Türkiye'de Soyut Resim / Ahmet Oktay
Ahmet Oktay iyi bir yazar ve şair olduğu kadar resim eleştirmeniydi de. Özellikle Milliyet'teki köşesinde yazdığı resim yazıları, Bilim Sanat Galerisi yayınlarınca toplanarak Resim Yazıları adıyla yayımlanmıştı.
Resimle, ilk gençliğimden beri hayli yakından ilgiliyim. 1950-1960 ressamlarla yazarlar arasında ciddi bir yakınlık ve fikir alış verişi vardı. Şu sıralar yaptığım bir çalışma dolayısıyla Türkiye'de soyut resmi araştırmak durumunda kaldım. Doğrusu hayli şaşırdım. Şu nedenle: Elde kapsamlı bir araştırma / inceleme kitabı yoktu. Bilgiler hep bölük pörçüktü. Bunları birbirine eklemlemek gerekiyordu. Türkiye çevredeki (periferideki) bir ülke olarak, sanat alanında da merkez ülkelerdeki (Avrupa ve Amerika) egemen söylem kalıplarını, yazın ve sanat akımlarını nerdeyse moda gibi izlemek durumunda kalmıştı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesinden ve topluma içkinleşmiş bulunan perhizci ve tasarrufçu ideolojinin görece gevşemesinden, dünya ile daha yakından iletişim kurulmasından sonra, yeni sanat eğilimleri genel onay bulmasa bile yazarlar, ressamlar, hatta müzikçiler arasında anında farkediliyor, ilgi alanına giriyordu. Soyut resim de, bu ortam içinde daha 1945'lerden itibaren ressamların dikkatini çekti. Sanat tarihçisi Norbert Lynton'un sözleriyle "edebi ögeleri en aza indirgenmiş" (Modern Sanatın Öyküsü, 9.19, çev: C. Çapan / S. Öziş, Remzi Kitabevi, 1982) bir sanat oluşturma çabaları daha D Grubu'ndan itibaren gündeme gelmiş, Cemal Tollu ve Nurullah Berk gibi ressamlar seyirciyi kübizmle tanıştırmışlardı. Sabri Berkel, 'Aşk' Adnan Turani, 1949'da düzenlenen 11. Devlet Sergisi'nde birincilik ödülünün Ferruh Başağa'nın “Aşk” adlı nonfigüratif yapıtına verilmesini, soyut sanatın resmen de tanınmasının bir göstergesi olarak yorumluyor. ("Türk Resminde Soyut Eğilimler", Çağdaş Türk Resim Sanatı, C.2,5.139 140 Tiglat Galerisi Yayırıları, 1981). Ama geometrik ve dışa vurumcu soyutlamanın asıl anlamda 1950'lerden sonra yaygınlaştığını söylemek gerekir. Adnan Çoker / Lütfü Günay ikilisinin 1954'de Ankara'da Helikon Demeği'nde açtıkları "Nonobjektif ve Abstre Resimler" adlı serginin yarattığı şaşkınlığı daha bugünmüş gibi anımsıyorum. Sabri Berkel'in geometrik soyutları da aynı türden bir etki yaratmıştı. Şunu söylemek gerekir: Soyut, sadece Batı'dan bir ithal olayı değildir. Örneğin Sabri Berkel ve Cemal Bingöl yaşamlarının sonuna kadar ona bağlı kaldılar. Çoker kendi içinde farklılaşmalara rağmen hala soyut çalışıyor. Nuri İyem, figüratif resme dönmüş olsa bile uzun yıllarını, üstelik kavgacı bir kimlikle soyut resim için harcadı. Soyut resim, sanata ilişkin düşüncenin kökten dönüşümünü sağladı Türkiye'de. Klee'nin "bu şimdiki biçimiyle dünya olabilecek biricik dünya değildir" sözünün ufuk açıcı içeriğini soyut resimle anladık. Türkiye'nin sanat ortamı alabildiğine çeşitlenmiş bulunuyor elbette. Tek anlayışın egemenlik dönemi çoktan aşıldı. Soyut dışavurumculuk da işlerliğini sürdürüyor. Soyut resmin Türkiye'deki serüveni bir kitapla okura / seyirciye kapsamlı biçimde tanıtılmalı diye düşünüyorum. Ömer Uluç'un, Behçet Safa'nın, Adnan Çoker'in, Lütfü Günay'ın, Sarkis'in Altan Gürman'ın, Tülay Tura Börtecene'nin, Cevdet Altuğ'un, Yaşar Yeniceli'nin, Oktay Günday'ın vb. 1960 1970 arasında yaptıkları soyut dışavurumcu resimler yeniden gün ışığına çıkarılmalı ve değerleridirilmeli. Tazelenen bellek güçlenen bellektir çünkü. “Milliyet, 1994” Ahmet Oktay
(Resim Yazıları, Bilim Sanat Galerisi Yayınları, İstanbul 2002, s. 2010-11)
Gercekedebiyat.com
















YORUMLAR