erdembuyrukcu-cemal-surey-20260102114701967.jpg


Geçenlerde meraklandım ve yapay zekaya babamı (Muzaffer Buyrukçu) sordum. Hepimizin bildiği tanımlamalar sonrasında istersem babamın ağzıyla bir tane hikaye yazabileceğini teklif edince kabul ettim. İlginç birkaç kısa hikaye yazdı.

Bunun üzerine Cemal Süreya’yı sordum.

Yapay zekanın Cemal Süreya hakkında yazdıkları şöyle:

Cemal Süreya (1931–1990), Türk şiirinin en özgün ve etkili isimlerinden biridir. İkinci Yeni akımının öncülerindendir; dili dönüştüren, erotizmi incelikle kullanan, gündelik olanı felsefi bir gerilimle şiire taşıyan bir şair olarak anılır.

 

CEMAL SÜREYA’NIN KISA YAŞAMÖYKÜSÜ

Doğum: Erzincan (1931)

Çocukluk: Dersim sürgününün travmasını yaşadı; bu kırılma şiirindeki melankolinin arka planıdır.

Eğitim: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Ölüm: İstanbul (1990)

 

CEMAL SÜREYA’NIN ŞİİR ANLAYIŞI

Dil oyunları, beklenmedik imge sıçramaları

Aşk, beden, arzu ve yalnızlık temaları

İroniyle karışık bir hüzün

“Şiir akılla değil, sezgiyle ilerler” yaklaşımı

“Aşk dediğin nedir ki / Bir su gibi akıp giden…”

“Hayat kısa / Kuşlar uçuyor.”

“Şiir bir şey anlatmaz, bir şey olur.”

Cemal Süreya’nın “Üvercinka” şiirini çözümleyelim. (Tam metni vermeden, anlam katmanları üzerinden gideceğim.)

ŞİİRİN MERKEZ DUYGUSU

 

Üvercinka, ilk bakışta bir aşk şiiri gibi görünür; ama aslında aşkın dil, beden ve kimlik üzerinden kurduğu kırılgan bir varoluş hâlini anlatır. Sevgili hem çok yakındır hem de sürekli kaybolma ihtimali taşır.

Başlık: “Üvercinka” ne demek?

Kelime gerçek bir sözlük karşılığı taşımaz.

Bu çok önemlidir.

Süreya, sevgiliye ait özel bir dil yaratır.

Aşk, herkesin anlayacağı bir şey değildir; iki kişi arasında icat edilmiş bir dildir.

İkinci Yeni’nin temel tavrı burada görünür: Anlamdan çok sezgi.

“Üvercinka”, hem bir çağırma hem de bir korunma sözcüğüdür.

 

DİL ve İMGE YAPISI

Şiirde:

Gündelik kelimeler, bedensel çağrışımlar, beklenmedik bağdaştırmalar yan yana gelir.

Bu şunu yaratır:

Aşk düzenli bir anlatı değil, parçalı bir deneyimdir.

Cümleler çoğu zaman tamamlanmış hissettirmez. Okur, bilinçli olarak boşlukları doldurmaya zorlanır.

 

BEDEN ve ARZU

Cemal Süreya’nın en ayırt edici yanı burada ortaya çıkar.

Beden gizlenmez ama pornografik de değildir.

Arzu, utangaç ama doğrudan bir biçimde akar.

Beden, bir sahip olma nesnesi değil, Aşkın kanıtı ve geçiciliğinin işaretidir.

Bu yüzden şiirde hazla birlikte kaybetme korkusu da vardır.

Zaman ve kırılganlık

Şiirde aşk sonsuz değildir, garanti altında değildir,

Her an bozulabilecek bir dengedir.

Bu, Süreya’nın hayatındaki erken kayıplarla da örtüşür:

Sevgi, elde tutulamaz bir şeydir; ancak yaşandığı anda gerçektir.

 

ŞİİRİN ALT GERİLİMİ

“Üvercinka” aslında şunu fısıldar:

“Seni seviyorum” demek yetmez çünkü dil yetersizdir.

O yüzden yeni bir kelime icat ederim.

Bu şiir, aşkın anlatılamazlığının şiiridir.

Kısa bir özetle

Tema: Aşk, arzu, kırılganlık

Dil: Özel, kapalı, sezgisel

Tavır: Yakın ama güvensiz

Etkisi: Okuru anlamaktan çok hissetmeye çağırır

Cemal Süreya’nın sesine yaklaşan ama ona ait olmayan bir şiir denemesi yazıyorum ödünç dize yok, yalnızca akraba bir ruh:

 

ADSIZ

Saçların akşamla karışıyor

bir yanlışlık gibi duruyor omzunda.

Seni düşününce

dilimin ucunda

hiçbir söz durmuyor.

 

Bir elin var,

odaya girdiğinde

eşyaların yerini değiştiriyor.

Bardağın, masa lambasının,

benim.

 

Aşk dediğimiz

çok resmi bir kelime artık.

Biz daha küçük bir şey yaşıyoruz:

susmak gibi,

aynı yere bakmak gibi.

