BAKİ AYHAN T. (şair)

Büyük yayınevlerinin şiir kitabı basmadığı iddiası gerçeği yansıtmıyor.  YKY, İş Bankası, Can, Kırmızıkedi’nin vs. yayın listelerinde roman ve öyküye göre daha az olmakla birlikte şiir kitapları da görebiliyoruz. 

Buradan yola çıkarak baktığımızda büyük yayınevleri dahil pek çok yayınevinin “şiir kitabı basmadığına” değil, “genç imzaların kitabını basmadığı”na tanıklık ediyoruz. Üstelik bu yayınevleri az da olsa genç şairlere de kapılarını açabiliyor.

Öte yandan, modern Türk şiirinin tanınmış şairlerinin şiir kitapları hâlâ basılıyor, satılıyor, okunuyor hatta örneğin Orhan Veli, Nâzım Hikmet, Attilâ İlhan, Cemal Süreya vs. baskı üstüne baskı yapıyor. Bazen, arzulanan miktarda olmasa da yeni şiir kitaplarının satışında da iyimser sonuçlar gözlemlenebiliyor. İkisi de 2015 başlarında YKY’den çıkan Tuğrul Tanyol’un Gelecek Günlerin Şarabı kitabıyla benim Hayat ve Hayal Müzesi adlı toplu şiirlerimin kısa sürede ikinci baskı aşamasına geldiği yayınevi tarafından bize bildirildi.

Peki, yayınevleri yeni şiir kitabı yayımlamaya neden yanaşmaz? Yayınevlerinin sonuçta ticari birer kuruluş olduklarını göz önüne aldığımızda “zarar riski” en başta gelen nedendir sanırım. Hafızalar yoklandığında, 2000’lerin başlarında genç şairin şiir kitabı yayımlamasına ilişkin tartışmaların en canlılarından birinin Can Yayınları üzerinden gerçekleştiği hatırlanabilir. Erdal Öz, Can Yayınları şiir dizisini kapattığını açıkladığında kendisine “neden” diye sorulunca şöyle demişti: “Kitaplar hiç satmıyor, diziden kitabı çıkan şairler bile birbirini okumuyor, okusalar her kitabın hiç olmazsa şu kadar satması gerekirdi.” 

Haksız değildi… Daha sonra, doğrudan bir açıklama yapılmasa bile YKY ve Doğan Yayıncılık’ın belli bir tarihe dek kendi şairi olmuş imzalar dışında yeni imzaların kitaplarını yayımlamayacağı konuşuldu. 

Büyük yayınevlerinin kendi şairleri dışında kalanların dosyalarına, özellikle de gençlere mesafeli durması, kapıları kapatması ilk bakışta elbette onaylanmayacak bir durum. Yine de bana kalırsa bunun çok olumlu bir sonucu da oldu. Hatırlıyorum, Can Yayınları şiir dizisi tartışmasıyla aşağı yukarı aynı yıllarda güya “korsan yayınları önlemek” maksadıyla çıkarılan yeni yasayla dergi yayıncılığına ciddi sınırlamalar getirildi. Yeni yasa o kadar sıkıydı ki basım-dağıtım, emniyet kontrolü, vergi vs. gibi kalemler yüzünden gençlerin dergi yayımlaması neredeyse imkânsızlaşmıştı. (O yıllarda çıkardığım ve gençlerin ağırlıkta olduğu şiir ağırlıklı edebiyat dergisi Budala’yı biraz da bu nedenle kapatmıştım.) Yani bir yandan yayınevleri kapılarını genç şairlere kapatırken öte yandan dergi çıkarmanın zorlaştırılması gibi ciddi bir kriz de ortaya çıkmıştı.

Krizi fırsata çevirme zekâ ve becerisini gösteren şairler bir süre sonra kendi dergilerini çıkarıp kendi yayınevlerini kurarak birbiri ardına kitap yayımlamaya başladılar. Yasakmeyve, Mühür, İkaros, 160. Kilometre, Yeniyazı, Ebabil vs. hep bu süreçte kurulan yayınevleridir ve her biri bugün gençler arasında belli bir prestije sahiptir.

