Bitkisel beslenenlerden farklı olarak, veganların bu tercihinin esas nedeni, bireysel sağlıkları değil hayvanların sömürüye maruz kalmadan özgür ve mutluyaşam hakkını düşünmeleridir.

Üstelik veganlık sadece beslenme ile sınırlı olmayıp, eşyalarda kullanılan deri, yün veya kozmetiklerde yapılan hayvan testleri gibi yine hayvanların acı çekmesini içeren her türlü ürüne itiraz etmeyi de içerir.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre her yıl sadece yiyecek için 60 milyar civarı hayvan öldürülüyor.

Bu sayıya balıklar ve diğer su hayvanları dahil değil, ama onların sayısının bir trilyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

Veganların bu tercihi, herhangi bir çıkar içermiyor. Hiçbir zaman kendilerine teşekkür etmeyecek, kendilerine bu iyilikleri için karşılık vermeyecek olan hayvanlar için yapılan bir tercih.

Her ne kadar, hayvanları düşünen, çevreyi düşünen, acıya, kana, zulme itiraz eden ve aslında takdir edilmesi gereken insanlardan bahsetsek de toplum tarafından en sevilmeyen, en fazla alaya alınan grupların başında geliyorlar.

Üstelik maruz kaldıkları ayrımcılık, ötekileştirilme,marjinalleştirilme, sadece tanımadıkları insanlar tarafından değil, arkadaşları hatta kendi aileleri tarafından da yapılıyor.[1]

Şakaların, aşağılama içeren esprilerin altında masumane değil, olumsuz duygular içeren değişik bir psikoloji bulunuyor. Vegan bireylerin tepki çekmesi için aktivist olmasına, propaganda yapmasına gerek yok; sorumluluk alanını sadece kendi eylemleri ile sınırlandırmış olanlar dahi üzerlerine nefret çekebiliyorlar. Bu konuda yeni bir kavram dahi var: veganofobi(veganophobia); vegan korkusu anlamına gelen,veganlara yönelik düşmanca hisleri içeren bir kavram.

2017 yılında, İsviçre’nin Aargau kantonunda, vatandaşlık talebinde bulunan bir veganın “sinir bozucu” bulunduğu için başvurusu reddedilmiş ve bu hikâye medyada geniş yer bulmuştu.[2] Bu olay göçmenler, siyahlar, eşcinseller gibi genel olarak azınlıklara – veya diğer bir ifadeyle “marjinal” olarak görülen gruplara – yönelik önyargıları hatırlatıyor. ABD ve Avrupa ülkelerinde yapılan araştırmalar veganlara yönelik önyargının gerçekten varolduğunu, ciddiye alınması gerektiğini, en az göçmenlere yönelik önyargılar kadar olumsuz duygular içerdiğini, siyahlara yönelik ırkçı yaklaşımlardan daha güçlü olduğunu ileri sürüyor.[3]

2015 yılında ABD’de toplumsal önyargılara maruz kalan eşcinseller, göçmenler, ateistler, siyahlar gibi gruplar değerlendirilerek bir çalışma yapılıyor. Bu grupların hiçbirinin veganlar kadar nefret edilmediği,veganlardan daha çok nefret edilen tek grubun uyuşturucu bağımlıları olduğu ortaya çıkıyor.[4]

İlginç olan konu, olumsuz yaklaşımların her vegana aynı derecede olmaması. Klinik psikoloji deneyleri şunu gösteriyor ki hayvan hakları düşüncesiyle veganlığı tercih edenlere yönelik tepkiler, sağlık veya çevresel nedenlerle vegan olanlara göre daha büyük.[5]

Bu durum, olumsuz yaklaşımların bireylere değil sebeplere yönelik olduğunu gösteriyor. Diğer bir ifadeyle nefret, et yememe tercihine yönelik değil, et yememe nedenlerine yönelik.

Davranış bilimci Ben Voyer, veganizme yönelik gerilimlerin daha iyi anlaşılabilmesi için insanların beslenme tercihlerinin, yaşamsal ihtiyaçların basit bir temini olarak değil, kültürel ve toplumsal normlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürüyor.[6]Toplum içinde yaşayan insanlar bir gruba ait olma ihtiyacı duyarlar. Ait olunan grup, bireylerin kimliğini oluşturur.

Grup kimlikleri oluşturulurken “ben kimim” ya da “ben neyim” şeklinde değil, “ben kim değilim” veya “ben ne değilim” sorusu sorulur. Kalın kalın çizgilerle “biz” ve “diğerleri” ortaya konur. Kimlikler “ne olmadığımız” üzerinden kurulurken, “diğer” gruplar ötekileştirir; yani ötekinin sahip olduğu özellikler mümkün olduğu kadar abartılır.

Grup aidiyetinin en önemli özelliği, grup kimliğini yabancılara / ötekilere karşı korumaktadır.

Dünya Vegan Günü'ne Özel: Veganlık Hakkında Bilgiler ve Kitap ...

Özellikle siyasî olarak sağ kanattakiler, veganların topluma ve kültüre tehdit oluşturduğunu ileri sürüyorlar.[7]

Hodson ve Earle tarafından yapılan araştırmada, muhafazakârların, başlasa bile et yememe tercihlerinden diğer gruplara göre daha fazla ve daha kısa sürede vazgeçtikleri çünkü toplum tarafından damgalanmak ya da normalden sapmış olarak görülmenin bu gruplar için daha ciddi bir kaygı olduğu öne sürülüyor.[8]

Bu araştırmalar her ne kadar ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde yapılmış olsa da, Türkiye’de İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün çevre ve hayvan konularına duyarlı olanların terörist olmaya yatkın olduğunu iddia etmesi not edilmeli.

Veganlar için muhalif diyebiliriz çünkü meselenin temelinde insan-hayvan ilişkisi bulunuyor. Veganların itirazı insanların hayvanlar ve doğa üzerindeki tahakkümüne,türcülüğe, sömürüye. Aslında içinde ideolojiler içeren siyasi bir hareket olarak görülmesi yerinde olur diyebiliriz. Ancak şiddetin her türlüsüne karşı olan bireylerin şiddete, terörizme yatkın görülmesi tamamen yanlış bir bakış açısı.

Judge ve Wilson,çalışmalarındavegan ve vejetaryenlere yönelik olumsuz yaklaşımların temelinde iki ideoloji olduğunu ileri sürüyorlar: toplumsal normların devam ettirilmesi ve grup hâkimiyetinin sarsılmaması.[9]

 Veganların varlığı hem insanların hem hayvanların alışılagelmiş hiyerarşik statülerini değiştirmeye yönelik; dolayısıyla toplumsal istikrarı bozmaya yönelik bir durum olarak algılanıyor.[10] İnsanlar statükonun bozulmasından rahatsız oluyor, hayatlarında değişiklik olması ihtimali ortaya çıktığında öfke duyguları ortaya çıkıyor.Buna “varoluşsal tehdit algısı” deniyor.[11]

 Tehdit algısı, et yemeyenlere yönelik tepkilere neden oluyor. Veganlara yönelik “iyi ama…” şeklinde başlayan cümleler, o kişinin hayvansal yiyecek tüketme konusunda damarına basılmış olduğunun ya da kendini huzursuz hissettiğinin önemli bir göstergesi olabilir.[12]

 C. Adams’a göre, suistimal amacıyla oynanan bir sataşma oyunu başlıyor, aptalca sorular soruluyor ve aslında bu sorular tartışmanın tamamının aptalca olduğu imasını taşıyor”.[13] Bir vejetaryen için – tıpkı bir feminist için olduğu gibi – varoluşsal ve ahlakî açıdan önemli olan değerler, diğerleri için bir akşam yemeği eğlencesi haline geliyor.[14]

Bilindiği gibi et, bir zamanların elde edilmesi zor olan, kıymetli, lüks, zenginlik ve refah simgesi, statü sembolü, hiyerarşide belirleyici etkisi bulunan bir gıda maddesi idi.Et yiyenler, iktidar sahibi sınıflardı. İşçi sınıfının kalorisi karbonhidratlardan, aristokrasininki etten gelirdi.[15]