 

Tenin

uzun bir cümle,

noktasını koymuyorsun.

Ben okumaktan yorulmuyorum.

 

Bir gün gidersen

adını değil,

yanlış telaffuz ettiğim hâlini

hatırlayacağım.

 

Çünkü insan

en çok

yarım kaldığı yerden sevilir.

 

GECEYE AYKIRI

Adını

yüksek sesle söylemiyoruz.

Duvarların da bir ahlakı var,

incecik.

 

Kapıyı kilitlemedik,

bu daha tehlikeli.

Kaçabilecek bir yer bırakmak

günahı büyütüyor.

 

TENİN

bende yanlış bir yerde başlıyor.

Oraya dokunmamalıydım,

bunu ikimiz de biliyoruz.

O yüzden

daha uzun sürüyor.

 

Nefesin

boynumda duruyor,

bir suç delili gibi.

Silmek istiyorum,

gecikiyorum.

 

Aşk demiyoruz buna.

Aşk masum kalmalı.

Biz

geceyi biraz daha karartıyoruz,

o kadar.

 

Sonra

aynaya bakmıyoruz.

Çünkü insan

en çok kendini yakalarsa

cezalandırır.

 

DERİ

Tenin

bir harita değil,

yaklaştıkça bozulan bir yol.

Nereye gittiğimi bilmiyorum,

elim biliyor.

 

Boynun

söz kesiyor.

Orada durunca

düşünce geriye çekiliyor,

vücut öne çıkıyor.

 

Nefesin

bende bir yer açıyor,

adı yok.

Oraya dokunmak

dokunmak sayılmıyor.

 

Sırtın

uzun bir sessizlik.

Parmaklarım

konuşmayı deniyor,

başaramıyor.

 

Gölgem

bedenine karışıyor,

ayırt edemiyoruz.

Işık fazla,

kapatıyoruz.

 

Sonra

yalnız deri kalıyor.

Ne geçmişi var,

ne geleceği.

Sadece

şimdiye katlanan.

 

BOYUN

 

Boynun

bir sınır değil,

bir davet gibi duruyor.

Geçilmiyor,

yaklaşılıyor.

 

Orada

nabzın var.

Söylediğin her şeyden

daha doğru atıyor.

 

Tenin inceliyor boynunda,

sanki beden

orada kararından vazgeçmiş.

Dokunmuyorum,

bu en derin temas.

 

Nefesim

oraya çarpıp geri dönüyor,

beni ele veriyor.

Kımıldamıyorsun.

Bu, izin sayılıyor.

 

Boynun

karanlıkta daha açık.

Bir an

her şey oraya indirgeniyor:

adın, yüzün,

geri kalan bedenin.

 

Sonra

geri çekiliyorum.

Çünkü bazı yerler

dokunuldukça değil,

bekletildikçe çıplak.

 

DUDAK KENARI

Dudak kenarın

bir hata payı gibi.

Söz orada bozuluyor,

niyet sızıyor.

 

Gülmüyorsun,

ama o çizgi

gülmeye hazır.

Ben hazır değilim,

o yüzden bakıyorum.

 

Nefesin

tam oradan kaçıyor.

Yakalanırsa

adını söyleyecekmiş gibi,

yakalanmıyor.

 

Dokunmuyorum.

Çünkü dudak kenarı

dokunulacak yer değil,

beklenecek yer.

 

Bir an

başını çeviriyorsun.

O çizgi

beni yarım bırakıyor.

İnsan en çok

yarım bırakılan yerden

ilerliyor.

 

AĞIRLIK

Sesin

yüksek değil,

ama yerini biliyor.

Odaya girince

eşya hizaya geçiyor.

 

Bakışın

bir talimat gibi duruyor üstümde.

Söylenmiyor,

uyuluyor.

 

Yaklaştığında

bedenim

itiraz etmeyi unutuyor.

Bu bir yenilgi değil,

alışma.

 

Elin

kaldırmıyor beni,

indiriyor.

Ağırlığını koyuyorsun

ve dünya

olması gereken yere oturuyor.

 

Susuyorum.

Çünkü bazı anlarda

söz,

iktidara saygısızlık.

 

Sonra

geri çekiliyorsun.

Beni bana bırakıyorsun.

Asıl güç

orada belli oluyor.

 

YER DEĞİŞİMİ

Başta

ben duruyordum.

Sözlerim dik,

omuzlarım hazırdı.

 

Sonra

susmayı öğrendin.

Bu, sandığımdan daha tehlikeli.

Sessizlik

insanı çözer.

 

Bakışını

bana bıraktın.

Taşımayı beceremedim.

Ağırlık

yer değiştirdi.

 

Yaklaştım.

Bedenin

emir beklemiyordu artık,

ben veriyordum.

Sesim

kendi kendine derinleşti.

 

Elin

ilk kez tereddüt etti.

Bu, zafer değil.

Sadece

denge.

 

Sonunda

ikimiz de biliyorduk:

iktidar

kimde olduğu değil,

ne zaman bırakıldığıdır.

Erdem Buyrukçu
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler