Her gün basında, televizyonlarda savaş ve ölüm izliyoruz. Eskiden bunları uzak geçmişte kalmış belgeseller olarak izlerdik ve fazla etkilenmezdik. Olup bitmiş şeylerdi ne de olsa. Kafamızda başka maceraların hikayelerini yaşardık.

 

Ama şimdi durum farklı. Artık savaşlar uzaklarda olsa dahi, televizyondan günü gününe naklen veriliyor. Halep'in yıkıntıları arasında ekmek ve su bulmaya çıkan insanlar, Gazze'de günlük bombalar, hastanelerde yaralı çocuklar ve daha neler.  Bunun edebiyatı da ortaya çıkacak elbet. Bir süre önce kardeşlerim ziyarete gelince, yeğenim Selin Akad bir dosya kağıdı istedi ve hemen akabinde masaya oturarak kırmızı tükenmezle bir hikaye yazmaya başladı.

 

İçimden "herhalde yazma isteği böyle bir şey" dedim. Henüz on iki yaşında. Hiç durmadan yazdı, sonra gitme vakitleri geldi. "Hikayeni bana bırakır mısın?" diye sordum. "Ama sonunu yazamadım daha" dedi. "Olsun, sonu mühim değil, sonra yazıp gönderirsin" dedim.

 

Hikayenin başını okuyunca sizinle paylaşmaya karar verdim... Sonunu belki gönderir. Belki bu arada başka şeyler de yazmıştır. Her neyse, hikaye aşağıda... Bundan sonrası tamamen Selin'in kaleminden... (Mehmet Tanju Akad)

" ......

Bazıları her şeyin savaş yüzünden olduğunu söylüyor. Onlara hiç inanmadım. Onlar bana hiç inanmadılar. Fakat haklı olduğumu biliyorum. Hayatta kaldım ve her şeyi gördüm.

.....

Hikaye 1876 yılında Tobisis kentinde başladı.  Herkes her gün yaptığı gibi uyandı yakındaki küçük kasabaya gitti. Bazıları sadece ekmeği kapıp kahvaltıya koşuyor ve bazıları da kaldırımda yürüyüş yapıp kafalarındaki düşünceleri yerli yerine oturtmaya çalışıyordu. Bunların hiç biri de çok kötü şeyler değildi.

....

İki yıl sonra bu düşünceler katı ve zor kararlara dönüşmüştü. İnsanlar kızgındı ve gerginlik artmıştı. Yurttaşlar bir zamanlar sessiz ve sakin olan sokaklarda ellerinde yazılı pankartlarla koşturuyor ve bağırıyordu. Gruplar büyüyüp yazılar artınca ve sesler daha da yükselince hükümet öfkeye kapılıyordu.

.....

Ertesi yıl, yani bundan beş yıl önce, bu gösteriler 1879 savaşını başlattı. Beş yıl öncesine göre her şey değişti. Herkes her adımda tuzağa düştü ve binlercesi öldürüldü. Karşıdakiler güçlendikçe askerler boş yere öldüler. Yollar yıkıntılarla, tozla ve dumanla kaplandı. Her saniye ateşlenen silahlar toprağı lekeledi ve insanlar acı çektiler ve yakınlarını yitirdiler.

......

İşte bu benim nasıl hayatta kaldığımın ve ayakta kalan son kişi olduğumun hikayesidir.

...

O zamanlar ailemizin hepsi orada, birlikteydik. Çok güzel ekmek, meyve, ezme, yumurta ve etten oluşan lezzetli yemeğimizi yiyorduk. Annem her zamanki gibi masanın kenarına mor çiçekler koymuştu ve hava ne kadar kötü olursa olsun bunlar yeni toplanmış olurdu. O çiçekleri her zaman öyle güzel yerleştirmeyi nasıl başardığını bilmiyorum ve buna hep hayran oluyordum. Gösterilerden uzak kalmaya çalışıyordum ama her şey sadece beş dakika uzakta ve orada, gözümüzün önünde oluyordu.

.....

Gösteriler üç ay sürdükten sonra annem "tartışmamız gerekir" dedi, "çünkü bundan hiç bir iyilik çıkmayacak." Açık konuşmak gerekiyorsa, bunu konuşmak istemiyordum.

"Bildiğiniz gibi hükümet bu şiddeti onaylamıyor."

"Anne! konuşma" diye bağırdı ablam, "Hiç bir şey olmayacak."

"Peki, peki, sizi korkutmayacağım" dedi annem.

"Bugün kendinize dikkat edin, bir isyan çıkacağı söyleniyor."

"Anne, bir şey olmayacak" diye tekrar bağıdı ablam.

Tartışmalarını duymamak için evden erken çıktım.

 

Tekrar tartıştılar. Sırf onları duymamak için ülkeyi terk ederdim, öyle bir şansım olsaydı. Tabii ki hiç bir zaman olmazdı. Bu beni üzüyor çünkü en yakın arkadaşımın başına gelen kazayı hatırlatıyor. Karşıdan gelen kamyonla karşı karşıya kalınca kaçmak için çok geç kalmıştı ve kamyon şoförüyle birlikte yaralandılar. Üzüntüm oydu ki... şayet gitmezsem hepimizin başına kötü şeyler gelecekti ve ben gidersem de sadece onların başına kötü şeyler gelecekti. Hangisinin daha kötü olduğunu bilmiyorum ve bu nedenle karar vermek çok zor.

...

İş başında olduğumu fark edince düşüncelerim kesildi. Eski bir pamuk şirketinde çalışıyordum çünkü..."

 

Dosya kağıdının önü ve arkası bu kadar yazı almıştı. Barışın ve savaşın bu kadar az cümle kullanılarak, birkaç simgeyle çok çarpıcı bir şekilde anlatıldığı hikayenin sonunu çok merak etmiyor değilim hani. Savaşı -ki bunun bir iç savaş olduğu ya da öyle başladığı anlaşılıyor- anlatış tarzı da ilgimi çeken hususların başında geliyor. Küçük gösteri ve çatışmaların, ülkeleri parçalayan tırmanışını zihinlerimizde canlandırıyor. Ve sürgüne gidenlerin yaşadığı trajik ikilemleri de. Sömestr tatilinde yazarsa sonunu okumayı merakla bekliyorum. Tobisis'ten kalanlar neredeler mesela... 

 

Selin Akad

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)