Teknolojideki gelişmeler sonucu üretimin artması ve kolaylaşması bugün eti daha ulaşılabilir hale getirdi  ancak yine de ve hâlâ et refah simgesi.[16] Adams’a göre, beslenme alışkanlıkları sadece sınıfsal ayırımı değil, ataerkil ayırımı da ortaya koyar. Kadınlar gibi ikinci sınıf yurttaşların sebze, meyve, tahıl gibi ikinci sınıf yiyecekleri yemesi daha olası. C. Adams burada bir de anlam sapmasının ortaya çıktığını belirtiyor: etin erkeksi bir yiyecek olduğu ve et yemenin bir erkek faaliyeti olduğu miti.[17] Et yiyen toplumlar yiyecek seçimleri ile erkek kimliği kazanırlar.[18]

Araştırmalar, vegan erkeklerin vegan kadınlardan çok daha fazla küçümsendiğini gösteriyor. Klinik psikologlara göre bunun nedeni, geleneksel değerlerin altüst edileceğinden, cinsiyet normlarının tehlikeye gireceğinden endişe edilmesi.[19]

 Veganlara yönelik olumsuz yaklaşımlar, diğer azınlık gruplarına yönelik olumsuz yaklaşımlar ile kıyaslandığında en fazla homofobi ile benzerlik gösteriyor. Sataşmalar, öfke ile karışık dalga geçmeler aynı zamanda cinsiyetçilik de içeriyor. Et yemeyenlere yönelik düşmanca hislerin çoğunlukla erkek kaynaklı olması da dikkat çekici. Bilindiği gibi et tüketimi muhafazakâr bir alfa-maskülenlik ile ilişkilendirilir.[20]

Alışılagelinen toplumsal normlara karşı bir duruş sergilendiğinde, bu şekilde düşünmeyen insanların tepkisi sert oluyor. İnsanlar kimliklerine yönelik bir saldırı algısı içine girdiğinde tepkiler sadece sert değil aynı zamanda nefret içerikli hale geliyor. Vegan olanlar bireysel tercihlerini ortaya koydukları an, normlar içinde, sorgulamadan, fazla düşünmeden, rahat rahat yaşayan insanların önüne “ne kullanmalıyız”, “ne yemeliyiz”, “hayvanlara nasıl muamele etmeliyiz”, “çocuklarımızı nasıl eğitmeliyiz” gibi, insanların değiştirmesi ve yeniden planlaması gereken pek çok konu çıkıyor. Bir azınlık grubunun, normları değiştirebilecek olması rahatsız edici bulunuyor.Niyetleri her zaman bu yönde olmasa da, bir ortamda kişinin vegan olduğunu belirtmesi, diğerlerinin kendilerinin sorgulandığını düşünmelerine neden oluyor.[21]

Bilimsel değerlendirmelere göre, birisi vegan olduğunu beyan ettiğinde, başka hiçbir şey söylemese dahi, diğer insanlar kendilerinin hayvanlara zulüm eden insanlar olduğunu fark ediyorlar. Buna “sübliminal saldırı” deniyor.[22] Öfkelerinin kaynağı olarak da, işte bu farkındalık gösteriliyor. Nörolog Dr. Burnett de benzer şekilde; veganizm hayvan zulmüne karşı bir tercih olduğu için vegan olmayanların kendilerini zalim hissetmelerine neden olduğunu birisi vegan olduğunu belirttiği anda bir yargılama algısının ortaya çıktığını ileri sürüyor.[23]

Psikologlara göre insanların, katılmadığı görüşlere savunma şeklinde tepki vermeleri, farklı görüşleri kendi kimliklerine yönelik meydan okuma şeklinde algılamalarından kaynaklanıyor. İnsanlar, alışkın olduğu değerlere ve hayat biçimine yönelik sorgulamaları da tehdit olarak değerlendiriyor. İlginçtir ki, insanlar aynı tepkiyi, kendilerine veriler sunulduğunda da gösteriyor. Önüne sunulan bilimsel bulgular, görüntüler, gerçekler insanların düşüncelerini değiştirmesi için yeterli olmuyor. Daha da tuhaf olan, insanlar verilerle ikna olsalar dahi eylemlerini, davranışlarını değiştirmiyorlar.[24]

İnsanların değişiklik sevmemeleri, rahat alanlarını (comfortzone) terk etmek istememeleri, gerçekleri rahatsız edici hâle getiriyor. Alışmışlığın verdiği tatlı rahatlık ve güven hissi nedeniyle insanlar inanç konusunda muhafazakârlar ve ne olursa olsun inançlarına sadık kalmak istiyorlar.Bilindiği üzere, insan beyni, mevcut inançları tehdit eden, günlük yaşamı zorlaştıran, statüsünü sarsan bilgilerden hoşlanmıyor.

Bazen kendilerinin yararına bileolsa, insanların hatalarını kabul etmesi kolay değil. Gerçekler acıttığında insanlar kendilerini korumak istiyorlar; dinlemeyerek, bilgileri duymak istemeyerek direnç gösteriyorlar. Çoğu zaman da, bunu farkında olmaksızın yapıyorlar.[25]

Hayvan hakları ve hayvanlara zulüm konusunda epeyce kitap, film, belgesel bulunuyor. İnternetin varlığı PETA gibi örgütlerin kendilerini duyurabilmeleri için olanak sağlıyor. Hayvan hakları konusu günlük siyasetin bir parçası haline gelmiş durumda. Yazılıyor, tartışılıyor, fakat en etkilisi internetin hayvanlara yapılan zulmü içeren görsellerle dolu olması.

İnsanın, yediği hamburgerin önüne nasıl geldiğini öğrendikten sonra hâlâ hamburger yiyebilmesi ilginç bir psikoloji. İnsanların gerçekleri görmek istememesi, görmemezlikten, bilmemezlikten gelmesi yine psikolojik bir tepki – buna “inkârcılık” (denialism) deniyor. İnkâr etmek, suçluluk duygusu veya “kötü insan” olma korkusu gibi nahoş duygular karşısında insanların kendini korumasına yarıyor, bir tür duygu yönetimi olarak işlev görüyor.[26]

Dünya Vegan Günü'ne Özel: 5 Maddede Vegan Beslenme

Veganizmde birçok çirkin gerçek ortaya konuyor. Bu çirkin gerçeklerden biri,hayvansever olduğunu iddia eden insanların bazı hayvanları sevip bazı hayvanları yemesi; diğer bir ifadeyle “köpek yemek korkunç ama dana yemek normal” gibi bir ikilemin içinde olması. 1957 yılında LeonFestinger tarafından ortaya konan “bilişsel uyumsuzluk” (cognitivedissonance) bu ikilemi açıklayan bilimsel bir teori.Bilişsel uyumsuzluk, insanın psikolojik olarak tutarsız olan iki inancı, fikri ya da tutumu benimsediğinde ortaya çıkan rahatsız edici zihinsel gerilime denir.[27]

 Buna bu içerikte “et ikilemi” diyebiliriz. Araştırmalar, veganlara olumsuz yaklaşanların çoğunlukla, vahşi hayvanlar ile yenebilen hayvanların korunmayı ve manevi kaygıyı daha az hak ettiklerine inandığını gösteriyor.[28] Fakat bu fikirler, biraz düşündüklerinde sarsılıyor.Hayvanların “vahşi”, “evcil”, “çiftlik hayvanı”, “yemek” gibi kategorilendirilmesi düşünüldüğünde, büyük bir ikilem.

Kedilere, köpeklere eziyet etmek hem toplum tarafından kınanıyor, hem dekanunlarla  cezalandırılıyor. Fakat milyonlarca hayvan, insanlarınçeşitli şekillerde kullanmaları için her gün öldürülüyor, eziyet görüyor. Kafa karıştırıcı, rahatsız edici bir çelişki. Bazı hayvanlar akıllı, bazıları tatlı, bazıları iğrenç, bazıları aptal ya da bilinçsiz olarak gruplandırılıyor.

 Hâlbuki bilimsel olarak akıllı ve bilinçli olduğu kanıtlanan domuz, köpek, kedi gibi pek çok hayvan yemek olarak ya da deney hayvanı olarak farklı kültürlerde farklı şekillerde eziyet görüyor.

Köpek katliamı ile dana katliamı arasında, iki türün de çektiği acı açısından yani aslında etik açıdan, fark bulunmuyor.

Veganlar birçok ikilemi ortaya koyuyor. Konu elbette ki sadece beslenme ile ilgili değil, hayvanlar üzerinde deney yapan firmaların ürünleri, hayvansal madde içeren kozmetik gibi ürünler, yün, deri ya da ipek aksesuar ve giysilerin kullanılması sorunu var. Bugün yün, kürk, deri gibi maddelerin hiçbiri ihtiyaç değil, hepsinin alternatifi bulunuyor. Sağlık için hayvansal gıdanın gereklilik olmadığı, hatta aksine zararlı olduğuna dair pek çok bilimsel çalışma mevcut. Hayvan deneylerinin tamamına yakınının gereksiz olduğu, çünkü bir işe yaramadığı artık biliniyor. Sonuçta, bugün vegan olmamanın hiçbir ahlakî bahanesi bulunmuyor; tamamen keyfî bir tercih.

Aslında et yiyenlere bir şey söylenmese dahi, ortamda bir veganın varlığı insanların et ikilemine düşerek kendi kendilerini yargılamalarına neden oluyor. İçlerinde bir yerlerde yaptıklarının yanlış olduğunu fark etmenin sıkıntısını yaşıyorlar. Yanımızda bir vegan olduğunda, hayvanları öldürdüğümüzü ve aslında onlara eziyet etmeden de yaşayabileceğimizi fark ediyoruz.[29] Ve yine geliyoruz gerçeklerin, değişme gerekliliğinin rahatsızlığına; öfke, savunma ve saldırı sürecine…

Sorgulamamanın veya bilmemezlikten gelmenin, manevi olarak vegan düşüncenin altında kalmanın verdiği utanç ve aşağılanmışlık hissi, kişinin kendi kendine bir şeyleri fark edip öfkelenmesine neden oluyor. Bir insan hayvanları dikkate aldığını, onları önemsediğini söylerken, diğeri bir zalim olduğunu fark ediyor, kendisini savunma ihtiyacı duyuyor, bu ihtiyacı saldırı ile gideriyor. Aslında bu öfkenin büyük bir kısmı vegan düşünceye ya da vegan insana değil, ikilemin verdiği rahatsızlık nedeniyle kişinin kendisine. Sorun biraz da içsel çatışma; konfor alanını terk edememe nedeniyle iyi insan olmak isteyip de olamama sorunu.    

Et yiyen insanlar bir arada iken yedikleri etin nasıl kesildiği, ne kadar acı çektiği, nasıl bir hayat sürdüğü üzerinde konuşmuyorlar. Zaman zaman insanların aklına gelse de düşünmemeye çalışıyorlar. Sofrada böyle bir konunun konuşulması için çoğu zaman et yemeyen birinin bulunması gerekiyor – ki bu da huzur kaçıran bir durum olarak algılanıyor. İnsanların bilip de bilmek istemediklerini, düşünmek istemediklerini sadece varlığı ile bile hatırlattığı için et yemeyen insan ortamda personanongratahaline geliyor.[30]

Medyanın, toplum görüşlerini yönlendirmekte, hatta kimi zaman belirlemekteki rolü malûm. Medyanın veganizme ya da genel olarak et yemeye nasıl yaklaştığı da dikkate alınmalı. Beslenme, sağlık ve egzersiz gibi konular çerçevesinde bakıldığında çoğu zaman et yemenin savunulduğu görülüyor. Etin ahlakî yönü üzerinde yazan, çizen çok küçük bir azınlık. Bu azınlıkda ağır bir şekilde düşmanca hislere maruz kalıyor. Medyada, kullandığımız hayvansal ürünlerin içindeki acıdan,eziyetten bahsedilmiyor.

