Şair Metin Demirtaş’ın karikatürist Bilgin’e sunduğu 'karanfil'
Karikatür sanatımızın yaşayan önemli çizerlerinden Mustafa Bilgin, bu haftaki karikatür dostluğunu şairlerle buluşturuyor; Metin Demirtaş'ı konu ediyor.
Tek sözcük; “Harika” mesajı cep telefonuma düşünce anlardım ki usta şairimiz Metin Demirtaş o gün Cumhuriyet’te ya da Aydınlık’ta çıkan karikatürümü çok sevmiş… Öncesinde şiirlerinden tanıdığım Metin ağabeyden; “Ben Metin Demirtaş… Beni belki, benden de ünlü ‘Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara’ adlı şiirimden tanırsınız…” diye başlayan bir e-mektup almıştım. Ağabey kardeş ilişkimiz böylece başlamıştı… 2010 yılında Yunus Nadi Şiir Ödülü Metin Demirtaş’a verildiğinde, İstanbul'daki ödül törenine koşarak gitmiş ve tören sonunda Metin ağabeye ilk kez -ve maalesef son kez- sarılmıştım. Bu törenden bir hafta sonra, yaşadığı Antalya'dan adıma imzalayıp yolladığı, “Türkülerde Gezer Adları” adlı enfes şiir kitabının içinden ayrıca bir mektup çıktı: “Sevgili Mustafa Bilgin, Geldin, törenime, ödülüme onur verdin. Sağ ol. İlk tokalaşmada, “Mustafa Bilgin” dedin, birden zihnimi toparlayamadım. Cumhuriyet’teki köşenin adı Hayat Epik Tiyatrosu, Mustafa Bilgin adının önüne geçmiştir. Yani Hayat Epik Tiyatrosu bir çınar, Mustafa adı gölgede… Benim, “Bizim de dağlarımız vardır…” dizesi kurtarıcımdır. İnimde, inimin önünde, kedilerim, kumrularımla bir domuz sıkısı rakı içmeye buyur. (Domuz sıkısı; bizim köyde dublenin taşkını) Sevgi, selamlar Metin Demirtaş” Bana gönderdiği o ilk e-mektubundaki, ünlü dizesinin, ‘Metin Demirtaş’ isminin önüne geçmesine “dertlendiği” satırlarını anımsadım tebessümle… Nasreddin Hoca fıkralarını yeniden yorumladığı, biri şiir diğeri öykümsü, 2 kitabı da olan, mizah ve karikatür dostu usta şairimizin “İnimin önü” dediği yer; oturduğu apartmanın bahçe katında, aynı zamanda her türden “canı” konuk ettiği, “ofis” olarak kullandığı daire… Metin Demirtaş’ın 2014 yılındaki beklenmedik vefatı olmasaydı, belki de, 2010 Yunus Nadi Şiir Ödülü törenindeki o şahane konuşmasını, “İninin önünde” domuz sıkısı kadehlerimizi tokuştururken yineleyecektik: “Ulusal bütünlüğümüzün, özgür ulus olarak Cumhuriyetimizin yaratıcılarına, 1 Mayıslara, 1 Mayıslara yürüyen işçi sınıfımıza, Sürgünde, işkencede, mahpusta can veren, direngen kızlarımıza, delikanlılarımıza, Yazının, sanatın, estetiğin kulvarında ve kavgasında aramızdan ayrılanlara, yaşamdan koparılanlara, Bilgimize bilgi, bilincimize bilinç, yüreğimize sevgi katan, aydınlanmanın engin bilgesine, İlhan Selçuk’a, Benim gibi yüz binlerce köy çocuğunu dilimizin dönmediği bir dilin rahlesinden kurtarıp, Karacaoğlan Türkçesiyle eğitim, okuma-yazma öğreten, özgür bireyler olarak yetiştiren Köy Enstitülü öğretmenlerime, Yurt hasretiyle yanıp tutuşarak bu dünyadan ayrılan, yurtseverliğin okulu, dilimizin büyük ustası; barışın, kardeşliğin, insanlığın büyük dostu Nâzım Hikmet’in yüce anısına adadım, adıyorum.” Cumhuriyet’te, o günlerin politik iklimini yansıtan bir karikatürüme, Metin ağabeyin ‘Voltada Bir Türkü’ şiirinin son bölümünü de alıntılamış, ona bir ‘selam’ yollamıştım. Meğer o selamım, ilkin Metin ağabeyin “karanfile eğilimli” bana uzattığı bir karanfil olmuş, sonra o karanfili ben Ankara Hukuk Fakültesinde okuyan bir üniversite öğrencisine vermişim, derken oradan elden ele ne güzel bir yolculuğa çıkmış 'karanfil'… Metin Demirtaş’ın o dönem haftada bir yazdığı Sol gazetesindeki köşesinden öğrenmiştim bunu. Bir imza gününden izlenimler: ‘BEN DE CELAL ÇELİK GİBİ ONURLU YARGIÇ OLACAĞIM…’ Antalya’da, Aspendos Salonu’nun giriş salonunda Ataol ile aynı masada yan yana, Mustafa Balbay adına Balbay’ın kitaplarını imzalıyoruz. Orhan Bursalı başta olmak üzere Cumhuriyet’in diğer yazarları ile birlikte başka yazarlar da var. (...) Bir genç geldi. Ankara Hukuk son sınıf öğrencisi… “Hukukun din tacirlerinin ayakları altında çiğnendiği, katledildiği bir ülkede hukuk tahsil etmek sana acı veriyor olsa gerek” dedim. Delikanlı bana, altına gazete haberlerinden özetlenip eklenmiş, fotokopi ile çoğaltılmış Mustafa Bilgin’in “Hayat Epik Tiyatrosu” bandında yayınlanmış karikatürünü uzatıp, “Ben bu karikatürde adı geçen Celal Çelik gibi onurlu bir yargıç olacağım.” dedi. Heyecanlanmıştım. Yazacağım sözü zihnimde kurgulayarak, imza için önüme konan Balbay’ın kitabına, “Geleceğin onurlu, namuslu bir yargıç adayına, duygulanarak, onurlar duyarak” diye yazdım ve kitabı Balbay adına imzaladım. (…) Bu izlenim notuyla bana; “karikatür boşuna çizilmiş olmayacak” dedirten şair Metin Demirtaş, değerli ağabeyim… Telefonuma arada bir “Harika” mesajı gönderip beni yüreklendirdiğin için çok teşekkür ederim... O karanlık günlerde çizdiğim bu karikatürüm güzel anılarına armağanım olsun: Mustafa Bilgin
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR