Tutanaklardan (TBMM) Sabahattin Ali'nin katili kim tartışmaları
Sabahattin Ali'nin katledilişinin ardındaki gerçekler yıllar geçmesine karşın bugüne dek aydınlatılamadı. TBMM Tutanaklarındaki tartışmalar ibretlik derecesinde ürkütücü.
DP’li Şevket Mocan, 20 Aralık 1950 tarihinde komünizm tehlikesi üzerinde dururken “Hududu geçerken geberen Sabahattin Ali’ler, mekteplerimize kadar sokulmuş, vazife verilmiştir. Nâzım Hikmet şiirleri mektep kiraat kitapları haline getirilmiştir. Sanki dört serserinin kafası ezilirse bize ilanı harp edilecek, böyle taviz verilirse vatana tevcih edilmiş emperyalist emeller değişecek” der. 23 Mart 1966 tarihinde AP’li Osman Zeki Efeoğlu, komünizm tehlikesine dikkat çekerken bazı kitapları kürsüden gösterir: “Bakınız. Lenin, Karl Marx, Karl Marks’ın eseri Kapital, Lenin’den Seçme Yazılar, Ücret, Emek ve Sermaye, yine Lenin’den, yine Engels’in, yine Kapital, yine Nâzım Hikmet’in... Biliyorsunuz Nâzım Hikmet Türkiye’den Moskova’ya kaçmış, ‘Ben Moskova’nın çocuğuyum, beni Stalin yarattı’ diye beyanat vermiş, soyadını değiştirmiş, komünist olduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir. (...) Bunun dışında yine Moskova’ya kaçarken öldürülen Sabahattin Ali’nin sekiz tane eseri neşredilmiş ve piyasaya çıkmıştır.” 3 Mayıs 1978 tarihinde CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı savcı Doğan Öz’ün öldürülmesinden söz ederken “Egemen sınıfların tüyler ürpertici bir biçimde öldürttükleri büyük sanatçı Sabahattin Ali dosyasını incelemiş, bu konudaki usulsüzlükleri ortaya çıkarmıştır” deyince AP sıralarından “Utan, utan, sesleri ile gürültüler” tutanaklara yansır. Gazalcı, “Sabahattin Ali büyük bir sanatçıdır” derken, AP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Özutku, “Burada komünizm propagandası yapılıyor” diye laf atar. Gazalcı, “Sabahattin Ali büyük bir sanatçıdır. Tekrar ediyorum” deyince bu kez Özutku “Sabahattin Ali’nin p...” diye bağırır. Gazalcı sözlerini yinelerken; Mehmet Özutku “Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, Prezidyum değil. Komünist köpeklere hoşt” diye bağırır. AP’li Ali Naili Erdem de, “Büyük Atatürk’ün büyük dehasıyla aziz Türk milletinin, ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ ifadesinin bulunduğu bu çatının altında 1923’ten bu yana ilk defa içimizden bir arkadaş Sabahattin Ali’nin övgüsünü yaptı. Cumhuriyete düşman olan bir insanın övgüsü bu kürsüden ilk defa yapılıyor, gerekeni yapınız” diye oturumu yöneten başkana seslenir. Tutanaklardan: İhtilalci fikirleri öven Fontamara adlı kitabı tercüme eden Sabahattin Ali, Köy Enstitülerine tetkik ve adeta teftişe gönderiliyordu Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali’yi “Türk edebiyatının ilk devrimci-gerçekçi hikâyecisi ve romancısı” olarak selamlar. Cezaevleri, davalar, baskılar ve işsizlik sarmalında çıkışsız kalan Sabahattin Ali, 1948 yılında Bulgaristan’a kaçmaya karar vermiştir, ancak para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından katledilmiş ve cesedi sınırda bulunmuştur. Ali Ertekin “milli duygularla” Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü söyler. 1950’de 4 yıl hapis cezasına hüküm giyer ve aynı yıl çıkarılan af yasasıyla serbest kalır. Sabahattin Ali cinayeti, ilk “faili meçhul” cinayetlerden biri olarak günümüze dek aydınlatılamamıştır. Sabahattin Ali, İtalyan komünist yazar Ignazio Silone’nin ‘Fontamara’adlı yapıtını 1944’te çevirmiştir. Sabahattin Ali’nin bu çevirisi 14 Şubat 1949’da Meclis gündemine gelir. CHP Maraş Milletvekili Emin Soysal’ın “ihtilalci fikir ve hisleri taşıyan bir kitabı hararetle telkin ve propaganda amacıyla tavsiye eden müdür” hakkındaki sorusu üzerine Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu “Sözü geçen kitap budur” diye “Fontamara”yı gösterir ve “Bu kitabın bir ara Köy Enstitülerine sokulduğu işitilmişti. Halen böyle bir şey vakı değildir. Bu kitabı tavsiye eden kimdir?” diye sorar. Emin Soysal kürsüye çıkar: “Kitabı, bu kitabı tercüme eden meşhur Sabahattin Ali’dir. (Lanet olsun, sesleri) 17 sene evvel Atatürk, Konya’da vatanı kurtardığı zaman bu adam aynı sene de vatanı kurtaranlar aleyhine yazdığı şiirle ve bu arada yaptığı hareketleriyle, bu hareketlerinin, biz vatan için tehlikeli olduğunu ifade ettiğimiz zaman, o zaman münevver geçinen birçok kimse bizi adeta başka şeylerle telin etmek yolunu tutmuştu. Yüce Tanrı’nın işine bakınız ki, tam 17 sene sonra bütün kötülüklerin, gafletlerin kara perdesi sıyrılarak kendi eliyle iddialarımızı komünistliğin ve komünistliği hiyaneti vataniyeye götürecek kadar kati olduğunu kendileri de ispat etti. İşte bu adam bu çeşitli kitapları tercüme eder ve yazardı. Bu kitaplardan birisi İtalyancadan tercüme edilen sözde faşist aleyhtarı, mükemmel faşistlik ve ihtilalcilik hazırlayan ve telkin eden Fontamara adlı kitaptır. Bu kitabı tercüme ettikleri ve enstitüye soktukları sıralarda Sabahattin Ali sureti mahsusada Köy Enstitülerine tetkik ve adeta teftişe gönderiliyordu.” CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı, Sabahattin Ali cinayetinin peşini bırakmaz. 25 yıl sonra, 9 Ekim 2003 tarihinde yine kürsüdedir ve Sabahattin Ali cinayetiyle ilgili gizli belgeleri sorduğu önergesine birkaç ay arayla verilen “iki satırlık yazı”yı okur: “İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü arşivinde, asayişi ilgilendiren olaylarda bilgi ve belgeler, suçun TCK’nin 112. maddesince düzenlenen zamanaşımı süreleri göz önüne alınarak saklanmakta”, “Olayla ilgili zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan konuyla ilgili bilgi ve belge mevcut değil. Dışişleri Bakanlığı’nın arşivlerinde konuyla ilgili araştırma yapılmakta olup, bilgi bulunabildiği takdirde bilgi verilecektir.” Gazalcı, yanıta isyan eder: “Sonu nereye varırsa varsın, biraz da yazara olan düşkünlüğüm nedeniyle -okuduğum romanları, bir Kuyucaklı Yusuf, bir Kağnı beni etkilemiş- ben bir soru sormuşum; bana diyor ki Sayın Bakan ‘Efendim 112. maddeye göre saklanır’. Peki, bunu 49 yıl önce sorsaydım, örneğin 1977’de de milletvekiliydim, o zaman sorsaydım,‘Efendim onları elli yıl içinde açıklayamayız’. Şimdi o süre bitti, ‘Bizde böyle bir şey yok’. Ben devletim diyor ve saklıyor. (...) Diyorum elli yıl geçti, bu konuda bilgi var mı? Bilgi yoktur, diyebilirsiniz ama hayır, ‘o süre geçtiği için bilgi veremiyoruz, Dışişleri’nin arşivinde araştırıyoruz, gelince size bilgi vereceğiz’ deniliyor. Ben inanıyorum ki, bir daha buna yanıt gelmeyecektir.” Gazalcı 15 Kasım 2005’te yine kürsüdedir. Yine aynı konuda konuşur: “Sabahattin Ali cinayetini ben bir soru önergesiyle gündeme getirdim. Diyor ki Sayın Bakan, ‘İçişleri Bakanlığı’nın içinde bilgiye rastlanmamıştır. Dışişlerinden bilgi edinildiğinde size bilgi verilecektir’. Bekledim, tam bir yıl, bakalım ne zaman bilgi edinip bana verecek diye. Bir yıl sonra bir soru sordum, acaba bir araştırma yaptınız da Dışişleri’nde bu konuda bilgi sahibi olundu mu diye. Çünkü Sabahattin Ali’nin mezarı belli değil, işte gözlüğü vardı, kitapları vardı; bir çuval içinde devlete teslim edilmiş, ama yok ortada şimdi. Ne mezarı var, ne o şeyleri. Eşi ölmüş, kızı Prof. Filiz Ali beni aradı, ‘Aman bir gelişme olursa’ dedi. Arkadaşlar, ya ‘zamanaşımına uğradı’ deniyor, ya ‘bilgi bulunamamıştır’ deniyor. Öyle yanıtlar var ki, sizin de başınıza gelmiştir ‘bilgi edinildiğinde bilgi verilecektir’ diyor ama onun yanıtı gelmiyor.” Gerçekedebiyat.comMEKTEPLERİMİZE KADAR SOKULMUŞ...
‘SABAHATTİN ALİ’NİN P..!’
‘HUDUDU GEÇERKEN GEBEREN SABAHATTİN ALİ’
LANET OLSUN SESLERİ
25 YIL SONRA
GAZALCI YİNE SORUYOR
YORUMLAR