51-  2012 yılının en önemli haberi Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde 5 yıldır sürdürdüğüm doktora eğitimimi tamamlayıp Yakın Tarih alanında Bilim Doktoru ünvanını almam oldu.  Bir Kitap Bağımlısının Notları’nın dördüncüsünden sonra yazılarıma ara verme nedenim de, bu süre boyunca tez çalışmama ağırlık vermek zorunda kalmamdır. 
 
52- Bilim Doktoru ünvanını almak beni daha büyük sorumluluklar almaya itiyor hiç kuşkusuz. Bu ünvanı sonuna kadar hak etmek için daha çok okumak, okumak ve okumak gerekiyor. Okumak zorunda olduğum alanımla ilgili yığınla kitap bir tarafa, daha önce okumuş olduğum temel bazı kitapları da yeniden okumam gerektiğini düşünüyorum. Bu amaçla fırsat buldukça okuma uğraşımı sürdürmekle birlikte, bu geçen süre, okumak zorunda olduğumu düşündüğüm kitapların da peşine düştüğüm bir dönemdi. Kitaplara en çok para harcadığım yıl 2012 oldu.                                                      
53- Oldum olası kitaplarla dolu raflar arasında dolaşmayı severim. Kitapların sırtlarını okumak için başımı sağa sola eğmek, raftan bir kitabı çekip biraz karıştırdıktan sonra yerine yerleştirmek ve her an başkasının gözünden kaçmış ya da değeri anlaşılmamış bir kitabı bulabilme heyecanı ile dikkat kesilmek,  kendiliğinden ortaya çıkan davranışlardır. 
 
54- Yeni kitapçıları ziyaret etmek, kitapların yerleşim biçimlerini incelemek ve birbirleriyle kıyaslamak da bir alışkanlık haline gelmiştir. Gittiğim kentlerin eski ve yeni kitap satan dükkanlarını araştırmak da bir zorunluluk olmuştur. Sadece kitapçıları ziyaret etmek için gittiğim kentler vardır. En son Kırıkkale’ye böyle bir ziyarette bulundum. Daha çok ikinci el kitaplarla karşılaştık. Yine de elimiz boş dönmedik tabii. Sırada bu kez Kayseri var. Sonra Konya ve kısmetse Eskişehir. 
 
55- Konuk olarak gittiğim evlerde de kitapların olduğu odayı ziyaret etmek ve kitapları incelemek için izin istemeden duramam. Her özel kitaplık bir bakıma o kitaplara sahip olanın kişililiğinin bir yansımasıdır. Kitapların yan yana konuluşundaki mantık ve düzene dikkat eder, bunu bir keşif yolculuğu sayarım. Her özel kitaplık mutlaka kitapçı vitrinlerinde göremeyeceğimiz eski, unutulmuş ve gıpta edilecek bir kitap barındırır. Ya da hatırladığımız, ama zamanında karıştırma fırsatını bulamadığımız bir kitap, okunmaya değer bulunduğu için başkası tarafından satın alınıp o özel kitaplığa konulmuş olduğu için ayrı bir merak konusu olur. Bu bakımdan başkalarına ait kitaplıkları incelemek ve karıştırmak çok sık yaptığım eylemlerdendir. Genellikle böyle anlarda kendimi tutamayıp ödünç kitap istemek bir alışkanlık haline gelmiştir bende. Kitaplara düşkünlüğümü bilen insanlar genellikle bu isteğimi olumlu karşılarlar. Aldığım kitaplardan daha fazlasını aynı biçimde ben de benim kitaplığımı inceleyenlere önermişimdir. Benim beğendiğim kitapları bir başkasının da beğenmesi çok hoşuma gider ve bu durum güzel olan bir şeyi herkesten önce keşfettiğim duygusu ile dolup taşmama neden olur. Benim hoşlandığım bir kitaptan insanların hoşlanmadıklarını söylemesi ise tam tersine beni üzer. 
 
56- Bugüne kadar çok nadiren insanlara kitap dışında hediye almışımdır. Bana da en çok kitap hediye edilmesi hoşuma  gider. Kitap dışında bir başka şey hediye etmeye kalktığımda da dağarcığım küçülür, dünyam daralır ve pek memnun olabileceğim bir çözüm bulamam.
 