Medya ve pazarlama teknikleri, aslında acı gerçekleri değil aksine tatlı yalanları ortaya koyuyor; yumurtasını bize verdiği için mutlu olan, gezen tozan tavuklar, sütünü vermekten kıvanç duyan inekler gerçek dünyada yok. Kesimhaneler veya diğer hayvansal üretim merkezleri; bakkal, berber, kırtasiye gibi gözle görülen yerlerde, önünden geçilen sokak aralarında bulunmuyor. Bunun da bir nedeni var elbette. Edebiyatta “öfemizm”(euphemism) veya “örtmece” dediğimiz bir kavram var. Medya ve pazarlamacılar, tüm bu vahşeti, eziyeti, kanı, acıyı kapatmak için etini yedirip, çocuğunu kurban verip mutlu olan hayvanları örtmece tekniği ile, zaten düşünme alışkanlığı pek bulunmayan insanların önüne sunuyor. Sonuçta, “mutlu et” diye bir kavram bulunmuyor. 

Bazı insanlar, veganlar fikirlerini kendilerine sakladığı müddetçe onlara tahammül edebileceklerini söylüyor. Veganların kendi aralarında da propaganda yapılıp yapılmaması konusunda bir tartışma mevcut. Hayvanlar da çocuklar, yaşlılar ya da zihinsel engelliler gibi kendilerini savunamıyor. Birilerinin onların adına konuşması gerekiyor. Bir çocuk, bir dilsiz, bir yaşlı eziyet görürken, sömürülürken bunu görüp de sessiz kalmak vicdanımızı nasıl rahatsız etmez? İşte veganlar da kendileri için konuşamayanlar adına konuşuyorlar.

Şunu da hatırlatalım: bir zamanlar siyahlara insan muamelesi yapan beyazlardan nefret ediliyordu; bugün de siyahlara insan muamelesi yapmayanlardan nefret ediliyor.

Toplumsal değerlerin çoğu zaman ilerleme şeklinde, olumlu yönde değiştiğinden yola çıkarsak hayvanların durumunun da bir gün iyileşeceğini düşünebiliriz. Artık sokaklarda ayı oynatılmıyor, toplum kürk giyene tepki gösteriyor, eğitimli kesim içinde hayvanat bahçesine, hayvanlı sirke giden kalmadı, hayvanlara eziyet etmek kamuoyunu ayağa kaldırıyor, kanunlarla cezalandırılıyor.Bir gün hayvanlar, insanlardan çektiği eziyetten kurtulacak, bir gün bütün dünya vegan olacak ve bir gün insanlar kendilerinden çok utanacak.


[1] Gordon HodsonPh.D., “Prejudiceandviolenceagainstvegetariansandvegans”, PsychologyToday, 27.10.2019.

[2]George Reynolds, “Why do peoplehatevegans?”, TheGuardian, 25.10.2019.

[3] Gordon HodsonPh.D., “Prejudiceandviolenceagainstvegetariansandvegans”, PsychologyToday, 27.10.2019.

[4]Tim Newman,“Veganism: Whyfoodchoice can sparkrage”, Medical News Today, 28.05.2019,

https://www.medicalnewstoday.com/articles/325220#13

[5] Gordon HodsonPh.D., “Prejudiceandviolenceagainstvegetariansandvegans”, PsychologyToday, 27.10.2019.

[6]Katie Grant, “Why do peoplehatevegans? A behaviouralscientistand a foodauthorexplain”, 7.1.2019,https://inews.co.uk/inews-lifestyle/food-and-drink/why-people-hate-vegans-greggs-sausage-roll-179871

[7] Gordon HodsonPh.D., “Prejudiceandviolenceagainstvegetariansandvegans”, PsychologyToday, 27.10.2019;  Tim Newman, “Veganism: Whyfoodchoice can sparkrage”,  Medical News Today, 28.05.2019,

https://www.medicalnewstoday.com/articles/325220#13

[8]Gordon HodsonPh.D., “Prejudiceandviolenceagainstvegetariansandvegans”, PsychologyToday, 27.10.2019.

