Tuncer Uçarol'la Kaybolan 'Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Ödülü'
Sanatta öncelik her alanda yaratanın olmalıdır!
Her çağda, en son da Kurtuluş Savaşında topraklarımızı, kanıyla sulayan Mehmetçiğin torunları bugün, kâr hırsıyla kudurmuş iktidar yandaşlarının elinde, oluk oluk kanı akıtılarak, ezilmekte yok edilmektedir. Madenlerde, “rezidans” inşaatlarında, büyük- küçük işliklerde, yol yapım çalışmalarında ve öteki alanlarda kıyılan hep onlardır. Onların, bu ülke için canını esirgemeyen işçilerin, emekçilerin öyküsü, romanı, şiiri özendirilmeyecek, yazılmayacak da neyinki yazılacak?
Geçen hafta Ankara’da, Mülkiyeliler Birliği salonunda, değerli yazına adamı Tuncer Uçarol’u andık. Ölümünün birinci yıl dönümüydü. Konuşmacı olarak kürsüde, Mülkiyeli meslektaşları, şair dostları ve eşi Aytül Uçarol yer almıştı. Başta yazınsal anlayışı olmak üzere, insani duruşu, bürokrat geçmişi, çalışkanlığı ve titizliği, ayrıntılara inilerek anlatıldı. Konuşmaları dinlerken, toplumun öyle insanlara ne çok gereksinimi olduğunu içimiz kabararak bir kez daha duyumsadık.
Tuncer Uçarol, 2003’ten bu yana, belki çok daha önceden beri, “çağdaş edebiyattan” sürülmüş, dışlanmış işçinin-emeğin öyküsünü, yeniden gündeme getirmek istiyordu. Bu önemli çabaya seramik sanatçısı eşi Aytül Uçarol’u da katmayı başarmıştı. O’na göre yazarlar, şairler ve öteki alanların sanatçıları emeğin öyküsünü, şiirini yazmıyor, sanatını yapmıyorlarsa kendilerini büyük, görkemli bir kaynaktan yoksun bırakıyorlardı. Yoksunluk, onların yaratıcılıklarını kısırlaştırmakla, yozlaştırmakla da kalmıyor, okur kütlelerine de en olumsuz biçimiyle yansımış oluyordu. Son yirmi beş otuz yıldan beri aşk, meşk, bunalım, serüven kitapları aynı konuları işleyen TV. programlarıyla yarışıyor, yaşamın asıl kaynağı alın teri, göz nuru, görmezden geliniyordu.
Bu kaygıydı, Uçarolların en temel itici gücü.
Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri/ Edebiyatı Ödül kalkışması-yarışması böyle ortaya çıktı.
2003’ten 2007’ye, beş yıl süreyle yazarlar bir ya da üç öyküyle katılabiliyorlardı yarışmaya. Ortalama yüz yazarın katıldığı düşünülürse, her yıl üç yüz öykü, beş yılda, bin beş yüz yeni öykü yazılmasına aracı olmuştu yarışma. Bu öyküler arasından yapılan seçkilerle, yedi yeni kitap oluşturuldu.
2007 yılına gelindiğinde, ödüllerin tekil öykülere değil, öykü-roman-şiir ya da işçilik yaşamıyla ilgili araştırma kitaplarına verileceği duyuruldu. Yeni tutumun, daha yararlı ve kapsamlı çalışmalar ortaya çıkaracağı açıktı. Öyle de oldu. Tuncer Uçarol’un deyişiyle, “İşçi Kitaplığı”na beş yılda, on beş özgün kitap da bu yolla kazandırılmış oldu. Nereden bakarsanız bakın, küçümsenecek bir sayı değildir bu. Dahası, önünde saygıyla eğilmemizi gerektirecek, örnek alınacak, anlamlı ve özgün bir kazanımdır.
Geçen yıl 25 Ekim’de, Tuncer Uçarol’u toprağa verdikten sonra, kurucusu olduğu, Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödüllü yarışmaları da O’nunla birlikte yoklara karışı verdi.
O ödülü iki kez kazanmış bir işçi yazar olarak bu durumu kabul edemiyor, isyan ediyorum.
Bu kaynak asla söndürülmemeli, kendi haline bırakılmamalı.
Başta, Baştürk’ün ailesi ve Genel–İş Sendikası olmak üzere, edebiyatçı dostlarını, Mülkiyeli meslektaşlarını, bu yarışmadan ödül almış yazarları göreve çağırıyorum.
İşçinin, emekçinin sorunlarını işleyen öykü, roman, şiir ve öteki sanatların asıl şimdi, kıyımların ayyuka çıktığı günümüzde öne çıkarılması, yazılmasının özendirilmesi gerekir.
Ölümüne değin bu çabayı ödünsüz sürdüren değerli yazın adamı, Tuncer Uçarol’u saygıyla anıyorum.
Celal İlhan
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR