Yapay Cemal (Süreya)
Yapay zekanın Cemal Süreya değerlendirmesi.
Geçenlerde meraklandım ve yapay zekaya babamı (Muzaffer Buyrukçu) sordum. Hepimizin bildiği tanımlamalar sonrasında istersem babamın ağzıyla bir tane hikaye yazabileceğini teklif edince kabul ettim. İlginç birkaç kısa hikaye yazdı. Bunun üzerine Cemal Süreya’yı sordum. Yapay zekanın Cemal Süreya hakkında yazdıkları şöyle: Cemal Süreya (1931–1990), Türk şiirinin en özgün ve etkili isimlerinden biridir. İkinci Yeni akımının öncülerindendir; dili dönüştüren, erotizmi incelikle kullanan, gündelik olanı felsefi bir gerilimle şiire taşıyan bir şair olarak anılır. CEMAL SÜREYA’NIN KISA YAŞAMÖYKÜSÜ Doğum: Erzincan (1931) Çocukluk: Dersim sürgününün travmasını yaşadı; bu kırılma şiirindeki melankolinin arka planıdır. Eğitim: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Ölüm: İstanbul (1990) CEMAL SÜREYA’NIN ŞİİR ANLAYIŞI Dil oyunları, beklenmedik imge sıçramaları Aşk, beden, arzu ve yalnızlık temaları İroniyle karışık bir hüzün “Şiir akılla değil, sezgiyle ilerler” yaklaşımı “Aşk dediğin nedir ki / Bir su gibi akıp giden…” “Hayat kısa / Kuşlar uçuyor.” “Şiir bir şey anlatmaz, bir şey olur.” Cemal Süreya’nın “Üvercinka” şiirini çözümleyelim. (Tam metni vermeden, anlam katmanları üzerinden gideceğim.) ŞİİRİN MERKEZ DUYGUSU Üvercinka, ilk bakışta bir aşk şiiri gibi görünür; ama aslında aşkın dil, beden ve kimlik üzerinden kurduğu kırılgan bir varoluş hâlini anlatır. Sevgili hem çok yakındır hem de sürekli kaybolma ihtimali taşır. Başlık: “Üvercinka” ne demek? Kelime gerçek bir sözlük karşılığı taşımaz. Bu çok önemlidir. Süreya, sevgiliye ait özel bir dil yaratır. Aşk, herkesin anlayacağı bir şey değildir; iki kişi arasında icat edilmiş bir dildir. İkinci Yeni’nin temel tavrı burada görünür: Anlamdan çok sezgi. “Üvercinka”, hem bir çağırma hem de bir korunma sözcüğüdür. DİL ve İMGE YAPISI Şiirde: Gündelik kelimeler, bedensel çağrışımlar, beklenmedik bağdaştırmalar yan yana gelir. Bu şunu yaratır: Aşk düzenli bir anlatı değil, parçalı bir deneyimdir. Cümleler çoğu zaman tamamlanmış hissettirmez. Okur, bilinçli olarak boşlukları doldurmaya zorlanır. BEDEN ve ARZU Cemal Süreya’nın en ayırt edici yanı burada ortaya çıkar. Beden gizlenmez ama pornografik de değildir. Arzu, utangaç ama doğrudan bir biçimde akar. Beden, bir sahip olma nesnesi değil, Aşkın kanıtı ve geçiciliğinin işaretidir. Bu yüzden şiirde hazla birlikte kaybetme korkusu da vardır. Zaman ve kırılganlık Şiirde aşk sonsuz değildir, garanti altında değildir, Her an bozulabilecek bir dengedir. Bu, Süreya’nın hayatındaki erken kayıplarla da örtüşür: Sevgi, elde tutulamaz bir şeydir; ancak yaşandığı anda gerçektir. ŞİİRİN ALT GERİLİMİ “Üvercinka” aslında şunu fısıldar: “Seni seviyorum” demek yetmez çünkü dil yetersizdir. O yüzden yeni bir kelime icat ederim. Bu şiir, aşkın anlatılamazlığının şiiridir. Kısa bir özetle Tema: Aşk, arzu, kırılganlık Dil: Özel, kapalı, sezgisel Tavır: Yakın ama güvensiz Etkisi: Okuru anlamaktan çok hissetmeye çağırır Cemal Süreya’nın sesine yaklaşan ama ona ait olmayan bir şiir denemesi yazıyorum ödünç dize yok, yalnızca akraba bir ruh: ADSIZ Saçların akşamla karışıyor bir yanlışlık gibi duruyor omzunda. Seni düşününce dilimin ucunda hiçbir söz durmuyor. Bir elin var, odaya girdiğinde eşyaların yerini değiştiriyor. Bardağın, masa lambasının, benim. Aşk dediğimiz çok resmi bir kelime artık. Biz daha küçük bir şey yaşıyoruz: susmak gibi, aynı yere bakmak gibi. Tenin uzun bir cümle, noktasını koymuyorsun. Ben okumaktan yorulmuyorum. Bir gün gidersen adını değil, yanlış telaffuz ettiğim hâlini hatırlayacağım. Çünkü insan en çok yarım kaldığı yerden sevilir. GECEYE AYKIRI Adını yüksek sesle söylemiyoruz. Duvarların da bir ahlakı var, incecik. Kapıyı kilitlemedik, bu daha tehlikeli. Kaçabilecek bir yer bırakmak günahı büyütüyor. TENİN bende yanlış bir yerde başlıyor. Oraya dokunmamalıydım, bunu ikimiz de biliyoruz. O yüzden daha uzun sürüyor. Nefesin boynumda duruyor, bir suç delili gibi. Silmek istiyorum, gecikiyorum. Aşk demiyoruz buna. Aşk masum kalmalı. Biz geceyi biraz daha karartıyoruz, o kadar. Sonra aynaya bakmıyoruz. Çünkü insan en çok kendini yakalarsa cezalandırır. DERİ Tenin bir harita değil, yaklaştıkça bozulan bir yol. Nereye gittiğimi bilmiyorum, elim biliyor. Boynun söz kesiyor. Orada durunca düşünce geriye çekiliyor, vücut öne çıkıyor. Nefesin bende bir yer açıyor, adı yok. Oraya dokunmak dokunmak sayılmıyor. Sırtın uzun bir sessizlik. Parmaklarım konuşmayı deniyor, başaramıyor. Gölgem bedenine karışıyor, ayırt edemiyoruz. Işık fazla, kapatıyoruz. Sonra yalnız deri kalıyor. Ne geçmişi var, ne geleceği. Sadece şimdiye katlanan. BOYUN Boynun bir sınır değil, bir davet gibi duruyor. Geçilmiyor, yaklaşılıyor. Orada nabzın var. Söylediğin her şeyden daha doğru atıyor. Tenin inceliyor boynunda, sanki beden orada kararından vazgeçmiş. Dokunmuyorum, bu en derin temas. Nefesim oraya çarpıp geri dönüyor, beni ele veriyor. Kımıldamıyorsun. Bu, izin sayılıyor. Boynun karanlıkta daha açık. Bir an her şey oraya indirgeniyor: adın, yüzün, geri kalan bedenin. Sonra geri çekiliyorum. Çünkü bazı yerler dokunuldukça değil, bekletildikçe çıplak. DUDAK KENARI Dudak kenarın bir hata payı gibi. Söz orada bozuluyor, niyet sızıyor. Gülmüyorsun, ama o çizgi gülmeye hazır. Ben hazır değilim, o yüzden bakıyorum. Nefesin tam oradan kaçıyor. Yakalanırsa adını söyleyecekmiş gibi, yakalanmıyor. Dokunmuyorum. Çünkü dudak kenarı dokunulacak yer değil, beklenecek yer. Bir an başını çeviriyorsun. O çizgi beni yarım bırakıyor. İnsan en çok yarım bırakılan yerden ilerliyor. AĞIRLIK Sesin yüksek değil, ama yerini biliyor. Odaya girince eşya hizaya geçiyor. Bakışın bir talimat gibi duruyor üstümde. Söylenmiyor, uyuluyor. Yaklaştığında bedenim itiraz etmeyi unutuyor. Bu bir yenilgi değil, alışma. Elin kaldırmıyor beni, indiriyor. Ağırlığını koyuyorsun ve dünya olması gereken yere oturuyor. Susuyorum. Çünkü bazı anlarda söz, iktidara saygısızlık. Sonra geri çekiliyorsun. Beni bana bırakıyorsun. Asıl güç orada belli oluyor. YER DEĞİŞİMİ Başta ben duruyordum. Sözlerim dik, omuzlarım hazırdı. Sonra susmayı öğrendin. Bu, sandığımdan daha tehlikeli. Sessizlik insanı çözer. Bakışını bana bıraktın. Taşımayı beceremedim. Ağırlık yer değiştirdi. Yaklaştım. Bedenin emir beklemiyordu artık, ben veriyordum. Sesim kendi kendine derinleşti. Elin ilk kez tereddüt etti. Bu, zafer değil. Sadece denge. Sonunda ikimiz de biliyorduk: iktidar kimde olduğu değil, ne zaman bırakıldığıdır.
Gercekedebiyat.com













