Türk kültür ve düşünce dünyasında iz bırakan yazar: Samiha Ayverdi
Samiha Ayverdi, 25 Kasım 1905'te İstanbul'un Şehzadebaşı semtinde, Meliha Hanım ve Piyade Kaymakamı Yarbay İsmail Hakkı Bey'in ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi.
Köklü bir aileye mensup olan yazarın ağabeyi Ekrem Hakkı Ayverdi, sanat tarihi alanındaki önemli çalışmalarıyla tanınmıştır. Babasından gelen soyun Ramazanoğulları'na, annesinden gelen kökeninin ise Budin'de medfun Bektaşi dervişi Gül Baba'ya uzandığı belirtilen Ayverdi, küçük yaşlarından itibaren zengin bir kültürel ve manevi mirasın içinde büyüdü. Henüz 3-4 yaşlarındayken babasının selamlık sohbetlerine katılan Ayverdi, bu buluşmalarda dönemin önde gelen şahsiyetlerinin fikri dünyasına tanıklık etme fırsatı buldu. İlk öğrenimine mahalle mektebinde başlayan yazar, Süleymaniye Kız Numune Mektebi mezuniyetinin ardından özel derslerle eğitimine devam etti. Tarih, tasavvuf, felsefe ve edebiyat gibi alanlarda derinleşen Ayverdi, aynı zamanda iyi seviyede Fransızca öğrenmiş ve keman çalmayı da başarmıştır. Genç yaşta evlenen ve Nadide adında bir kız çocuğu olan yazar, evliliğini sonlandırdıktan sonra tüm zamanını ilim, düşünce ve yazı çalışmalarına adadı. Samiha Ayverdi'nin hayatındaki en etkili isimlerden biri, annesi aracılığıyla tanıştığı mütefekkir ve mutasavvıf Kenan Rifai (Büyükaksoy) oldu. Kenan Rifai’nin rehberliğinde tasavvufa yönelen ve bu derinlikli bilgi birikimini eserlerine yansıtan Ayverdi, erken Cumhuriyet döneminde kadın aydın kimliğiyle ön plana çıkan nadir yazarlardan biri olarak dikkat çekti. Yazı yaşamına Kenan Rifai’nin teşvikiyle başlayan Ayverdi, ilk yazılarını Necip Fazıl Kısakürek’in yayımladığı "Büyük Doğu" dergisinde paylaştı. Ayrıca "Resimli İstanbul Haftası", "Türk Yurdu", "Havadis", "Tercüman", "Kubbealtı Akademi Mecmuası" ve "Türk Edebiyatı" gibi pek çok dergide çalışmalar yayımladı. 1938 yılında yayımladığı ilk romanı "Aşk Budur" ile edebiyat dünyasına adım atan Ayverdi, 1946 yılına kadar daha ziyade tasavvufi içerikli romanlar ve hikâyeler yazdı. Bu tarihten sonra biyografi, hatıra, mektup, inceleme ve makale türlerinde eserler yazarak düşünce yazılarına ağırlık verdi. Osmanlı’nın son dönemlerine, Balkan Savaşları'na, I. Dünya Savaşı'na, Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına şahitlik etmiş olan Ayverdi, tarih ve medeniyet perspektifini eserlerinin odak noktasına yerleştirdi. Doğu ve Batı düşünce sistemlerini harmanlayan özgün yaklaşımıyla Mevlana, Muhyiddin-i Arabi, Hafız ve Şeyh Sadi Şirazi gibi büyük isimlerden etkilenmiş; modern Batı düşüncesini de yakından takip etmiştir. Yaklaşık 50 eser kaleme alan Ayverdi, tasavvufa, tarih bilincine, medeniyet inşasına ve özellikle İstanbul üzerine yoğunlaşmıştır. Eserlerinde Batılılaşma süreciyle ortaya çıkan toplumsal değişimleri irdelemiş ve çözüm önerilerinde bulunmuştur. Ayverdi'nin eserleri özellikle eski İstanbul kültürünü ele almasıyla bilinmektedir. Geleneksel konak yaşamları, şehir kültürü ve tasavvuf ekseninde şekillenen yazılarında İstanbul’u bir medeniyet hafızası olarak tanımlamıştır. Örneğin, "İbrahim Efendi Konağı" adlı eserde konak hayatını kendi anılarından hareketle işlerken; "Mesihpaşa İmamı" romanında değerlerden uzaklaşan bir din adamının içsel çatışmalarını konu