Bi̇r ci̇nsel metefor olarak beyi̇n
İnsan beyni tecavüze uğrar mı? Bu nasıl soru demeyin, yanıtı baştan veriyorum: uğrar, hem de nasıl! Daha da ötesi, bence beyni tecavüze uğrayan ve başkalarının beynine tecavüz edebilen tek canlı insandır. Doğumla başlayıp ölüme dek süren çok yönlü, yoğun ve kesintisiz bu tecavüzlerde beynin işlevi ile sahibinin cinsiyeti arasında bir ilişki de kurulamaz. Bu ilişkide her erkek ve dişinin beyni ilk önce bir dişinin (annesinin), sonra da genelde bir erkeğin (babasının) tecavüzüne uğrar. Beyinsel tecavüzde eşcinsel (LGBTİ) ve ensest ilişki de toplu seks de olağan ve özgürdür. Tecavüz araçları her iki tarafın dili ve/ya kalemi ile tüm duyu organları; spermi ise doğrusu ve yanlışı ile düşünce, inanç, haber, söylenti, terbiye, eğitim, bilgi, öğreti…ve bunlar gibi şeylerdir. Beynin rahmi bellek, normal doğum organı ağız (dil), bebeğinin taşıyıcıları söz, yazı ve duyusal, görsel araçlardır. Belirtmeliyim ki insanlar arasındaki bu tür beyinsel iliskilerin tümü tecavüz kapsamında değildir. Bilerek, isteyerek yapılan çiftleşmeler ve gönüllü alışverişler de bu ilişkilerde önemli bir paya sahiptir. Her insanın beyniyle ilk ilişki mutlaka ensest ilişkidir ve beyin öncelikle ve özellikle annenin “tecavüzü” ile bekaretini yitirir; bunu baba ve diğer aile bireylerinin tecavüzü izler. Bu ensest türü, salık verilen ve tüm dinler, ideolojiler ve toplumlarca tarih boyunca onaylanan ve desteklene gelen bir ilişkidir; hatta ebeveynin başat yükümlülüklerinden biri olup yasak da haram da değildir, tersine görev ve sevaptır. Aile dışı ilişkinin ilk aşaması çocukluk arkadaşları arasındadır. Bu ilişki için tarafların ergen olmasına gerek yoktur. Bu masumane ilişkide bile tecavüz kapsamında sayılabilecek cinlikler, muzırlıklar ve büyüklerin ilk cezalarını ve yasaklarını haklı çıkaracak yıkıcı ve bozguncu tohumlar olabilmektedir. İlköğretimle birlikte, çocuk beyinleri toplu tecavüzün hedefidir. Öğretmenlerin tekil ve toplu tecavüzleri öğrencilik dönemi boyunca sürer. Mahalle, okul ve iş; yerel, toplumsal, küresel ilişkiler derken insan beyni kendini her gün katılımcıları değişebilen “toplu seks partilerinde” bulmaya başlar. Beyinsel ilişkinin en önemli ve en etkili aktörlerini, playboy, maço, kulampara ve her türden sapıkları ayrı bir kategoride saymalı: bunlar, hurafe, dedikodu ve söylentiler; törelerin bir bölümü, bazı kitap, dergi, gazete, radyo, TV, video, internet ve sinemalar, kısacası medya; yerine göre Şeyh, Şıh. İmam, aşiret başı, “kanaat önderi” (ne demekse!); patron, ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, sportif vb. örgüt yöneticileri, büyüklü, küçüklü, gizli, açık, legal, illegal siyasi örgüt ideologları, lider ve lidercikleri ile tüm politikacılar... Kanımca, bunların en önemli ve onlara ayrıcalık ve üstünlük sağlayan özellikleri, grup seksi partilerine eşit birer birey olarak katılmayıp kitlelerin beynine her yerde; evlerde, sokaklarda, salonlarda, meydanlarda... topluca tecavüz edebilmeleridir. Toplu derken, her birinin çok sayıda beyni aynı anda becerme olanağı ve yeteneğine sahip olmalarını ve toplu tecavüzleri tek tek ve kendi aralarında ikişerli ve çoklu iş birliği içinde