halit-payza-sevr-sina-aks-1352024122316.jpg


Prof. Dr. Sina Akşin, Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşumunu dört etkeni gözeterek açıklar.

Bu dört etken Cumhuriyetin kurtuluş, kuruluş ve sonrası dönemi için geçerlidir.

Bu dört etkenden ilk üçü yapıcı, diğeri ise yıkıcıdır. Bu dört dönemi Akşin, İç savaş, Sevr, Atatürk Devrimi, karşıdevrim süreçleri olarak adlandırıyor. 

Akşin’in birinci etken olarak adlandırdığı bir iç savaştır. Akşin’in burada temel bir önermede bulunduğunu ve ulusal bağımsızlığa, kimi tarihçilerin bakmadığı bir yerden baktığını söylememiz gerekiyor.

Bu özgün bir bakış biçimidir. Bu bakış biçiminin haklı ve doğru olduğunu yazmalıyız.

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yazan tarihçiler -resmi ya da gayrı resmi- iç savaşı da tarihsel akış içerisinde vermelerine karşın, bunu iç savaş olarak değerlendirmezler. İç savaş tanımını yazanlardan biri Akşin’dir

Akşin, birinci etkeni açıklarken, payitahtın Mustafa Kemal ve Kuva-yı Milliye’ye karşı yürüttüğü savaşı, Ali Galip komplosunu, Anzavur, Bolu-Düzce Ayaklanması, Çapanoğlu, Delibaş İsyanlarını, Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin düşmanca tutumuna işaret eder.

Bunlar iç savaştır. Bir yanda İngiliz emperyalizmine ve onun güdümündeki işbirlikçi müttefik güçlerine karşı bir savaş verilmektedir, diğer yanda da içerideki emperyalist ya da hilafet yanlılarına Öyleyse Ulusal Kurtuluş Savaşı, tek bir savaş değil, iç içe girmiş iki ayrı savaştır.

İki ayrı savaş öylesi üst üste bindirilmiştir ki, ağaçları görmekten, orman gözardı edilmiştir. İşbirlikçiler ve payitahtın da İngiliz emperyalizmi ile örtüştüğünü ve onunla bütünleştiğin altını çizmekte yarar var. Bu anlamda hem dış hem iç düşmanlarla savaşılmakta ve bu ikili bir savaşı işaret etmekte, hem de aynı amaçlı olduğundan tek bir savaş gibi görülmektedir.

“Bunlar hep bilinir ve söylenir, yazılır. Ama kimi kez unutulan, göz ardı edilen ya da yeterince önemsenmeyen bir başka savaşım daha cereyan etmekteydi. O da Padişah Vahdettin’in Atatürk ve arkadaşlarının önderliğindeki Kuva-yı Milliye’ye karşı yürüttüğü iç savaştı. İç savaş Ali Galip komplosuyla başladı. Vahdettin’in ilk hamlesiydi bu. Harput Valisi Ali Galip İngilizler ve kimi kürtçülerden de destek alarak Sivas Kongresini apansız basıp Kongre mensuplarını tutuklayacaktı. Ankara Valisi Muhittin Paşa da destek olmak üzere Sivas’a yürümekteydi. Fakat baskın Sivas’ta M. Kemal tarafından öğrenildi ve boşa çıkartıldı.” (*)

CUMHURİYET'İN OLUŞUMUNDA İLK ETKEN: İÇ SAVAŞ

İlk hamle yalnızca bir başlangıçtır.  İç savaş’tı ve silahların namluları işgalcilere karşı değil, işgalcilere karşı direnen yurtsever devrimcilere çevrilmiştir. Akşin, Ardından Marmara bölgesinde, Biga merkez olmak üzere Anzavur’un başlattığı silahlı hareketi görüyoruz. Anzavur geniş alanlara egemen olabilmişti. Sonra Düzce-Bolu ayaklanması var. Adapazarı ve Ankara’nın bir ilçesi olan Beypazarı’na değin yayılabildi. Yozgat’ta Çapanoğlu, Konya’da Delibaş isyanı var. Bu yerlere dikkat edilirse, hareketlerin Ankara’yı çepeçevre kuşatmak üzerine yürütüldüğü anlaşılır. Son olarak Vahdettin’in kurduğu özel bir orduyu, Kuva-yı İnzibatiye’yi (buna Hilafet Ordusu da deniyordu) görüyoruz. Paralı askerlerden oluşan bu kuvvetin görevi Kuva-yı Milliye’yi ortadan kaldırmaktı. İzmit’te üstlenmiştir diye yazmaktadır.

Akşin, bunlara Damat Ferit Hükümeti’nin Milli Mücadele karşıtı tutumunu ve Şeyhülislam Dürrizade Efendi’nin ölüm fetvasını da ekler.

İngiliz, Fransız emperyalizmine ve İngiliz emperyalizminin güdümündeki Yunan kuvvetlerine karşı verilen savaş da biliniyor.

Ülkenin bütün limanları, bütün toprakları işgal altındaydı. Güneydoğu Anadolu önce İngiliz, ardından Fransız, Batı Anadolu ve Trakya Yunan, Doğu Anadolu Ermeni ve Gürcü, boğazlar ve payitahtın merkezi İstanbul İngiliz, İtalyan ve Fransız kuvvetleri tarafından arsızca istila edilmişlerdi.

Payitaht, taht uğruna, bütün Anadolu topraklarını ve halkını gözden çıkarmış, kurban etmiştir. Soysuz soyunu sürdürmek için soykırıma ve paylaşıma boyun eğmiştir.

