Televizyon dizisi piyasasında büyük pay sahibi olduğunu bildiğimiz Ay Yapım’ın, sık olmamakla birlikte, sinemada “büyük” işlere para yatırdığı da malum. Yakın zamanda Elif Şafak ve Alev Alatlı’nın romanlarının filme uyarlanmasına destek sunacak olan şirketin, geçtiğimiz yıl el attığı, Halis Karataş ve efsane yarış atı Bold Pilot’ın birlikteliğinden yola çıkılarak jokeyin özel yaşamının beyaz perdeye taşınması işini burada özellikle hatırlatmak isterim ki kendilerinin sinemadan ne umdukları konusu da netleşsin.

Daha önce de dile getirmiştim zaten; Ay Yapım’ın talebi ile senarist Serkan Yörük ve yönetmen Ahmet Katıksız, bir gerçek yaşam hikâyesi anlattıklarını iddia ederek Şampiyon (2018) filmini çekmişler, seyirciyi açıkça kandırmışlar, Bold Pilot’ı ve Karataş’ı sevenlerin yirmi beşer lirasını çalmışlardı.

İki binlerin başından bu yana, piyasa işi pek çok filmin ve dizinin altında imzası olan Katıksız’ın ismini, öncesinde çokça konuşulan ve nihayet geçtiğimiz Nisan ayında ilk sezonu ile Netflix’te yerini alan Aşk 101’in künyesinde de görünce ve bunun yapımcısının da Ay Yapım adlı şirket olduğunu öğrenince, izleyiciyi ne tür bir şeyin beklediğini az çok tahmin etmiştim.

Dizinin ilk sekiz bölümünü izledikten sonra ortada kaliteli bir yapımın olmadığını, dahası ve beni asıl ilgilendiren, para kazanmak dışında hiçbir şeyin amaçlanmadığını, üstelik bu esnada samimiyetsizliğin de tavan yaptığını görmek çok şaşırtıcı olmadı. 

Dizinin diğer yönetmeni Deniz Yorulmazer ve senaristi Meriç Acemi (Çocuklar Duymasın’ın Yasemin’i)de elbette yine aynı sanat satıcı camiadan. Üç ismin yolları öncesinde de sık sık kesişmiş ve uyumlu bir ekip olmuşlar. Şimdi de Ay Yapım’ın himayesinde yine pazarlamaya odaklanmışlar. Nesneleri ise bu kez doksanlar…

“Muhalif” bir internet yayını olan Duvar adlı mecrada, “Aşk 101 parlatma seansları” kapsamında kendisi ile yapılan görüşmede, senarist Meriç Acemi, sürecin 2018’de başladığını, Netflix yetkililerinin kendisiyle çok kez görüştüğünü, bireysel anılarından yola çıkarak bir anlatı kurduğunu söylemiş. Senaryodaki meselenin özü“17 yaşında, ben kim olacağım?” sorusunu sorabilmek imiş.

Aynı mülakatta söylediklerine göre, yönetmenler de hikâyeyi ekrana taşırken, bu özü kaçırmamaya gayret etmişler. Dizideki beş ana karakterin grup ruhunu, doksanların atmosferi içinde en iyi biçimde anlatabilmeyi amaçlamışlar. Ancak bunu yaparken, aynı zamanda da bir zamansızlık duygusu teşkil etmeye çalışmışlar.

Ekip üyelerinin ezberden söylediği sözlerin burasında biraz durmak gerekiyor.Çünkü diziyle ilgili en göze çarpan eleştirilerden biri, söylendiği gibi olayların 1998’de geçip geçmediği.

Spotify’da oluşturulmuş 58 şarkılık bir Aşk 101 listesi var. Bu listedeki eserlerin büyük bölümü doksanlara değil iki binlere ait. Bir çelişki evet ama yönetmenlere göre bu, hikâyenin güçlü kılınması içinmiş.

Senarist ve yönetmenler, müziğin dramatize ediciliğinden çokça, sıkça, fazlaca yararlanmalarını bu şekilde mantığa bürüyorlar ve döneme uygun olma/olmama eleştirilerine peşinen set çekiyorlar. 