yapabilmelerini kastediyorum. Günümüzde, teknolojiden yararlanarak uzaktan ve sanal biçimde her eve girebilmekte ve tüm ailelerin ve bireylerin ırzına geçebilmektedirler. Başka deyişle bunların tecavüzünden ne uçan kurtulabilir ne kaçan... Bu nedenle, kendinizin olduğuna inandığınız fikirlerinizin bir bölümü, böylesi bir yöntemle siz ayırdına varmadan beyninize aşılanan, kafanıza sokuşturulan, benimseyip içselleştirdiğiniz fikir, görüş ve inançlar ve değersiz bilgiler olabilir. Bilime, akla, gözlem ve deneyime dayalı olumlu bilgiler ise özgürce seçerek ve isteyerek elde edilen, işlenebilen, geliştirilebilen ve özümsenerek kavranan, kişinin ortak olduğu veya kendinin olan, ona yetkinlik, üretkenlik ve kendine, toplumuna, insanlığa yararlı olma olanağı sağlayan donanımlar olarak nitelenebilir. Peki, beyin gebe kalır mı? Cinsel organlardan çok daha fazla ilişkiye zorlanan ve habire tecavüze uğrayan beyinlerin çok büyük çoğunluğu birçok kez gebe kalabilir. Kalamayanlar yalnızca, doğuştan ağır hasarlı olanlar ve yoğun veya ağır tecavüzler sonucu sakat kalanlardır. Gönüllü veya tecavüz, bu ilişkilerden doğması umulan çocuk ise bilgidir, görüştür, fikirdir, inançtır. Çocuğun sağlıklı kalmasının ve büyümesinin herkes için geçerli bir formülü bulunmamakla birlikte, onu doğuran beynin zararlı ilişkilerden korunmuş ve doğru eğitimle yeterince beslenmiş olması gerektiğine inanılmaktadır. Sağlıklı beyinlerin hamile kalma sayıları birçok etmen nedeniyle çok değişkendir. Bazı beyinler yalnızca ensest ilişkiden, bazıları hem aile hem okullardaki ilişkilerden, eğitimini sürdürenlerin beyni üniversite hocalarından, yaşama erken atılanların beyni ustalarından, her yaşta ve her aşamada her kişinin beyni arkadaşlarından gebe kalabilir. Her beyin birden çok tecavüze uğradığından hangisinin kimden gebe kaldığını tam olarak saptamak olanaksızdır. Her gebeliğin sağlıklı doğumla sonuçlanması olası değildir. Düşükler, engelli doğumlar, gelişme yetersizlikleri, her yaşta sakatlanma olasılığı ve erken ölümler söz konusu olabilir. Okulla ve okumayla arası pek iyi olmayanların beyinlerinin daha az tecavüze uğradığı ama her tür tecavüzden kolay gebe kaldıkları, ceninlerinin gelişimini tamamlayamadan öldüğü, yeni ceninlerinin de bunların leşleriyle beslendikleri, bu durumun da kronik şiddetli karın ve baş ağrılarına; bağlantılı olarak öfke nöbetleri ve saldırganlığa yol açtığı uzmanlarca öne sürülmekte, ancak, kanıtlanamamaktadır. Öyleyse beyin doğurur da! İyi bildiniz. Hamile kalan her beyin doğurur doğurmasına ama ne doğurur? Üzülerek acı gerçeği belirtmeliyim ki beyin doğumlarının çok büyük bölümü “düşük” olarak gerçekleşmekte yani beynin yavrusu olan “fikir” ölü doğmaktadır. İstatistikler en çok düşük yapan beyinlerin, politikacın tecavüzü sonucu hamile kalan beyinler olduğunu göstermektedir. Pekâlâ, doğurulacak olan fikir ise en fazla düşük yapma rekoru politikacılarda olmalıydı, değil mi? İşte bu noktada yanıldınız! Çünkü politikacıların büyük bölümü, konumuz bağlamında tamamen kısırdır ama sürekli hamile görünmeyi becermektedir. Bunu ister beyin gazları ister ense kalınlıkları veya peruk altına yastık koyma ya da kafatasına “yapay döllenmeyle elde