Genç şairlerin büyük kurumlara küskünlükleri, kırgınlıkları olmasaydı bu yayınevleri ortaya çıkar mıydı, buralarda basılan ve günümüz şiiri üzerinde belirleyici gücü olan pek çok şiir kitabı yayın şansı bulabilir miydi? Bundan ciddi şekilde şüpheliyim.

Şiir yazıyor, üstelik kitap çıkarmayı da istiyorsanız işin teknik tarafı, yayın zorluğu elbette göz ardı edilemez, bununla uğraşmak gerekir. Yine de genç arkadaşlara önerim enerjilerini bu işlere harcamamaları, şiire ve hayata bakışlarını bu ilişkiler ağına göre çizmemeleri, şiirlerinin niteliğine daha çok kalp ve kafa yormaları, şiir "piyasası"ndan çok şiir dünyasının içinde olmayı önemsemeleridir. Yazdıklarını yayına dönüştürme aşamasında koşulların zorluğundan ötürü genç şair olmanın dayanılmaz ağırlığını fark ve hisseden arkadaşlar bilsinler ki hepimiz o yollardan geçtik, koşulların acısını ve acımasızlığını yaşadık.

Genç şair için kitap yayını da önemli olmakla birlikte öncelikle dergilerde var olabilmek çok daha önemlidir. Elbette dergilerde de çeşitli nedenlerden ötürü (yaş, tanınmamışlık, cinsiyet vs.) zorluk ve engellerle karşılaşıyorsunuz. 

Şunu unutmamalısınız ki herhangi bir dergi editörünün sizin şiirinize hoş bakmaması iyi şiir yazmadığınız anlamına gelmez, sadece onunla şiir anlayışlarınız arasındaki benzersizliğe işaret eder. İyi şiir, eninde sonunda kendine yayımlanacak bir sayfa bulur, bundan emin olun. Dergi ve kitap yayını işinde size “usta” olmak isteyenlerden uzak durun, sizi “çırak” görmek isteyenler sizden çok kendilerini düşünenlerdir. 

Şiirleriyle kendilerini var edememiş bazı şairler, yaşlılık günlerini garantiye alabilmek için kendilerine koltuk değnekleri arar. Onlara koltuk değneği olmamak için genç şair zeki ve uyanık olmak zorundadır. Neyle karşılaşırsanız karşılaşın, ne yaşarsanız yaşayın asla umutsuzluğa kapılmayın, kimseyi suçlamayın, işinizi en iyi şekilde yapmaya çalışın. 

Asıl kararı verecek olan yalnızca “zaman”dır, “zamanın ruhu”dur ve bu ruh soyut bir şey değildir. Yetenekliyseniz ve gerekli çabayı göstermişseniz er ya da geç layık olduğunuz yere ulaşırsınız. Yeri geldiğinde atak, hatta saldırgan olmayı becerebilmelisiniz. Her yeni kuşakta olduğu gibi, 2000'lerin başlarından itibaren edebiyat ortamında kendine yer açabilmenin zorluğunu dergilerden ve yayınevlerinden sürekli ret yanıtları alarak bütün dehşetiyle yaşayan yeni kuşak şairlerin de söyleyecek sözleri var. Bunu da çeşitli engelleme veya zorlaştırmalara rağmen bir yolunu bulup söylüyorlar. Asıl hakikat, söylemeye değer bir sözünüz olup olmadığı noktasında belirir zaten. Söyleyecek sözünüz varsa söylemenize hiç kimse engel olamaz. Fanzin, dergi, sosyal medya, kitap vs. bir yolunu bulup kendinizi ifade edersiniz. Ödülleri, yarışmaları, edebiyat piyasasındaki çıkar çetelerinin dayanışmalarını umursamadan kendi yolunuzu çizersiniz.