57- İçimden gelerek birine ansızın bir kitap hediye etmek çok kez yaptığım bir davranıştır. Bir keresinde üniversite son sınıftayken  yeni tanıştığım bir  arkadaşıma Engels’in Anti-Duhring kitabını hediye edeceğimi söylemiş ve kitabı gerçekten de satın almıştım. Ancak daha sonraki günlerde bu kitabı arkadaşıma vermek bir türlü nasip olmadı. Aradan 25 yıl geçti, kitap duruyor ve şimdi o arkadaşın adını bile unuttum. Adını hatırlayamadığım bu arkadaşımın, Anti-Duhring’i hediye edeceğimi duyduğunda çok mutlu olduğunu ise unutmadım.
 
58- Kitap dışında bulabileceğim en iyi hediye bir kaset ya da CD’dir.  Bu durum zaman zaman ilişkilerimde sorun yaratmıştır. Eşimle henüz evlenmediğim dönemde hemen her buluşmamızda ona sevdiğim ve onun da seveceğini düşündüğüm bir kaset ya da CD hazırlar verirdim. Ta ki bir gün eşimin kız kardeşi beni kaset ya da kitap dışında da hediye almam konusunda uyarana kadar.  Ancak eşimle tanışıp evlenmemizde bile  kitapların etkisi olmuştur. Beni eşimle tanıştıran çocukluk arkadaşım, onun bir konuşma sırasında en büyük hayalinin “duvarları kitaplarla dolu bir odada yaşamak” olduğunu aktarınca “ben bu kızla kesinlikle tanışmalıyım” demiştim. Bu benim gibi, o ana kadar karşı cinsle ilişkileri çoğunlukla sorunlu olan birinden beklenmeyen bir istekti. Arkadaşım beni kırmadı ve benim evlilik hikayem, eşimle tanışmam böyle başladı.  
 
59- Eşimle ilk buluşmamızda da kitaplardan söz ettiğimi hatırlıyorum. Öyle ki birkaç buluşma sonrasında eşim o sıralar yeniden gündeme gelmiş olan, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı koca kitabını bana hediye edince hayatımın en önemli kararını vermem zor olmadı.  Tutunamayanlar’ı ise bir türlü okuyup bitiremedim. Zaman zaman, özellikle işsiz kaldığım dönemlerde kendimi bir Tutunamayan olarak hissetmemde bu durumun etkisi var mıdır acaba? 
 
Bir evliliğin ya da bir ilişkinin başlangıcını oluşturmak için daha iyi bir kitap hangisi olabilirdi ki? Suç ve Ceza? Savaş ve Barış? Don Kişot? Niteliksiz Adam? Factotum? Cebi Delik? Körleşme? Veba? Kaybedenin Önde Gideni? Yüzyıllık Yalnızlık? Gecenin Sonuna Yolculuk? Sefiller?
 
Sanırım hepsi kötü çağrışımlar yapabilecek isimler. Yine adamım Bukowski’nin En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür  isimli şiir kitabı iyi bir başlangıç olamayabilirdi; bir ilişkinin başlangıcında. Ya sevdiğim bir diğer yazar olan Paul Aster’in kitap isimlerine ne demeli... Yanılsamalar Kitabı!!! Yeni tanıştığınız bir kıza ya da erkeğe ilk hediyenizin bu isimde bir kitap olduğunu düşünsenize, kötü çağrışımlar yapmaması olanaksız. Aynı şekilde Yükseklik Korkusu, Kış Günlüğü,  Surat Mosmor,  Karanlıktaki Adam…Ya sevdiğim bir diğer yazar olan Thomas Bernhard’ın kitapları? Neden,  Mahsen, Soğukluk, Bir çocuk…Biriyle tanışıyorsunuz, hoşlanıyorsunuz, görüşmeye devam etmek istiyorsunuz ve gidip bir kitap hediye ediyorsunuz, kitabın adı Neden. Ya da  Düzelti!!!. Neyi düzeltmek? Ne demek istiyorsun yani? Ya şuna ne demeli: Bitik Adam.  Madem bitmişsin benden ne istiyorsun? Kusura bakma, bir daha görüşmesek daha iyi olacak. Ya da Fante’nin  Bahara Kadar Bekle Bandini  isimli kitabını hediye ettiniz. Yeni tanıştığınız bir kıza bunu nasıl izah edeceksiniz? Acaba bana nasıl bir mesaj vermek istiyor diye düşünmez mi? Bekle? Neyi bekleyeyim? Hangi bahara kadar bekleyeceğim peki? Yoksa niyetin ciddi değil mi? Bekle, bekle deyip beni oyalayacaksın değil mi?
 
Hayır zaten sende bir sorun olduğunu anlamıştım… 
 
Sonuç olarak sevdiğim yazarların ve sevdiğim kitapların bir çoğu yapacağı muhtemel çağrışımlar açısından sakıncalı. Koca kitaplıkta ismi (ve içeriği de) en uygun ilk tanışma kitabı olarak yıllar önce okuyup beğendiğim ve aynı isimle filme de çekilen Kurtlarla Dans romanının yazarı olan Michael Blake’nin Kutsal Yol  isimli romanını buldum: Biz, ikimiz yani senle ben… Eeee? Eeesi …işte …yani…şey…nasıl söylesem? Ben bu işi… ÇOK CİDDİYE ALIYORUM. Yani seni, demek istiyorum ve bizi… Anla yani, bayağı değerli bir… bir… bir ne? Bayağı değerli bir ilişkimiz olduğunu düşünüyorum. Kutsal bir yol gibi… Bu çağrışım zinciri diğerleri kadar kötü değil en azından.
 
Aslında bu bayağı önemli bir konu. Neyse ki bu aşamayı yıllar önce atlatmış olduğuma seviniyorum.
 
60- Çok kitap yitirmeme neden olsa da, ben sevdiklerine ödünç kitap verenlerden biriyim. Bazı kitap dostları bu konuda katı yasakçıdırlar ve en sevdikleri insanlara bile kütüphanelerinden ödünç kitap vermezler. Mantıkları “Bu kitap bu kadar iyiyse sen de satın al. Bu durum kitabın lehine olacaktır.” Benim mantığımsa şöyle savunma getirir: “Aynı kitaptan iki tane alacağımıza, ikimizin aynı parayla iki ayrı kitap almamız ve değiş tokuş etmemiz daha mantıklı değil mi?” Böylece aynı kitaptan iki tane almak yerine kısıtlı paramızdan iki farklı kitap alabilirdik. Ama katı yasakçı kitap dostları buna rağmen ilkelerinden ödün vermezler. Tabii onların kütüphaneleri sapasağlam ve eksiksizdir, bense her an geriye dönmeyen kitaplarımın nerede olduklarını, boşluklarını hangi kaynaklarla dolduracağımı düşünür dururum. Ama her şeye rağmen sevdiklerimize güvensizlik doğru değildir diye düşünüyorum. Ve ödünç verme alışkanlığımı değiştirmiyorum. Sadece olabildiğince dikkatli davranmaya çalışıyorum. 
 
61- Bu maddede Trabzonlu olmam dolayısıyla 61. dakika kutlamalarına atıfla, Trabzon’la ilgili bir kitaptan söz etmek istiyorum. Bu ilginç bir kitap. Amcamın oğlu öğretmen Orhan Özdemir, ailemizin tüm üyelerini içine alan bir kitap yazdı: Maçka’da Bir Soy ve Ben. Türkiye’de bazı ünlü ailelerin tarihçesini anlatan kitaplar az da olsa vardı. Benim bildiğim kadarıyla ilk kez toplum ve devlet yapımız içinde tarihi olarak önemli bir yeri olmayan, tanınmayan, çokça ünlü isim çıkarmayan bir aile hakkında böyle bir kitap yazıldı. Ailemizin kökleri, dedeler, babalar, çocukları, evlilikler ve yaşam öyküleri ile bütün bir aileyi tanıtmayı hedefleyen bir kitap. Naif bir çalışma. Ancak örneğin 50 yıl sonra bir tarihçi için çok önemli bir malzeme olarak değerlendirilebilir. “Aile kitapları” gibi apayrı bir türü belirginleştiren bu tip çalışmaların çoğalması, insanların köklerine, yörelerine, aile bağlarına sahip çıkması açısından çok önemli. Ancak kişisel bir yayın olduğu için kitapçılarda bulamazsınız. 
 
62- İnternet, günlük yaşamımıza girdikten sonra kitap satın alırken interneti de bir yol olarak kullandığım olmuştur. Ancak kitapların fiziki yapılarına da değer veren bir bibliyofil olduğum için kitapları elime alıp, gözümle görmenin, onun sayfalarını karıştırmanın keyfini hiçbir şeye değişmem. Yine de zaman zaman internetten kitap sipariş ettiğim olmuştur. Bu yöntemi nadiren kullanmamdaki en önemli nedenlerden biri de internette kredi kartı kullanma konusunda her zaman şüpheci biri olmamdır. Ama değişen zamana uygun davranmak zorunluluğu bu yöntemi giderek daha fazla kullanmak zorunda kalacağımızı gösteriyor. Her ne kadar kitap ekleri ve dergiler,  yeni çıkan kitaplar konusunda bilgiler verse de internetten gelen bir mektup bu açıdan çok daha hızlı ve daha sağlıklı biçimde bilgilenmemizi sağlıyor. Çoğu kitapçıların “Yeni Çıkan Kitaplar” bölümü bir türlü istenen düzeye gelemedi. Çoğunlukla kitapçıların internetin en az beş, kitap eklerinin de iki gün gerisinde oldukları söylenebilir. Bu tabii yaşadığım kent Ankara için geçerli. Çok kez Yalçın Küçük ya da Bukowski’nin yeni çıkan bir kitabından ilk önce internetten gelen bir duyuru sayesinde haberdar olmuşumdur. Bu kitapların varlığını öğrenmek için kitapçıların raflarını düzenli kontrol etsem bile bu bilgi için en az beş gün beklemem gerekecekti. 
 
İkincisi, internet yoluyla kitap satın alma, aynı kitabı değişik indirimlerle satın alma olanağı vermesi açısından da ağır basıyor. Üçüncü neden ise kitapçılar artan yayın sayısının baskısıyla 3-4 yıl, hatta bazen 2 yıl öncesinin kitaplarına bile ulaşmamızda yetersizler. Benim internet yoluyla kitap satın almayı tercih etmemde en önemli neden işte bu. 
 
63- Çocukluğumda okuduğum kitaplara aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, sonra tekrar sahip olmaya çalışmak artık benim kişiliğimin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu kitaplar çoğunlukla o zamanlar okuduğum çizgi romanlar. Çocukluğumda bir düşüm vardı: O zamanlar en çok sevdiğim kahraman olan Tom Miks’in bütün maceralarını bir gün okumak. Bu düşü hala koruyorum. Ama yeniden yayınlanan maceraları tamamlamak biraz da ekonomik güç gerektirdiği için, halen bu düşümü gerçekleştirebilmekten çok uzağım. Ama düşümü unutmuş değilim ve bir gün bu seriyi tamamlayıp kütüphaneme yerleştireceğime inanıyorum. En azından çocuklarım okumayı seven bireyler olarak büyüyüp belli yaşa gelinceye kadar bu konuda ilerleme sağlayacağıma inanıyorum. 
 
Geçenlerde Zagor’un çocukluğumda okuduğum, ancak yarıda kaldığı için sonunu getiremediğim bir macerasının devamını yıllardan sonra (yaklaşık 35 yıl sonra) bir sahafta bulup aldım. Çocukluğumda okuduğum macera Garip Buluş adını taşıyordu. Tay Yayınları’nın 268 nolu macerasıydı. 35 yıl sonra 269 nolu sayıyı bulup macerayı tamamladım. 269. sayıdaki maceranın adı Canlılar Mezarlığı idi. Bu sayıdaki macera bir çöl macerası olarak başlıyor ve çölde yaşayan garip bir kabilenin saldırısıyla devam ediyor. 35 yıllık bir arkası yarın gibi oldu. Garip Buluş adlı macerayı sevmemin ve unutmamamın nedenini düşündüm. Sanırım hayal gücümüzü besleyen, diğerlerinden değişik bir çöl macerası, bir yol hikayesi olmasıydı. (Son zamanlarda çölde kalmış, susuzluk çeken yolcuların hikayesini içeren bir roman ya da filmle karşılaşmadığımı da söylemek istiyorum.  Bu arada  Danny Boyle’nin yönettiği 2010 yılı yapımı 127 Saat, bu açıdan çok doyurucu değildi. İnsanın dayanıklılığı, gücü, inancı ve azmi ile ilgili hikayeler her zaman ilgimi çekmiştir.) 
 
64- Sadece çizgi romanlar değil çocukluğumda pek çok yetişkini hayrete bırakacak kadar ağır kitaplar okurdum. Orhan Hançerlioğlu’nun Varlık Yayınları arasından çıkmış Mutluluk Düşüncesi bunlardan biriydi. 
 
65- Çocukluğumda elime geçmiş ve unutamadığım kitaplar arasında Baskan Yayınları arasından çıkmış İdeal Seri adını taşıyan bir dizi gençlik-macera romanını öncelikle saymam gerekir. Zaman zaman sahaflarda bu diziye ait kitaplar bulunca param da uygunsa satın alıyorum. En son 2006 Haziran’ında bu diziden Paul-Jacques Bonzon’un Gece Gelen Ziyaretçi adlı romanını bir sahafta görüp aldım.  Dizinin diğer kitaplarını da görmeme rağmen ekonomik nedenlerle bir tanelik bir kontejanım vardı. Ben de Paul-Jacques Bonzon’un kitaplarını diğer yazarlara göre daha çok beğendiğimi hatırladığım için bu kitabı seçtim. Uzun uğraşlardan sonra bu dizinin yayınlanmış 77 kitabını da tamamlamayı başardım. Sanırım Türkiye’de bu dizinin tamamını kütüphanesinde bulundurabilen ender insanlardan biri oldum.
 