CUMHURİYET'İN OLUŞUMUNDA İKİNCİ ETNEK: SEVR

Akşin’in ikinci etken olarak gösterdiği Sevr’dir. Anlaşma -buna anlaşma denilmez, paylaşma denilebilir, doğrusu da budur- 10.08.1920’de imzalanmıştır. Anlaşmayı yapan Milli Mücadeleciler değildir. Anlaşma ya da pazarlama işbirlikçi İstanbul hükümetinin imzasını taşımaktadır. 433 maddelik ayrıntılı bir paylaşım anlaşmasıdır Sevr. Ülkelerin anayasalarında bile bu kadar çok madde yoktur.  Her madde ülkenin paylaşılması, yağmalanması üzerine kuruludur. Sözleşmeyi hazırlayan devletlerin çapulcu korsanlardan hiçbir farkları yoktur. Hepsi iştahla ülkeyi parçalamaya hazırlanmaktadırlar. Bu doymak bilmez yaratıklara servisi başta Vahdettin olmak üzere, satılık İstanbul hükümetinin başbakanları, bakanları yapmaktadır.

Akşin de sunumunda iki niteliği üzerinde duruyor. Bunlardan biri Osmanlı devletinin silahsızlandırılması, ordusuz bırakılması, diğeri ekonominin yönetiminin yabancılara devri… Ekonomi yönetimi “Maliye Komisyonu” tarafından yapılacaktır. Bu komisyonda Fransız, İtalyan, İngiliz, Osmanlı birer üye ile temsil edilecektir. Osmanlı üyenin komisyondaki görevi bütünüyle işlevsiz ve göstermelik, diğer ülkelerin temsilcilerinin oy kullanma karar verme hakkı varken, Osmanlı üyenin hiçbir yetkisi, komisyon içinde etkisi bulunmamaktadır.

Sina Akşin, Türklerin davranışlarında Sevr travmasının etkin olduğunu söylemektedir.  Sevr, Anadolu Devriminin en güzel çocuklarından biri olan Lozan’la yırtılmış gibi görünse de, bugün de Sevr’in adım adım, madde madde Türk hükümetlerine kabul ettirilmektedir.

Adı değişmiştir ama içeriği değişmemiştir. Sevr bugün de yürürlüktedir. Akşin de aynı kanıdadır: “İtilaf Lozan’ı imzalamak zorunda kaldı, ama Batı Sevr’de çizdiği hedeflerden vaz mı geçti, yoksa yalnızca erteledi mi?” Lozan’da İnönü’ye de aynı şey söylendi?

Batı şimdilik cebine koyduklarını, para istemeye gelindiğinde teker teker önümüze koyacaklarını belirtmişti. Para bulmak için bütün değerleri ruhunu ölümsüzlük için Mefisto’ya satan Faust’tan ne fark var?

CUMHURİYET'İN OLUŞUMUNDA ÜÇÜNCÜ ETKEN: ATATÜRK DEVRİMİ

Üçüncü etken Atatürk Devrimi’dir. Akşin sunumunda, Sevr’e yanıt olarak gösteriyor ve amacının Lozan’ı ‘sürekli kılmak’ olduğunu vurguluyor. Akşin şunları yazıyor: “Toplumbilimsel bir anlatışla, bu feodal -şeyhlik ve ağalık- orta çağ düzeninden kapitalist-aydınlanmacı-demokratik bir düzene geçmek demekti. Her alanda toplumsal, topyekûn bir devrim...”

CUMHURİYET'İN OLUŞUMUNDA DÖRDÜNCÜ ETKEN: KARŞIDEVRİM

Akşin’in dördüncü etkeni, karşıdevrim olarak adlandırdığı süreçtir. Ucu açık, bugün de karşıdevrimin süreğen ve etken... Ulus devlet, tam bağımsızlık, özgürlük gibi temel değerlerin yok sayıldığı, yerlerine; küreselleşme, tam bağımlılık, uyumluluk, köleliğin dayatıldığı bir sistem. Bu düzenin tanrılarının AB, ABD, Batı olarak yeniden kurgulandığı bir dönem

Akşin, karşıdevrimin iktidar savaşımını başarıya ulaştırmak için dört şey yaptığını yazıyor. Bunları, 1951’de Halkevlerinin, 1954’te Köy Enstitülerinin kapatılması, öğretmenliğin ikinci sınıf meslek haline getirilmesi ve imam-hatip okullarının açılması olarak adlandırıyor. Bunlara beşinci bir eylemi daha katıyor: Tören Atatürkçülüğü.

Karşıdevrim sürecini, kısmı karşıdevrim olarak nitelendirdiği tarih olan 1946-1950 olarak gösteriyor.

Biz bu tarihin daha önceye çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Karşıdevrim süreci Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında da var, ölümünden sonra güçlenerek, serpilip geliştiğini ve günümüzde gaflet, dalalet, ihanet biçimiyle gelişimini sürdürdüğünü görüyoruz.

Akşin 'Tam Karşıdevrim' sürecini 1990 olarak gösteriyor.

Bir devrimcinin görevi, umutsuzluktan umut yaratmaktır.

(*) Prof.Dr. Sina Akşin, Türkiye Cumhuriyeti’ni Oluşturan Temel Dinamikler, Beşparmak Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı 148, Kasım-Aralık 2008.

Halit Payza
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler