Tam da Rusya’nın Ukrayna’ya dört koldan saldırması zamanına denk, Doğubatı Yayınları, Sovyet Devriminin neredeyse ikinci adamı, beyaz orduların son direnişini kıran, Lenin’in çok tuttuğu genç, aykırı görüşlü ama bu yüzden saygı duyulan Ukraynalı diplomat asker siyasetçi Mihail Vasilyeviç Frunze’nin Türkiye Anıları’nı İlber Ortaylı’nın önsözüyle yayınladı.

Kitapta sık sık “Ukraynalı” vurgusu yapan Frunze’nin bu tavrı dikkate değerdir (ki kendisi sağlık memuru Romen bir baba ve Rus bir annenin çocuğu olarak Bişkek’te doğmuştu): Sovyet Devriminin en sıcak günlerinde bile Ukraynalı – Rus ayırımı yapılması bugüne de ışık tutması açısından ilginç olsa gerekir.

Nitekim 25 Şubat 2022’de saldırmadan hemen bir gün önce, Vladimir Putin’in, Ukrayna’yı yapay bir devlet olduğunu iddia eden “Lenin in Ukraynası” sözü, Frunze’yi okuyunca daha iyi anlaşılmaktadır.

Frunze,  ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin davetiyle, Sovyet Ukrayna’sının “olağanüstü orta elçisi” olarak Türkiye’ye geldi. Büyük Millet Meclisi Hükümeti kendisini dostane karşıladı ve Frunze, Karadeniz kıyılarında Türkiye’ye ayak bastı, Ankara’ya doğru Lalahan üzerinden geldi.

Frunze’nin bizim için önemli bir şahsiyet olmasının nedeni Türkiye ziyaretinde tuttuğu notları yayınladığı kitabı Türkiye Anıları ve döndükten sonra, “Sovyet Halk Komiserliği’nin ve Ukrayna Merkez Yürütme Komitesi’nin Birleşik Oturumunda Ankara Yolculuğu Hakkında Sunulan Rapor”udur.

MİHAİL FRUNZE’NİN ANKARA ZİYARETİNİN NEDENİ?

Frunze, ziyaretinin nedenini, ‘Ankara Yolculuğu Hakkında Sunulan Rapor”unda belli ediyor. Frunze, Türkiye’nin Fransa’yla 30 Ekim 1921’de Ankara’da antlaşma imzaladı. O yıllarda Fransa Bolşevik yönetiminin dünya çapında önde gelen düşmanlarından biriydi.

Frunze, 26-11-1921 günü Batum’dan başladığı beş günlük Ankara temaslarında ve Ankara’ya Trabzon-Samsun-Merzifon-Çorum üzerinden geliş ve dönüş yolculuğunda gördüğü, misafir kaldığı yerel eşraf ve memurlar/halk izlenimlerinde, anlaşmanın Sovyet rejimine yönelik en küçük bir tehlike barındırmadığına emin olduğu görülüyor.

“Türk hükümeti antlaşmada bizim ilişkilerimize zarar verecek hiçbir maddeye izin vermemiş. Türk hükümeti bizim buna kesinlikle inanmamızı sağlamak için bu işle ilgili Ankara hükümetinin elinde bulunan bütün dokümanları önüme serdi.” diye yazan Frunze, kendisini şaşırtan biçimde, en önemli askeri sırları bile incelemek için izin veriliyor. Bunları anlatan Frunze, Türklerden kuşku duymanın tamamen gereksiz olduğuna Sovyet hükümetini inandırıyor.

Ziyaret aynı zamanda Türkiye’nin içinde bulunduğu son derece ağır koşullar sırasında, yani Ağustos ayında Türk Ordusunun Yunanlılar tarafından yenilip Sakarya’ya çekildiği, Ankara’nın bile düşme olasılığı varken yapılmıştır. (Frunze’nin deyimiyle) “Sovyet Ukraynası, Rusya’nın da onayıyla” Türklere bir elçi göndererek dostluğunu göstermek istemiştir.

DOĞU BATI YAYINLARI ve FRUNZE’NİN TÜRKİYE ANILARI

Doğu Batı Yayınları,  Frunze’nin Türkiye Anıları’nı, bu hatıratın yazılışının 100. yılında yeniden okurların dikkatine sunması oldukça anlamlı. Olağanüstü yetenekteki bir elçinin sıradışı Anadolu seyahatini bir roman okuyanın belleğinden silinmeyecek görüntüler oluşturuyor. Sanki klasik Rus edebiyatının gerçekçi bir örneğiyle karşı karşıyayız. Karşılaştığı kişiler, köylüler, resmî görevliler mükemmele yakın tip tahlilleri ürünü

İlk sayfalardan itibaren şaşırtıcı bilgiler ve keskin gözlemlerle dolu kitap bir roman okuyoruz duygusuna sürüklüyor. Rusça’dan çeviren Ahmet Ekeş’in temiz Türkçesi kuşkusuz bunda büyük bir etken. Ahmet Ekeş, DTCF’nin Rus Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş, bu bölümün Azer Yaran, Mazlum Beyhan, Ataol Behramoğlu, Mümtaz İdil gibi mezunlar verdiği parlak döneminde okumuş.

