Ben de uluslararası bir tröstün sahibi veya tepe yöneticisi olsam, ölçülü, doğal zekâ sahibi olarak, şu yapay zekâ kullanan benzer kuruluşlar gibi yapar, dört aşamada amacıma varırdım.

Birinci aşama: tanıma, ikinci aşama: onlara uyar gibi yapma, üçüncü aşama: onları kendime uydurma, dördüncü aşama: oynatma; aklımı değil, kafaladıklarımı parmağımda oynatma… Bu, her alanda olabilir: bilgi, algı, çalışma, gezme, spor, yeme-içme, eğlenme, beslenme; arzu, istek, merak, zevk, haz, keyif; düş, umut, beklenti hedef…

Ben örneklem olarak en basit ve temel olanı, yeme-içme alanını seçtim; çünkü kalbe giden yol mideden geçer, çünkü insanlar birilerine, bir yerlere en çok göbekten bağlanır.

Yapılacak ilk iş, olabilirse herkesi, değilse seçili hedef kitleyi önce tanımak; midelerine düşkünlüklerini, damak tatlarını, seçimlerini, canlarının çektiklerini, imrendiklerini, arzuladıklarını, edinemedikleri için mutsuz olduklarını, özlemle düşlediklerini, başkalarında görüp kıskandıklarını… Bunlara ilişkin veri toplamak işin olmazsa olmazı! Elde edilen verileri işlemek, zorunlu olmadıkça gizlemek, aslında kendine saklamak ama gereksinim duyulduğunda başka veri toplayıcıları ile değiş tokuş etmek. Yeterli veri biriktiğinde, kitleyi ortak ve çakışan zevklerine göre öbeklere ayırmak, elbette eldekiyle yetinmemek, veri toplamayı sürdürerek ikinci aşamaya geçmek.

İkinci aşama, artık “tercih genleri” çözülmüş bireylerden oluşan hedef kitleyi ortak ve çakışan zevklerine göre öbeklere ayırmak, bireylerin ve öbeklerim tercihlerine uymak, her öbeğe ve kişiye özel sunumlar yapmak, yani herkese seçimine uygun ürün çıkarmak; tabii bu arada zevklerine ayrı ayrı övgüler düzerek zevkleri yarıştırmak, gerekirse çarpıştırmak.

Üçüncü aşama, onların dümen suyuna giderek beğendirilen ve benimsetilen yiyecekleri süreç içinde ağır ağır değiştirmek. Bunun temel amacı, tümüne “yeni ve ortak bir damak tadı” oluşturup benimsetmek, içselleştirmelerini sağlamak v böylece bu “üst zevkte” birleştirmek, elbette bu topluluğu, olabildiğince yeni üyeler ekleyerek sürekli büyütmek. Her “yeni ürün” daha az maliyetli, daha iştah açıcı, daha az doyurucu ve bağımlılık yapıcı olmalıdır ki “daha çok kâr, azami kâr” ilkesine uysun. Böylece de çaba ve yatırımlarınızın karşılığı gelsin.

Bu aşamayı geçtiğinizde düze çıktınız, köşeyi döneceksiniz demektir. Zevkini belirlediğiniz, kendinize uydurduğunuz, ötesi, bağımlı duruma getirdiğiniz kitleler kukla, siz kuklacı; siz tanrı, onlar kuldur artık; istediğiniz gibi oynatırsınız. Bunun için parmağınızı bile oynatmanız gerekmez, bu gönüllü karınca sürüsünün devinimini, şaşkın kaynaşmasını, bulduğu yiyeceğe saldırıp evine taşımaya çalışmasını yüksek kattan izleyebilirsiniz.

Bakın, bu dinden kolay kolay tek tanrı çıkmaz. O denli hırslı ve gözü daha da yüksekte biriyseniz her alana el atmanız ve tümünde başarılı olmanız gerekir ki bu olanaksıza yakın. Siz en iyisi, hemen herkesi kapsayan çok tanrılı bir dinin tanrılarından biri olmaya razı olun; bu durumda diğer tanrılarla bazen iş birliği yapar, bazen de tepişirsiniz. İşbirliğinden tümünüz yararlanırsınız, buna karşılık tepişmenizde yalnızca karıncalar ezilir. En önemlisi, elbirliği ile dünyayı yönetirsiniz, başka bir deyişle, yalnızca kendi alanını değil dünyayı yöneten tanrılar oligarşisinin bileşenlerinden bir tanrı olursunuz.

Milyonlar, kurduğunuz dünyayı saran ağadan sizi ve her şeyi izlediğini sanır oysa siz onları izlersiniz, onlar sizin sunduklarınızı izler, dinler, okur sizse onların düşüncelerini. Bu durumda isterseniz canlarına bile okursunuz! Onlar sizi açıkça, siz onları gizlice dinler, izlersiniz. Onlar bilgisayarlarından, telefonlarından TV’lerinden yalnızca gösterdiklerinizi görür, dinler, okur; siz ise tüm görmek, duymak, bilmek istediklerinizi…

Böylece yapay zekâ denen ileri zekâ aranızda bir denge yaratır, bu da “satan razı alan razı” yani barış demektir. Sizin gözünüz, onların karnı doymaz ama bu durum çarkı sürekli döndürür ve birlikte mutlu yaşar gidersiniz. Biliyorum, “estağfurullah, biz haşa tanrı değiliz, ayrıca yapay zekanın insanlık yararına sunulmasını, herkesin eşit kullanmasını isteriz” diyeceksiniz. Buna kuşkum yok, “en iyi biçimde kullanmak” sizin de hakkınız elbette.

Bir de, “tanrı ile kul arasında bile zaman zaman anlaşmazlık çıkar, kul sıkıştığında tanrıya bile başkaldırır, bizi hayda hayda ezer” diyebilirsiniz. Doğru. Ama sizinle onlar arasında birçok duvar var, öfkelendiklerinde ya bakkala, markete, aracıya, üreticiye, patrona, hükümete, kadere, yoksulluğa patlarlar veya eşlerini, çocuklarını pataklarlar, bazen de telefonlarını, daha seyrek de TV veya bilgisayarlarını kırıp dökerler. Öfke bireysel olduğu sürece sizin için korkacak hiçbir şey yok. Ayrıca, korkmak tanrılara yakışır mı hiç?

Ali Günay
Gerçekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)