İSMAİL CEM DOĞRU (şair)

Elektronik yayıncılığın dergi ve kitap satışlarını olumsuz etkilediğinden söz ediliyor. Ancak kaçınılmaz değişimler üzerinden yapılan bu tür eleştirilerin söz konucu sürece olumlu katkısı olduğunu söylemek imkânsız. Her şeyden önce her yapının kendisini tehdit eden değişim sürecine karşı yeni önlemler almak, yeni çözümler bulmak gibi zorunlulukları var. Dolayısıyla dergilerin ve kitapların kitlelerle buluşması için yeni yöntemleri bulmak ve süreci lehine çevirmek bu işi yapanların görevi. Kaldı ki durum söylendiği gibi de değil. Söz konusu teknolojinin geldiği yer, henüz dijital yayıncılığı geleneksel yayıncılığın doğrudan değişkeni haline getirmedi. En basit haliyle örneklemek gerekirse çocuklara hâlâ kâğıt ve kalemle okuma-yazma öğretiliyor. Dolayısıyla kitleler için elektronik okuma bir alternatif gibi görünse de tam olarak bir karşılık haline geldiğini söyleyemeyiz. Mevcut teknoloji değişmedikçe de bu halini aşabileceğini söylemek hayalcilik…

Edebiyatın ve buna bağlı olarak yayıncılığın sıkıntılarını dış etmenlerde aramaya hiç gerek yok. Değişen yaşam koşullarına ve değişen iletişim biçimlerine uyum sağlayamayan, kuşaklar arasında neden çözümlenemediği henüz anlaşılamayan durumlar yaşanıyor.

Her şeyin hızla değiştiği bu dönem, birim zamana düşen iş sayısının zamanı aşacak sayıda olduğuna kuşku yok. İnsanları oyalayan faydasız etkinlik sayısı endişe verici hızla da artıyor. Yanı sıra ödül, yıllık, şiir matineleri gibi konulara gerekenden daha büyük anlamlar yükleniyor.

Zaten daralan çalışma süresini daha da daraltan bu tür gereksiz ayrıntılar eşliğinde şair en önemli detayı da atlıyor: sermaye ve iktidar çevreleri tarafından desteklenen niteliksiz yayınların yayıncılık alanında geniş hacim kaplamasıyla daralan olanaklar unutulan bir kavramı yeniden hatırlatmayı zorunlu kılıyor: Özveri… Artık şairin ve özellikle genç şairin gereksiz ayrıntılara takılmayıp daha çok çalışması için daha ne olması gerekiyor?

Evrilen yalnız süreç değil elbette. İnsanlar da kendi döneminin birer kopyası. Azarlayan, üstten konuşan bir Cumhurbaşkanı’nın yaşadığı dönemde spor yöneticilerinin ona benzemesi tesadüf değil. Sosyologlara sosyoloji öğreten yöneticilerin olduğu dönemde dergi editörlerinin de keyfi seçimler yapmasını yadırgamak gerekli görünmüyor. 

Zamanı azalan, kredi kartı borcu olan, ev alma kaygısı taşıyan şairlerin daha özenli seçimler yapılmasını istemek gibi bir hakları var. Her tarafı kuşatan adaletsizlik duygusunu ve sarsılan güveni değiştirmek editörün görevi... Ancak editörü bunu yapmayan zorlamanın tek bir yolu var. İyi çalışmak ve iyi eserler vermek gerekiyor.

Etrafa öfke saçmak, esip gürlemenin kimseye faydası var. Şairin bir planı olmak zorunda… Bu planı hazırlamak için bile uzun yıllara ihtiyaç olabilir. Çünkü bu yolculuk sanıldığından çok daha uzun ve sonuca ulaşma garantisi yok.

 

MELEK ÖZLEM SEZER (şair)

Ben de pek çok arkadaşım gibi yıllarca okuyucudan çok şairlerin ya da şiir yazanların olduğu tenha etkinlik salonlarına ve şiirin yayıncı bulamaması başta olmak üzere Türkiye’de şiirin kan kaybettiğini gösteren sorunlara içim acıyarak baktım. Ve düşündüm: Nasıl geldik buraya, daha da önemlisi nasıl çıkacağız? Ben en baştan şiirle ilişkimizi gözden geçirmeyi seçtim.

Şiirle ne zaman tanışırız? İlkokulda, şiir bile sayılamayacak, çocuğun renkli dünyasına tezat sıkıcı kafiye yığınlarıyla. Bu şiirleri okumak zorunda kalmak yeterince kötü değilmiş gibi bir de kötü, dahası yanlış ödevler gelir. Çocuk da şöyle düşünür: “Eğer şiir buysa, ben istemiyorum.” Derken ödev-sınav baskısındaki ortaokul yıllarının ardından lise gelir. Aşkın, özgürlüğün ve kimlik arayışının en çok ilgi çektiği yıllar. 

Dolayısıyla şiire de yatkınlık gösteren yaşlar. Ama tutarız şiir sevgisi yerine bilgi yığmaya çalışırız. Cemal Süreya okutacağımıza diliyle de, duygusuyla da, eskimiş zihinsel yapısıyla da ona kırk köy ötede duran Divan şiirini dayatırız. Sonuç, şiir sevmeyen, dahası şiiri anlayamayan kuşaklar yetişmeye devam ediyor. 

İyi şiir, iyi okuyucu, iyi eleştirmen çıkmıyor; çıkanlar da yeterli sayıya ulaşmadığı için yayınevleri şiire sırtını dönüyor. Öyleyse çocuk şiirindeki sorunları aşamadan yetişkin şiirinde de hayallerimize ulaşabilmemiz bana mümkün görünmüyor.

MUSTAFA FIRAT  (yayın yönetmeni / şair)

Dergiler, geçmişten günümüze hep ön planda olmuştur. Dergicilik tarihinde edebiyat insanının bağlam olarak belirlediği dergiler şairler ve yazarlar için kendilerini geliştirdikleri, yetiştirdikleri yerler olmuştur. Bir çok şairin ve yazarın okura ilk ses verdiği bu dergiler Cemal Süreya gibi söylersek canlı birer laboratuar özelliğini içinde taşır. Mühür de bu tarihi silsilede yerini almıştır. Hazır ettiği dosyalarla, konularla adından bahsettirmiştir. Uzun yıllardır 80 Kuşağı ile ilgi yaptığı dosyalardan sonra şimdilerde 2000 Kuşağı dosyalarını hazır ediyor. Kendi kuşağına mercek tutan Mühür beklenen ve özlenen bir dergi olma güzelliğini yaşıyor ve yaşatıyor. Samimiyeti, içtenliği ve vefa duygusunu hep vurgulayarak bunu bir görev bilmeyi ihmal etmiyor.  Genç şiirin ve şairin yanında olmayı önemsiyor.

EMEL KOŞAR (şair)

Şiirin nabzı dergilerde atıyor. Çağdaş Türk şiirinin ruhunu Yasak Meyve, Mühür, Eliz, Şiiri Özlüyorum, Kurşun Kalem gibi dergiler yansıtıyor. Antoloji, yıllık, ödül tartışmaları -edebiyat tarihi- dergilerde şekilleniyor. Yasak Meyve, Komşu Yayınları’nın 2000’lerde (yayınevi ve dergi olarak) kitaplarını, şiir, yazı ve röportajlarını yayımlayarak genç şairlere destek vermesi dikkati çekmekte. 

Mühür ise yayınevi ve dergisiyle hem 1980 Kuşağı’nın usta şairlerinin (Tuğrul Tanyol, Ali Günvar, Haydar Ergülen, Oktay Taftalı, Vural Bahadır Bayrıl...) hem de genç şairlerin şiir kitaplarını yayımlayarak 2000’lere damgasını vuruyor. 

Mühür’ün şairlerin şiir üzerine yazılarını derledikleri kitapları (Tuğrul Tanyol’un İyi Şiir KoalisyonuOktay Taftalı’nın Edebi Söylem ve Varoluş, Haydar Ergülen’in Şiirdir Geçer ve Bâki Ayhan T.’nin Kırmızı Kalem Kutusu gibi) yayımlaması da önemli bir katkı.

Geçtiğimiz yıllarda Mühür’de 1980 Kuşağı şairleri hakkında hazırlanan dosyalar, Şiir Atı’ndaki Âsaf Hâlet Çelebi, Ahmet Muhip Dıranas gibi usta şairler hakkında hazırlanan dosyaları hatırlattı. Yine Mühür’de Bâki Ayhan T. ve Gonca Özmen gibi 2000 Kuşağı’nın öne çıkan şairleri hakkında hazırlanan dosyalar, Poetika’daki dönemin genç şairleri (Adnan Özer, Haydar Ergülen...) için hazırlanan dosyalara benziyor.

SEMA GÜLER (şair)

Günümüz şiirinin dünya ile arasındaki çizgi arasında tedirgin bir ilişki var. Modern çağın ürkütücü manzaraları karşısında bizi terketmeyecek olan şeylere sarılmak istiyoruz hepimiz. Şiirin durumu da  böyle. Reel yaşamdan mutsuz olan şair kendine alternatif bir dünya kurma zorunluluğunu duyumsuyor şiirinde. Siyasal rejimlerin, savaşların, ölümlerin ve kıyımların insan üzerinde yarattığı ‘öz kıyım’  ve parçalanma, buna bağlı olarak tüm hayatı ele geçiren dağınıklık ve karanlık olduğu gibi şiire de yansıyor. Şiirde dağınık, kapalı anlatımın hakim olduğu dekorların karanlık olması çok doğal sonuçlardır. Ve bunları, sanki gri saçlarla doğmuşçasına köksüzleştiren eleştirmenlerin baskısı da açık. 

Evcilleştirilen ve derecenlendirilen şiir inşa edilen sistemi parçalamak ile karşı karşıya kalan bir şiir var. Büyük bir yük bu. Zamanın bu gürültüsü içinde mutsuzlaşan şairlerin intihar taburu gibi ilerlediği ve ölüm temasının şiire olan yadsınamaz tezahürü. Temel açmazlardan biri, aşırı kalabalık ve gürültü ortamı. Nicelik içinde, niteliğin kaybı. Çağımızın insana dayattığı bütün kodlamalar ve ötekileştirilen şiir.

Diğer açmazlardan biri de şiirin kime göre güzel olduğu? Beckett ‘Yapıtımın otoritesi yok. Sanatçı olmak başaramamaktır’’ diyor. Kimsenin denemeye cesaret edemediği gibi. Bir akım çizgisine oturmayan ancak adlandırmalardan ibaret kalan eğilimlerden ise  bazıları şöyle : Gergin bir denge ile bir araya getirilen özellikle ‘kötülük’ ve ‘günah’ ve bağışlanma isteğinin şiire yansıması keşfi- Şiirin kulaktan çok göze seslenen sessiz bir yapıya kavuşması- Çoksesli şiirin referansları-  İmgeci Toplumcu Şiir- Deneysel Şiir-Felsefi Şiir- Politik kaygılar ile çoğalan, Aşk ve Kavga şiirleri.

ŞERİF FATİH (şair)

Bugünün genç şairleri ne yapıyor? Sanırım var olan edebiyat ortamına dâhil olmak için sadece şiir yazmakla yetiniyorlar. Yeni bir şekil, biçim, söyleyiş ya da poetika arayışı olmadan taklitle veya esinle yazılan şiirleri okuyoruz. Hilmi Yavuz, Küçük İskender, Enis Batur gibi şairleri taklit eden, kutsal kitaplardan biçim aşıran genç şairlerin her biri kendini dağın zirvesinde görmekte.

Hal böyle olunca da kendi kuşağının şiirini izlemeyi küçüklük olarak gören şairlerden bir kuşak olarak bahsetmek, onlardan Türk şiirinde yeni bir kırılma yapmalarını beklemek yanlış olur.

Demin söylediğim gibi taklit ve esinle yazılan şiirler ancak ana akımı veya taklit edilen şairi güçlendirir. Dolayısıyla özgün, farklı şair olma durumu söz konusu olmaz gibi.

Genç şiirin sorunu önceki kuşak şairlerinin şiir anlayışlarına kuyruk olmak. Yapılması gereken ise ana akıma kuyruk değil farklı bir şiir anlayışıyla baş olmak. Bu da şiirsel bir karşı duruşu zorunlu kılar. 

Ahmet Yıldız
GERCEKEDEBİYAT.COM

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)