FRUNZE’NİN GÖZLEMLERİ ve TAHLİLLERİ

Frunze’nin ne kadar sağlam bir dünya görüşüne sahip olduğunu, nasıl pırıl pırıl bir zihne sahip olduğunu gösteren önemli saptamaları, Kurtuluş Savaşı’mızın Yunan işgali bölgesinden uzak ve pek bilinmeyen Karadeniz Ankara arasındaki derinlik hakkında altın kıymetinde ekonomik politik bilgiler vermesinden belli oluyor.

Frunze korumasına verilen askerler arasında şaşırtıcı bir gözlemle Kürt ve Çerkez askerlerin bir an önce barış olmasını istediklerini, zorda kaldıkça kaçtıklarını hatta Yunanlıları kovmak yerine oturup konuşulmasını istediklerini, tüm yükün ürk köylüsünden oluşan askerlere bindiğini saptıyor.

Bazı parçalar şöyle:

“Trabzon’da... pek çok ticaret yazıhanesi var. Bu yazıhaneler çoğunlukla Yunan ve hatta Ermeniler’e ait. En önemli ticaret adamları Rumlar. Buraya öz kentleri gibi yerleşmişler. Ama son zamanlarda bütün kıyı kentlerinde büyük baskı altında kalmışlar. Ama Trabzon ya da Samsun başkent olmak üzere eski Pontus devletini yeniden kurmak için propaganda yapıyorlar. Aslına bakılırsa bunlar tümüyle boş ve özellikle Atina ve İstanbul’dan kaynaklanmış propagandayla desteklenen hayaller…  Hhalkın birbiriyle barış içinde yaşamaları birden bire korkunç bir düşmanlığa dönüşüverdi.” (s. 24)

“Samsun bölgesi tütünden başka buğday ve sebze yönünden de zengin. Bir zamanlar atlarıyla da ün yapmış. Ama şimdi uzun süren savaşlar nedeniyle ülkede at sayısı oldukça azalmış.” (s. 47)

“Tümen komutanı Trabzon’daki Sami Sabit Bey’den apayrı yaradılışta bir adam. Bu, tam bir kıta subayı; tam bir eski, emektar asker tipi. Sorunları doğrudan doğruya açık açık ortaya koyuyor ve her türlü kurnazlıktan kaçamaktan uzak içten cevaplar veriyor.” (s. 53)

“Çerkezler bu içinde bulunulan savaşa karşı özel bir girişkenlik göstermiyorlar. Cephe gerisi hizmetlerde çalışmayı tercih ediyorlar. Cepheye gönderildikleri zaman da genellikle kaçıyorlar. Kürtler için de aynı sözler söylenebilir. Fakat hepsi yönetimi, özellikle Mustafa Kemal’i içtenlikle destekliyorlar.” (s. 65)

“Merzifon’a yaklaştıkça arazi daha verimli ve zengin bir görünüm kazanıyor. Her yer buğday tarlası, çoğu da ekilmiş. Birçok yerde çift sürüyorlar. Köylülerle konuştum ve tarım aletlerini inceledim. Hepsi de son derece ilkel.” (S. 74)

“Beni şaşırtan bir şey de şuydu: Hemen hemen tüm köylüler ülkedeki işlerin durumu hakkında oldukça doğru düşüncelere sahipler.  Sağlık koşullarının elverişsizliğine rağmen Türk köylüleri pek hastalığa yakalanmıyorlar. Türk köylülerinin beden yapısının çok sağlam ve dayanıklı olduğu anlaşılıyor.” (s. 76)

“Bir denizden öteki denize değin Büyük Ermenistan gibi erişilmez hayali Ermeni milliyetçiler grubuna aşılayan da Antant’tan başkası değildi. İşte bu yüzden, bu boş ve aptalca hayal yüzünden yüz binlerce Ermeni köylüsü, komşuları Türk ve Kürtler tarafından topraklarından sökülüp atıldı.” (s. 125)

 MİHAİL FİRUNZE KİMDİR?

Sovyet Rusyası ve bugünkü Rusya Türkiye Cumhuriyeti’nin varoluş tarihinde önemli yerlerini koruyorlar. Çanakkale Savaşı’nda onlara yaptığımız büyük yardımın bedelini sanki hala ödüyorlar.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Frunze Türkiye’ye ilk gelen ve bilinmeyen tarihimizin en kuytu yönleri hakkında muazzam bir belge bırakan Sovyet diplomatıdır.

İkincisi, Frunze dönerken Samsun’da karşılaştığı ve kısa süre görüştüğü Semyon İvanoviç Aralof’tur. Onun anıları da aynı değerdedir.

Sovyet Rusyası (ve Ukraynası!) Cumhuriyetimizin hem savaş yıllarında  hem ABD-NATO kıskacına girmeden önceki yıllarda büyük katkılarda bulunmuştur.

İki değerli anı kitabının yanında 10. Yıl törenlerinin belgesel filmi bile başlı başına hazine değerindedir.

Öğretimini Almatı'da tamamlayan Frunze, 1904'te Saint Petersburg Politeknik Üniversitesi'ne girdi. Frunze, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nde (RSDLP) aktif hale geldi. RSDİP'nin Vladimir Lenin ve Julius Martov'dan oluşan iki ana lideri vardı. 18 yaşındaki Frunze, Martov'un azınlığı Menşeviklerin aksine, Lenin'in çoğunluğunun, yani Bolşeviklerin yanında yer aldı. 1905 Devrimi'nde tutuklandı. İşkencelerden sonra cezası sürgüne yollamak olarak belirlendi.

Çarlık döneminde on sene kadar sürgünde yaşadıktan sonra kaçmayı başardı ve Minsk'teki Bolşevik yeraltı örgütünün başına geçti. Lenin tarafından sırasıyla Aleksandr Kolçak,Basmacı İsyanı, Nestor Mahno ve Pyotr Vrangel gibi kişilerin çıkarttığı ayaklanmaları bastırmakla görevlendirildi.

13 Aralık 1921 tarihinde Sovyet Rus delegasyonunun başı olarak Ankara'ya geldi ve Mustafa Kemal Paşa ile görüştü. Bu ziyaret esnasında, Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında bir iş birliği antlaşması imzalandı. İstanbul'da Taksim Meydanı'nda bulunan Özgürlük Anıtı'nda Kliment Voroşilov ile birlikte heykeli vardır.

Sovyetler Birliği döneminde de, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'e onun şerefine "Frunze" adı verilmişti.

Türkiye'ye yaptığı geziyle ilgili anılarını kalem almıştır. Anıları Ahmet Ekeş'in Rusçadan çevirisiyle 1978 yılında yayınlanmıştır.

Frunze'nin Grigori Zinovyev'e verdiği destek onu Zinoviev'in başlıca muhaliflerinden biri olan Josef Stalin ile arasını açtı.

Frunze, komünist liderler arasında politik düşünceleri ve uygulamaları kısmında çok yaratıcı ve alışılmışın dışında bir görüşe sahip olmasıyla sıyrılmıştı. Komünist partinin yasadışı olduğu dönemdeki dayanıklılığı ve karmaşık askeri hedefler peşinde koşması sayesinde yoldaşlarının saygısını ve hayranlığını kazandı. Komünist parti gündemindeki çalışmalar konusundaki hem teorik hem de pratik konulardaki gücü ve partiden ayrı kişisel hırsından yoksun olması nedeniyle Lenin 'in potansiyel halefi olarak görülüyordu. Özellikle bir diğer halef olan Yakov Sverdlov'un da ani ölümünden sonra bu konumda güçlü bir adaydı.

FRUNZE’NİN ÖLÜMÜ

Frunze'nin kronik bir ülser rahatsızlığı vardı. 1925'te özellikle şiddetli bir sancıdan sonra Frunze hastaneye kaldırıldı. Stalin ve Anastas Mikoyan, onu operasyonundan hemen önce ??ziyarete geldiler. Frunze ameliyat sırasında hayatını kaybetti. Frunze, ölümünden kısa bir süre önce karısına: "Şu anda kendimi tamamen sağlıklı hissediyorum ve ameliyatı düşünmek saçma görünüyor. Yine de, her iki parti temsilcisi de bunu istiyor'' yazdı. 

2010'da İzvestiya'da yayımlanan bir makalede Frunze'ye normalinden yedi kat fazla kloroform verildiği ispatlandı. Frunze, Kremlin Duvarı Mezarlığı'na gömüldü .

Ancak Frunze Türkiye tarihi açısından sembolik değerini her zaman korumuştur. Onun Anadolu insanına dostane yaklaşımı büyük bir sempati toplamıştır. Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nda Atatürk’ün heykeli arkasındaki siluetiyle Frunze’nin hatırası, bugün hâlâ yaşamaya devam etmektedir. 

Mihail Frunze
Türkiye Anıları

Rusçadan Çeviren: Ahmet Ekeş
Yayına Hazırlayanlar: Taşkın Takış, Ufuk Coşkun
Kapak Tasarımı: Harun Ak
3. Basım: Ocak 2022 / 1. Basım: Cem Yayınevi, 1978.
Sayfa Sayısı: 142
Kapak Resmi: Halil Paşa, Kale Manzarası, 1928 (Ankara Resim ve Heykel Müzesi).

Ahmet Yıldız
Gerçekedebiyat.com 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)