[9]MadelineJudge, Marc S. Wilson, “A Dual-processmotivational model of attitudestowardsvegetariansandvegans”, EuropeanJournal of SocialPsychology 49 (2), Mart 2018. https://doi.org/10.1002/ejsp.2386

[10]Tim Newman, “Veganism: Whyfoodchoice can sparkrage”,  Medical News Today, 28.05.2019,

https://www.medicalnewstoday.com/articles/325220#13

[11]Tim Newman, “Veganism: Whyfoodchoice can sparkrage”,  Medical News Today, 28.05.2019,

https://www.medicalnewstoday.com/articles/325220#13

[12]Gary L. Francione ve AnnaCharlton, İnsan Neden Vegan Olur? Hayvan Kullanımı Tartışmasına Bir Giriş, Çev. Cansen Mavituna, İkinci Baskı, Metropolis, İstanbul, 2018, s. 93.

[13]Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikası: Feminist Vejetaryen Eleştirel Kuram, Çev. G. Tezcan veM.E.Boyacıoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 178.

[14]Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikası: Feminist Vejetaryen Eleştirel Kuram, Çev. G. Tezcan ve M.E.Boyacıoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 179.

[15]Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikası: Feminist Vejetaryen Eleştirel Kuram, Çev. G. Tezcan ve M.E.Boyacıoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 76.

[16]George Reynolds, “Why do peoplehatevegans?”, TheGuardian, 25.10.2019.

[17]Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikası: Feminist Vejetaryen Eleştirel Kuram, Çev. G. Tezcan ve M.E.Boyacıoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 76.

[18]Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikası: Feminist Vejetaryen Eleştirel Kuram, Çev. G. Tezcan ve M.E.Boyacıoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 77.

[19]Gordon HodsonPh.D., “Prejudiceandviolenceagainstvegetariansandvegans”, PsychologyToday, 27.10.2019.

[20]George Reynolds, “Why do peoplehatevegans?”, TheGuardian, 25.10.2019.

[21]Katie Grant, “Why do peoplehatevegans? A behaviouralscientistand a foodauthorexplain”, 7.1.2019,https://inews.co.uk/inews-lifestyle/food-and-drink/why-people-hate-vegans-greggs-sausage-roll-179871

[22]Tim Newman, “Veganism: Whyfoodchoice can sparkrage”,  Medical News Today, 28.05.2019,

https://www.medicalnewstoday.com/articles/325220#13

[23]Kathryn Williams, “Why do peoplehatevegans? We ask a neuroscientists, psychologistandvegantotryandunderstand”, 9.1.2019,  https://www.walesonline.co.uk/whats-on/food-drink-news/people-hate-vegans-ask-neuroscientist-15647908

[24]Steve Rathje,“Whypeopleignorefacts”,PsychologyToday, 25.10.2018.

[25]Mark MurphyCognitiveDissonancehelpsexplainwhywehatetohearthetruth”, Forbes, 4.3.2018.

[26]Norgaard K.M.,“People wanttoprotectthemselves a little bit: Emotions, denial, andsocialmovementnonparticipation”, SociologicalInquiry, 2006,Wiley Online Library 76:372–396. [Google Scholar] aktaran DeidreWicks, “Silence anddenial in everyday life – Thecase of animalsuffering”, National Center forBiotechnology Information, 21.02.20111,https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4552202/

[27]Mark MurphyCognitiveDissonancehelpsexplainwhywehatetohearthetruth”, Forbes, 4.3.2018.

[28]Gordon HodsonPh.D., “Prejudiceandviolenceagainstvegetariansandvegans”, PsychologyToday, 27.10.2019.

[29]Tim Newman, “Veganism: Whyfoodchoice can sparkrage”,  Medical News Today, 28.05.2019,

https://www.medicalnewstoday.com/articles/325220#13

[30]DeidreWicks, “Silence anddenial in everyday life – Thecase of animalsuffering”, National Center forBiotechnology Information, 21.02.2011,https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4552202/

Doç. Dr. Deniz Altınbaş

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)