edinmiştir. "Milli Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız" isimli eserinde ise Türkiye’nin eğitim ve kültür alanındaki sıkıntılarına dikkat çekmiştir. Milli kültürümüz ve manevi değerlerimizin yaşatılmasına büyük katkılar sunan Samiha Ayverdi, 1954 yılında Mevlana'yı anmak amacıyla düzenlenen Şeb-i Arus merasimlerinin yeniden canlandırılmasına öncülük etti. Yunus Emre'yi daha geniş kitlelere tanıtmak için gerçekleştirilen derleme ve yayın projelerine de aktif olarak katıldı. Kurucuları arasında yer aldığı Kubbealtı Akademisi, uzun yıllar boyunca Türk dili, tarihi ve kültürü alanlarında önemli bir düşünce merkezi olarak hizmet verdi. Ayrıca İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul Enstitüsü ve Yahya Kemal Enstitüsü'nde çeşitli görevler üstlenerek bu alandaki çalışmalarını sürdürdü. 1969 ile 1980 yılları arasında Avrupa'nın çeşitli ülkelerine yaptığı seyahatlerdeki gözlemlerini "Yeryüzünde Birkaç Adım" isimli eserinde toplayan Ayverdi, hem kültürel hem çevresel farkındalık yaratmaya önem verdi. Örneğin, Fatih'teki Fevzipaşa Caddesi boyunca ve Koyunbaba Parkı’nda ağaçlandırma çalışmaları organize ederek çevre bilinciyle de iz bıraktı. Hayatı boyunca pek çok ödülle onurlandırılan Ayverdi’ye Türkiye Milli Kültür Vakfı, Türkiye Yazarlar Birliği ve Türkiye İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği gibi prestijli kuruluşlar tarafından çeşitli ödüller verildi. Eserleri İngilizce, Arapça, Almanca, Azerbaycan Türkçesi ve Urduca gibi birçok dile çevrildi ve uluslararası alanda da büyük ilgi gördü. Hakkında akademik tezler ve araştırmalar yapılarak fikir dünyasının derinliği ortaya kondu. Yazılarında çizdiği medeniyet perspektifi yalnızca edebiyat çevrelerini değil aydınlar ve bürokratlar üzerinde de etkili oldu. Bu etkisi ona "Samiha Ana", "Vatan Ana", "Milli Hafıza", "Son Osmanlı" ve "İstanbul Hanımefendisi" gibi unvanlarla anılmasını sağladı. 22 Mart 1993 tarihinde 87 yaşındayken İstanbul’da yaşamını yitiren Samiha Ayverdi, Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi. Bugün kabri, sevenleri ve talebeleri tarafından sıklıkla ziyaret edilmeye devam ediyor. Edebi mirası oldukça zengin olan Ayverdi’nin kaleme aldığı eserler arasında "Batmayan Gün", "Mabette Bir Gece", "Ateş Ağacı", "Yaşayan Ölü", "Yolcu, Nereye Gidiyorsun?", "İstanbul Geceleri", "Edebi ve Manevi Dünyası İçinde Fatih", "Boğaziçi'nde Tarih", "Misyonerlik Karşısında Türkiye", "Türk Rus Münasebetleri ve Muharebeleri", "Türk Tarihinde Osmanlı Asırları", "Abide Şahsiyetler", "Kölelikten Efendiliğe", "Bağ Bozumu", "Dile Gelen Taş", "Ratibe", "İki Aşina" ve "Ezeli Dostlar" bulunmaktadır. Bugün halen kültür, medeniyet ve kimlik tartışmalarında Ayverdi’nin fikir ve eserleri önemli bir başvuru kaynağı olarak görülmeye devam ediyor. Bu durum, onun medeniyet perspektifinin etkisinin nesiller boyu süreceğinin bir göstergesi. Prof. Dr. Abdullah Uçman, bir sempozyumda Ayverdi’nin eserleri hakkında şu tespiti yaptı: Onun kitaplarında adeta İstanbul’u ve bu şehrin tarihini koklarsınız. İstanbul’un eski semtlerini ve o semtlerdeki hayatların en ince detaylarına kadar anlattığını görebilirsiniz. Samiha Ayverdi bugün aramızda olsaydı, muhtemelen daha 1950'li yıllarda hayıflandığı İstanbul’un bugünkü halini görmekten asla hoşnut kalmazdı. Gercekedebiyat.com
















YORUMLAR