Bunun, yani hikâyeyi güçlü kılma iddiasının büyük bir yalan, dahası pazarlama tekniği olduğunu vurgulamak zorundayız. 1998’de geçtiği ve internetsiz, cep telefonsuz doksanlar naifliğinin anlatılacak olduğu söylenen Aşk 101, bu haliyle sadece Y kuşağına hitap ederdi. Ancak bu, yeterli olmazdı. Zamansızlık iddiası ve neredeyse tamamı iki binlere ait davranış, olay, sözcüklerle var edilen karakterler sayesinde, müşteri, pardon izleyici havuzu genişletilmeye çalışılıyor ve bugünün gençlerine de ulaşmak amaçlanıyor.

Yeni Türkiye’nin uyanık sinemacı, televizyoncularından da başka türlüsü elbette ki beklenemezdi.

Dizide ön planda olan ve 17 yaşındaki karakterleri canlandıran beş oyuncunun seçimi de tamamen pazarlamacılıkla ilgili. İsimleri saymak gereksiz; hepsi Instagram kuşağının ekranda görmekten mutlu olduğu, seyircisi garanti kişiler. Bunların yanına, bütün oyunculuk yaşamı gençlik dizilerinde geçmiş Kaan Urgancıoğlu ve güzeller güzeli partneri Pınar Deniz de eklenince kadro tamam oluveriyor.

Bununla birlikte, şu da var ki Aşk 101, Ay Yapım’ın belki de en ucuz işi. 1998 senesi ile alakalı hiçbir şey dizide yok. Tek bir mekân dahi tasarlamamışlar. Okul, ev gibi kapalı ve vapur, basketbol sahası gibi yakın çekimlerle arkası, sağı solu gizlenen açık mekânlarda geçiyor sekiz bölüm de. Zamansızlık hissi yaratma çabasından galiba(!) Ne hoş bir söylem bu da. Diziye yapılacak her eleştiriyi karşılayabiliyor. Ancak…

Tam burada, bu, doksanlar mı değil mi, konusuna istinaden; yine “muhalif” hatta “solcu” BirGün gazetesinin “Aşk 101 parlatma seansları”na katkısını anmak gerekiyor. Dizi oyuncuları ile yapılan geniş röportajın başlığı şu çünkü: “Aşk 101 dizisi oyuncuları BirGün'e konuştu: 90’lar rüzgârı esecek!..”

Meselenin ne olduğunu anlatmış olduk ama tekrarlamak gerekirse, Aşk 101, doksanların iki binler kafasıyla, başka deyişle yeni Türkiye ruhuyla pazarlandığı kötü bir dizi. Ama bunları dile getirmeye, dile getirenlere kulak vermeye ne gerek var değil mi?

Hepimiz, “solcu” BirGün gazetesinin güncel Pazar ekinde konuyla ilgili kalem oynatan “solcu” Murat Tırpan’ın çağrısına kulak vermeliyiz: “Böylesi sıra dışı dönemlerde her zaman hayatın dertleriyle bizi meşgul eden sağlam, klasik filmler izlemeye çalışmanın çok da gereği yok. Sıcak bir içecek hazırlayıp koltuğa gömülün… Bazen küçük bir regresyon yaşayıp geri dönmek gayet öğretici olabilir. Aşk 101’e bir şans verin derim.”

Ama her şey bu kadar basit mi?..

Dünyayı değiştirecek cüreti kendinde bulanlar, bulduğunu söyleyenler en azından, bu kadar aciz, umursamaz mı olmalı? Vasata, ucuza, bayağıya bu kadar kolay mı boyun eğmeli?

Aşk 101 bir yana, kültür sanat, edebiyat, sinema üretimlerinde, bir solcu ile bir liberalin beğenileri, zevkleri nasıl bu kadar benzeşebiliyor? Hürriyet Gösteri ile Yeni E. dergileri, Radikal ve BirGün gazeteleri nasıl aynı çizgide olabiliyor? Kültür sanat sevicilerinin, solculuk satıcılarının dilinden düşürmediği Antonio Gramsci’nin tezleri neden en ihtiyaç duyulan anda hatırlanmıyor?

Aşk 101’e dönersek… Bu doksanlar pilavının çok su kaldıracağı açık. Üç yıl önce bir vesile ile konuya ilişkin kendimce bir kaç söz etmiştim. Ancak Ay Yapım gibi, oyunu büyük oynayanların doksanlara el atması gösteriyor ki Aşk 101, henüz başlangıç. Doksanlar nesli diye tabir edilenler olarak, bizler, kendi sözümüzü söyleyemediğimiz sürece, yapımcılar ve pazarlamacılar, anılarımızı hoyratça savurmaya, onlardan para kazanmaya devam edecekler.

Alper Erdik
Gerçek Edebiyat

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)