edilmiş cenin” yerleştirerek yapsınlar, pek çok kişiyi her an nur topu gibi bir çocuk doğurabileceklerine inandırmaları beyin tecavüzündeki hız ve başarılarının altın anahtarıdır. Spermleri demagoji olduğunda(n) çok kişide dış gebeliğe neden olabilirler. Göreceli olarak daha az kez hamile kalan ve “sağlıklı” doğum yapan beyin türleri de var. Bunlar yalnızca sahibinin babasından, babanın müridi olduğu şeyhten ve bağlı olduğu parti liderlerinden hamile kalırlar. Hep kendilerine ve birbirine benzeyen çocuklar doğururlar. “Yoksulun serveti çocuktur” derler ama ilginçtir ki bu söze sadık kalan insanların çoğunun kendi çocuğu çoktur ama beyni tam tersine az doğum yapar. Bu tipler “Karga`ya yavrusu kuzgun görünür” örneği çocuklarını her fırsatta başkalarına göstermeye, övüp övünmeye ve beğenmeyenlere içlerinden sövmeye pek meraklıdırlar. Bu tür beyinler genellikle ölünceye kadar bir daha hamile kalmazlar ve yeni çocuk doğurmazlar. Bu kural ancak müridi oldukları şeyh veya bağlı oldukları parti lideri ölürse yerine yenisi geldiğinde bozulabilir. Bunun dışında her türlü ilişkiye sonsuza dek kapalıdırlar. İlişkiye girmeye de tecavüze uğramaya da hep hazır ve istekli ve bunun için sürekli çabalayan beyinlerden oluşan bir kategori daha var ki son olarak onlardan söz etmek istiyorum. Bu beyinler her zaman ve her türlü ilişkiye girerler ancak yalnızca çok güçlü spermlerle (fikir/tez/kuram/düşünce) döllenip hamile kalırlar. Hamilelik süreleri diğerlerinden çok daha uzundur. Doğurmadan önce, öncekinden daha güçlü yeni bir spermle döllenirlerse eski bebeklerini kendi elleriyle öldürürler ve yeniden hamile kalırlar. Yeni ve daha güçlü spermle karşılaşma gecikir de hamilelik uzarsa bebeği içeriye doğurur, bir süre besler, yaşatır; eğer bebeğin içerideki yaşamı sırasında tekrar hamile kalınmazsa o bebeği uzunca süre sonunda iyice olgunlaşmış olarak doğururlar. Eğer birincisinden daha gelişkin bir yeni bebek oluşur ve bunun dışarıya doğurulmasına karar verilirse, genel olarak eski bebeği öldürmede gecikilmiştir. Bu durumda o bebeğin beslenmesi kesilir ve bebek yaşamakla birlikte güdük bırakılır. Bu grupta yer aldığını düşünen herkes, kendine doğru bir “ultrason” uygularsa içinde bir veya birkaç büyümemiş çocuk kaldığını görecektir. Bu konuda son bir not: bu tür ceninler canlı oldukları için ölü olanları gibi sürekli baş ya da karın ağrısına neden olmazlar. Yalnızca, onların tohumu olan idelere saldırı algıladıklarında harekete geçerler. Bu zamanlarda ve değişik spermlerden oluşan diğer “kardeşleri” ile çatışmaya girdiklerinde fazla uzun olmayan bir süre baş ve karın ağrısına yol açabilirler. Bu tür yaratıklardan doğurmayanlar gizli ya da açık sevinip övünseler de çokça doğuranların bir bölümü, eskilerini evlatlıktan reddetmiş gibi görünseler de içlerindeki bu büyüyememiş çocuklardan gizli bir nostaljik tat alabilirler. Bilen eski arkadaşları bunu utanç verici bulsalar da kendinin olan her şeyi çok değerli sanan bu kişiler ceninlerini yaşamlarının en azından bir döneminin ortağı, yoldaşı olarak kabul ederek onlarla barışık olmasını ve bundan haz almasını, huzurlu ve mutlu olmasını becerebilirler… Ne dersiniz? Ali Günay
Gercekedebiyat.com