Ahmet Hamdi Tanpınar, "Ne zaman sanattan konuşmaya başlasak sıra bir türlü ona gelmez" der.

 

Asırlar boyu bilim ve sanat hısım ve akrabadır. Bu iki meslek gurubu da toplumların çok küçük azınlıklarının faaliyet alanı içindedir. Türkiye’de daha da az. Hiçbir zaman kitlelere mal olan sanat bilim yoktur. Ama insanlığın en değerli ürünlerinin eserlerinin verildiği faaliyet alanlarıdır ikisi de.

 

"Aydınlanma" "bilim", "sanat" gibi terimler Türkiye’nin hayatında çok taze çok genç terimler. İtseniz- kaksanız bu bilim denen şeyin bizde 250 senelik geçmişi vardır. O zaman bu yoğunlukta da başlamış değildir. 1930’larda tefekkürün kalemin serbest olması. Bilimle bilimsel düşünceyle bu coğrafyada o zamana kadar bir temas olmamıştır diyor çoğu kişi.Tanpınar,  “ah Namık Kemal, ne olurdu bize her şeyden önce hürriyet kelimesi yerine medeniyet kelimesini söyleseydin” der.

 

Bizde aydınlanma'nın geçmişi, derinliği arkası yoktur. 18. yy'da Avrupa’daki hareket gökten inmedi herhalde. Yüzlerce büyük sanatçı bilim adamı vardı arkasında. Hümanizma diye bir düşünce var. Esaslı düşünce hareketleri var. Erasmus nedir soruyorum çocuklara Erasmus denen adamdan haberleri yok. II. Mahmut ne yapsın 33 sene tahtta kalıyor ama son yıllarında 1826’dan sonra padişah olabiliyor. Etrafında okumuş yazmış adam yok.

 

Sanat bütün bunlarla bağlantılı. Yaratıcılık istediği için, düşünce hareketlerine muhtaçtır sanat. Toplumsal vasat ister.

 

Yahya Kemal şairliğiyle beraber bir düşünce adamıdır. O Nizamı Cedidin kurulmasını büyük iş görür. 15 bin yeniçeriyi öldürmüştür II. Mahmut. Her şey kolayca olmadı. Büyük çileler çekilmiş.

 

Üçüncü hamle Tanzimatı Hayriyedir diyor. Hep hamle kullanıyor. Dördüncüsü Abdülaziz, Genç Osmanlılar… 1876 Anayasası… Jön Türkler… İttihat ve Terakkinin hanedana karşı teşekkül açması… Türk ve merkezi Anadolu’da olan hareketi milliye ve cumhuriyettir.

 

Aydınlanma meselesine Cumhuriyetle başlamak doğru değildir. Cumhuriyetle taçlandığını söylemek doğrudur.

 

Cumhuriyet bir şeyi başardı, idarede düalist anlayışı tasfiye etti. Tanzimatçıların, II. Meşrutiyet aydınlarının çektiği çileyi anlamışlardı çok iyi. Hem üfürükçü hem tıbbiye, hem mahalle mektebi hem modern mektebin olmayacağını gördüler.

 

Ali Paşa, Fuat Paşanın çektiği acıları unutmayalım. Halife sultanlar bunu başaramadı. Cumhuriyeti kuran adam bu çileleri bilen adamdı. Onun için hata yapmadı.

 

Sanat alanı yaratıcılıkla yenilikle ilgilidir. Az bir çevreye hitap eder fakat toplumları ileri götüren.

 

Yeni Türk sanatının doğması için taklitten mektepten çıkmak gerekir. Eskiden şarktan çıkmak gerekirdi çıktık Avrupa mektebine girdik. Alafranga Türklerle konuşmak faydasız oldu. Avrupa medeniyeti gibi bir hüviyet oluşturmamız gerekir. "Mektep"ten "memleket"e gelmek gerekir. Bir milliyetçi ideası değildir, bu sağdan sola kadar herkesin iddiası olmalıdır. İklim ve cemiyeti edebiyat yapar. Rus edebiyatı kadar bunu yapan yoktur.

 

Bizdeki tüm sanat formları ilk kez 19. yy’da gelmiştir. Hatta ortasından itibaren tanışmıştır. Diyeceksiniz ki bunlar yok muydu; yoktu

 

Musiki yok muydu, şekil sanatları yok muydu, şiir yok muydu? Vardı, fakat bunlar insana, bireye ve topluma onun sorunlarına, onun iç hayatlarına hitap eden sanatlar değildi. Divan şiirinde kalıplar şema var. Minyatür ve süslemelerde daima şemalar; dramatik muhteva, gerçeklik arayışı yoktu.

 

Avrupa sanatının temel farkı figürle, insan bedeniyle, toplumla ilgilenip işlemesi. Şark dünyası, nakışla yapar. İnsanı keşfetmeye, bireyi keşfetmeye yönelen bir sanatı yoktur.

 

Batıda insanın keşfi var. Hem antik sanatta hem 14. yydan itibaren batı sanatında görürüz. Ülkemiz üniversiteyle 1850’li yıllarda tanıştı ama yalnızca tanıştı. Kolay değil. Yüzyıllarca süren deneyim birikimlerle olur bu. 1865’e kadar üniversitesi olmayan ülkeydi. O da olmadı zaten, teşebbüs edildi. 1890’larda denediler, Galatasaray lisesinin içine sakladılar başarılı olamadılar. En sonunda Abdülhamit’i çocukça denen bir oyunla ikna ederek Darülfünun kuruldu.

 

GSA ister istemez yabancı hoca kullandı. İlla ki yabancı hocalar. İşin püf noktası budur. Bunun doğru tarafları olmuştur ama işlerin çatallanmasına neden olmuştur.

 

Korkut Boratav, Anadolu’daki Müslümanlığın farklı bir Müslümanlık olduğunu, ulusal bir duyarlılık olduğunu söyledi. Bizim buna dikkat etmemiz gerekir dedi. Ahmet İnam tamamen Anadolu toprağından kaynaklanan bir aydınlanma gerekir dedi.

 

Ama zorluk şu: 1800 modernleşme çabasında çok geç bir tarihti. Bu 500 senenin telafisi kolay değildir. Sanatta yaratıcılık-bilimde yaratıcılık 250 senenin derdidir.

 

Türk toplumu zaten hafızasız bir toplum, bugün artık bu hafızasızlaştırma dünyayı yöneten aklın beslediği bir unsur oldu.

 

Dünü hatırlamaya ihtiyacı kalmıyor ya da istemiyorlar. Ama buna pabuç bırakmamamız lazım.

 

Osmanlının adalet sarayı bile yoktu. Anadolu coğrafyası yönetilmesi çok zor bir ülke.

 

Afrika’daki ülkeler yeni bilgisayar bulmak gibi hemen takır takır uyum gösteriyor. Türkiye içeri kapalı bir toplum. Geçmişi çok derin bir toplum.

 

Buna rağmen Cumhuriyetten sonra son yirmi otuz yılı saymazsak Türk edebiyatı müthiş bir ilerleme sağladı. Hem şiir, hem roman, hem öyküde büyük atılımlar yaptık.

 

Dr. Murat Kartoğlu

(21. Yüzyıl Planlama Güz Seminerleri notları - Ankara)

 

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)