gelmedi...
Kızı soğuk yüzünü bile göremedi...
Kırıldı kalbim. Çok.
Onda annemin sıcaklığına yetişmeyi bir kez daha denemiştim üstelik.
Bu güncel deyimiyle travmayı yükseltti...
Affetmedim onun onca uzağa ölümünü...
Bile isteye ülke dışına gidişini... 

Yıllar geçti...
Denemeye korktum bir daha...
Ama içimdeki o özlem hiç bitmedi...
Birden bir başka anne girdi günümüzün içine...
Perihan sultan... Pamuk Prenses...
Sevgili arkadaşım Fahriye’ninannesiydi. Gülüşüyle, yaşama isteğiyle bambaşka bir anneydi...
Tuttum ona sarıldım ve dedim ki "Bu kez olacak!"
"Olacak!".
Oldu da...
Onu tanımanın üzerinden geçen yıllarda her görüşümde karşılıklı bir sevgi akışı da besledi dileğimi...
Yazdığım- oynamak ve yaşatmak istediğim- rol bir anneye veda etmenin tek perdelik gösterimiydi. 
Gittim, sadece onun için ve ona veda için...
Sarıldım... Sımsıkı...
Güldü, "yaşamak istiyorum, seviyorum yaşamayı " diyordu...
Annem gibi...
Annem gibi birdenbire o da çekip gitti...
Ben anneme veda edebilmenin provasını yapamamıştım, bir anneye vedayı oynadım provasız.

İçim şimdi gözyaşı değil, anneme özlem dolu...
Yetişebilme kaygım, yetişemeyişin kahrı artık beni terk etti. 
Gözyaşlarım sel değil eskisi gibi.
Gösteri muhteşemdi...
Alkışlar gerekmedi. Diyordum ki...
Heyhat!
Bir baktım içimdeki boşluk yine özlem doluyor.
Üstelik özlem her anne için ayrı bir yoğunluk ekliyor kendine, boşluğum bir iken az gibi şimdi katlanıyor ikiye.

GÜL DİLİ

Gül değil ki aranan
Gülümüzün kokusu.
Diken değil can yakan
Gülümüzün soluğu. 

Dikeni bileyen tav
Gülün durulmuşluğu.
Söz tüketir dikende
Gülün yorulmuşluğu.
Gül bahar, goncası har
Yaz şiir olmuşluğu. 

Solgun güle kaç dize
Kaç şiir düşer dilsiz?
Dünyanın bir ucundan
Kaç gül açar kedersiz.
Günlerde şavkıyan gül
Gecelerde adressiz.

Çünkü renktir kaybolan
Sabaha çiy gül suyu.
Doymak için bir yudum
Ağlamaya bir nefes. 

Ünsal Çankaya
Gercekedebiyat.com

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ünsal Çankaya

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..