Bazı kitapların ise ne kadar peşinden koşarsam koşayım adını duyana bile rastlamadım. Bunun en iyi örneği Schiller’in 30 yıl savaşları adlı, eski Milli Eğitim Klasikleri arasından çıkmış kitaptır. Ne zaman bu diziye ait kitaplar görsem hemen bu incecik, ama çocukluğumda beni çok etkilemiş bu kitabı hatırlar ve umutla kitapları incelerim. Uzun uğraşlara rağmen bu kitabın izini bulamamıştım. Ta ki 4-5 yıl önce İstanbul’da dostum Gökhan Ayyüce ile yaptığım sahaf gezilerine kadar. Tam bir sahaftan çıkarken daha önce tek tek bakmama rağmen göremediğim diziye ait kitapların bulunduğu rafta son bir kez daha baktığımda kitabı gördüm. 10 TL gibi iyi bir fiyata o kitabı bulup aldım. Yine W.E.D. Allen ve Paul Muratoff’un 1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi adlı kitabını da, Amerika’da Harvard Widener Kütüphanesi’nde bulup kısmen fotokopi etmiştim. Aynı sahaf yolculuğunda bu kitabı da bulmam mümkün oldu. Amerika’da kısmen fotokopi edebildiğim ve ancak 2008’de (bazı sayfaları eksik olmakla birlikte) bulduğum Fahri Belen’in Türk Kurtuluş Savaşı adlı  kitabını da  anmam gerekiyor. Kitabın eksik sayfalarını elimdeki fotokopiden tamir etmek ayrı bir mutluluk olmuştu benim için.
 
Aynı şekilde uzun yıllar peşinde koştuğum ve yine çocukluğumda okuduğum Remzi Kitabevi’nin büyük boy kitapları arasından çıkmış Cemil Sena’nın Hz. Muhammet’in Felsefesi adlı kitabını da, Ankara’da yeni keşfettiğim bir sahafta bulup aldığım anı unutamam. 
 
66- Son zamanlarda ise Braudel’in Maddi Uygarlık adlı 3 ciltlik efsane kitabını arıyorum. Hiçbir yerde yok. Baskısını yapan da yok. Gece Yayınları, sonra İmge Yayınevi bu efsane kitabı bastılar, ancak şu an hiçbir yerde bulamıyorum. Aynı yazarın Akdeniz adlı iki ciltlik kitabının da peşindeyim. Bir sahafta buldum, ama çok yüksek bir fiyat söylediler, beni aşıyor. Bir diğer peşinde olduğum kitap Nehir Yayınları arasından çıkmış Ahmet İzzet Paşa’nın Feryadım adlı eseri. Sadece birinci cildini bulup alabildim. 2. cildini hala arıyorum. 
 
67- 2012 yılı bana göre kitapseverler açısından son derece verimli bir yıl oldu. Ancak, geride bıraktığımız yıl en büyük eksiklik ne yazık ki hapiste olduğu için alıştığımız hızda bize kitap yetiştiremeyen Yalçın Küçük Hoca’nın kitapları oldu. Umarım 2013 yılı düşünen insanların, yazan insanların, aydın insanların, daha özgür oldukları bir Türkiye getirir.  
 
68- 2012 yılında beni en çok etkileyen, mucize kitap John Fowles’in Büyücü adlı romanı oldu. Bunun dışında felsefeyle ilgilendiğim küçüklük yaşlarımdan başlayarak sorduğum (aslında hepimizin sorduğu, “Niçin hiçlik değil de varlık var?”, “Niçin varız?”, “Niçin başka yasalar değil de bu bildiğimiz yasalar var?” gibi ) soruların neredeyse tamamına net ve bilimsel yanıtlar vermesi açısından 2012 yılında okuduğum en değerli, en aydınlatıcı, en verimli kitaplardan biri de Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow’un ortak eseri olan Büyük Tasarım oldu. Bir anlamda bilimin noktayı koymaya çok yaklaştığının habercisi bir kitap.
 
13’ün katı olmayan bir sayıda duruyorum. Ama koca bir yıl sonu 13’le biten bir yılda duruyor olacağım. Umarım bu korkuyu atacağım, iyi bir yıl olur 2013 yılı.
 
Ali Ulvi Özdemir
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)