haydar-uzunyayla-bekci-ce-1352024130035.jpg


Hemen hemen hepimiz veya en azından aydınlanmanın ve eğitimin dönüştürücü rolüne inanan önemli bir bölümümüz, kölelik ve biat kültürünün sarmalı içinde yaşayan birini kurtarmanın olanaklı olduğunu düşünürüz…

Yani köleyi kölelikten, yurttaşı boş inançlar ve cehaletten, sapkını toksik sapkınlıklarından ve daha başka şeylerden, eğitim  ile ileri bir konuma yükseltebileceğimize inanırız.  Ama böyle olmuyor her zaman…

 Çünkü denetlenmek ve özgürlükten kaçmak gibi mazoist kişilikler geliştiren birinden bu tür eğilimler beklemek beyhude bir çabadır.

Baskı altına alınmayı, buyruk ve talimatlarla yaşamayı ilke edinmiş birini eğitimle yükseltemezsiniz.

Kendine zulmü ve eziyeti, kenarda köşede yer edinmeyi reva gören birinden, bugünden yarına değişim beklemek pek olası görünmüyor ve ne yaparsanız yapın, onu sahip olduğu özel bilinç alanının dışına çıkaramazsınız... (Bu konuda “özel ıslah” girişimleri düşünülmeli öncelikle...

Hayvan davranışlarını gözlemleyen araştırmacılardan öğrendiğimiz kadarıyla, sözgelimi kapı köpeklerinin sahiplerine sadakatle bağlı olma nedenlerinin başında aç kalma korkusu gelirmiş…

Sahip ölürse veya kaybedilirse, kendini besleyecek, doyuracak ellerden yoksun kalacağı güdüsü onu daha çok bağlılığa, daha çok emir ve talimat almaya, daha çok hizmet etmeye koşullandırırmış… 

İnsanlığın büyük bölümü de tıpkı kapı köpeği benzeri davranışlara sergiler. Aç ve yoksun kalma, yalnızlık, ayıplanma ve utanç, güvenlik, gelecek kaygısı gibi birçok neden, onu aidiyet, devlet, küme, etnisite, cennet-cehennem, ata ocağı ve daha başka kapılarda bekçilik göreviyle yükümlü kılarak, kendine ve kendi sesine karşı ihanete zorlar...  

Vicdanını, ahlakını, yaratıcı veya yıkıcı gücünü, doğru ve yanlışını, düşünce ve davranışını sahibinin eğilimlerine göre biçimlendirerek yaşamın gerçeğinden kaçar. Kendinden önce sahibinin gelenekselleştirdiği oluşum ve kurumlara kuvvetli bir bağlılık yüklenir. Hatta birkaç adım daha ileri giderek, kapılarda görev ifa etmek için sınırsız bir haz, sınırsız bir istek duyar…

İsmini, cismini, var olma nedenini otoriteye sunacak kadar alçalır… (Ama bunun farkında olmaz)  Öyle bir noktaya ulaşır ki zulme ve zora uğramaktan, aşağılanmaktan zevk alabilecek bir potansiyel geliştirir ve bu kişilik oluşumu kuşaktan kuşağa aktarılarak devam eder… Sürekli bir bağlılık, sürekli çalışma, çabalama fikrini kafasına yerleştirerek koşar, yorulur ve her defasında sahibine hizmetini kanıtlamaya didinir… 

NE DEĞİŞİM NE HAREKET

Yukarıda anlatmaya çalıştığım konu her ne kadar çok kimsenin dikkatini çekmez ya da fark edilmezse de gelecekte kapı bekçiliğinin bireyi kendi sesinden uzaklaştırabileceği özelliğini bugünden görmek adına önemlidir. Bu özellik bireyi özgürlüğe değil, bağımlı olmaya ve hep aynı şeyi tekrarlama alışkanlığına iter…

Bu şu anlama gelir: Kapı bekçiliğini görev edinmiş biri, her defasında aynı kişidir… Asla farklı biri olamaz. Yaşam tarzı asla karmaşıklık ve değişiklik göstermez.

O, yalnızca sistem ve sahibinin, yönetmelik ve yasanın tanımlanmış sınırları içinde teslimiyete dayalı denge kurarak yaşar. Asla ne değişim ne hareket gösterir….

Ne irade ne zihin gücü… Hatta hareket etme yetisi bile çok zaman sahibinin ceza ve şiddetiyle sağlanır. Ceza ve şiddet korkusu onu harekete geçirerek, görevini kusursuzca yapmasını sağlar… 

İşte yukarıya bir kısmını sıraladığım nedenlerden dolayı, kapılara bekçi olmanın onur ve hayranlık duyulacak hiçbir yönünün olmadığını belirterek, ikinci defa “Mazoist kişilik geliştiren birini, bir küme veya topluluğu, tutsağı olduğu özel bilinç alanının dışına çıkarmak için “özel ıslah” diyorum ve noktalıyorum… 

Haydar Uzunyayla 
Gercekedebiyat.com
 

    

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler