Bir yanda "Bozuk düzenin doğru işlemeyen çarkaları"nın sonucu, 6 Şubat 2023 Pazartesi, sabaha karşı 04:17'de, merkez üssü Kahramanmaraş Pazarcık'ta 7,8; ardIndan 9 saat sonra Elbistan'da meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki iki deprem 100 binden fazla insanımızın canını alırken, öte yanda, "kedimizdeki insanı" oluşturmada resim sanatımızdan ve sanatçılarımızdan bir kutupyıldızı daha  sevgili eşiyle birlikte ışık diyarına uçup gittiler.

Her iki ölüm de çok acı.

Birincisindeki acımız hiçbir zaman bitmeyen bir öfkenin körüğü olacak yüreğimizde. İkincisi yüreklerimizde hüzün bulutları olarak dolaşıp duracaklar, devri daim edecekler zamana inat.

Biraz hemşerisiyim, yakın ilçe komşusu yaşadığım Yatağan'dan, Milaslı Turan Erol hocamızın. Hiç karşılaşmadık. Tanışmayı çok isterdim, olmadı. Bizim/benim, planlayıp da yaşamak istediğim(iz) bir hayatım(ız) olmadı. Herkes için bu böyle mi, bilmiyorum. Hayatın hazırlayıp ve ona hazır olmadığımız, bize sunduğuı mecbur bir yaşamı yaşıyoruz. Doğanın diyalektiği, yasası böyle işliyor demek. Bazen hazır olmadığın şeyleri yaşatır, bazen de hazır olduğun şeyleri çıkarır karşına, doğanın döngüsünün şaşmaz ölçülerinde sunar ize hayatı.

Yarım yüz yılı bir onluk geçen yaşamımda, bir kez plan yaptım. Evlilik için. O da fos çıktı. Ben de zaman ırmağına bıraktım kendimi. Nereye götürüp bıraktıysa orada karşılaştırdıkları ile kendimde insanı oluşturmaya çalıştım. Kendim için bir tapınak saydığım Tatbiki Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girdim. Resim bölümünü okudum. Mezun oldum. Çok değerli öğretmenlerim oldu. Atila Ergür, Mehmet Zaman Saçlıoğlu bu sürecimin kilit taşlarıydılar.

Sonra diğer hocalarımız. Hepsinden bir şeyler aldım. Resim kuramı üstünde kafa yormamamı, resim yapmaktan çok, felsefenin ışığında resim okumanın benim için çok daha çekici geldiğini Sanat Felsefesi hocam Prof. Dr. İsmail Tunalı’yı tanıdıktan sonra keşfettim. O’na çok şey borçluyum. Hem felsefeyi derinlemesine sevmemi hem de resmin kuramsal yanına dalmamı sağladı. Bir yandan resim yapıp öte yandan bunun kuramı üstüne, kendimde, her ikisini bir arada götürecek ve çalışabilecek bir disiplini yakalayamadığımı farkettim. Resim yapmak yerine daha çok mutlu olacağım araştırma, inceleme, okuma düşünme ve yazmayı seçtim. Bu alanda karar vermemde şiirin etkisi çok büyük oldu…

TURAN EROL

Turan Erol adını ben, 1980, 12 Eylül faşist darbesi yıllarında duydum. Yatağan'da lise son sınıf öğrencisiydim. Babam boş kalıp canı sıkılmasın, hem oyalasın hem kendine bir gelir getirsin diye abimler bir manav dükkanı açmışlardı. Ben de okul sonraları ve hafta sonları gidip yardım ederdim babama.

68 Hareketi'nin içinde yer almış, DİSK'e bağlı DEV-MADEN-SEN Yatağan Şubesi Başkanlığı yapmış ve yakından tanıma şansını yakaladığım, Mustafa İlker Gürkan Ağabey, darbenin ardından abimlerle birlikte tutuklandı yargılandı ve beraat edip çıktı. Mustafa Abi işsiz kalmıştı ve babam kendisine "Doğu Manavı"nın kapıya yakın bir yerinde, kaset doldurup satacak bir yer verdi. Daha sonra Yatağan garajının karşısında bir dükkân kiralayıp plakçılığa dönüştürdü işi. Ben de yazları onunla çalışmaya başladım.

İşte ilk kez o palkçı dükkanında Ruhi Su'nun plağından dinlediğim şarkıda duydum Turan Erol adını.  Lisede öğrenciyim de. Resim öğretmenim Ahmet Rüştü Doğan'dan, Erol Hoca hakkında bilgi aldım hemen. Anadolu'nun, bir kıyı kentinden, halkın içinden çıkıp Türkiye'nin en ünlü ressamlarından biri oldu Turan Erol. Güzel Sanatlara girdikten sonra daha yakından tanıdım, araştırmalarım sonucunda okuduklarımdan.

Ruhi Su - Aziz Nesin tavla oynarken

Bedri Rahmi'nin öğrencisi, "ONLAR GRUBU'nun kurucuları arasındaydı Erol Hoca. İlk sergisini Akademinin yemekhanesinde 1947 yılında açmış.

"Büyük ölçüde Bedri Rahmi'nin, nakış beğenisine bağlı yöresel değerlerle çağdaş Batı sanatının büyük ustalarına dikkati çeken önerilerini temel alan, doğadan ve yaşanan çevreden alınan bazı konuları, çağdaş sanat düzeyinde soyutlama, yaşama yöre gözüyle bakmayı amaçlayan grubun sanat anlayışı, gerçekten daha o yıllarda Turan Erol'un sanatını yönlendiren başlıca etkenlerden…” olmuş.

1951'de Akademiden mezun olduktan sonra, 1960'a kadar, Diyarbakır'da öğretmenlik yapmış. Resim çalışmalarını da öğretmenliği sırasında devam ettirmiş. Devlet sergilerini katılmış. Sanat anlayışında, ve resimlerinde daha sonra, “biçim-içerik bağıntılarını” kurduğu bir dönemidir öğretmenlik yaptığı "Diyarbakır dönemi". 1960'tan sonrası Milli Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nde öğretmenlik yapmış…

Profesörlüğünü Basın Yayın Yüksek Okulu'nda öğretim üyeliği yaptığı bu döneminde almış. 60'lı yıllarda sanatını geliştirmek için Paris’e gider ve Freidlander atölyesinde gravür çalışmaya başlamış. Araştırmalarını Avrupa'nın çeşitli kentleri ve müzelerin inceleyerek sürdürmüş. Türkiye içinde ve dışında düzenlenen karma sergilere katılmış. Değişik dönemlerde büyük boyutlu çalışmalarıyla ünlendi…

İşte, Ruhi Su'nun Turan Erol için yazıp bestelediği 'İnsan ve Emek” adlı şiir:

İNSAN ve EMEK

Bir sergiyle geldi bahar
Ne don vurur, ne meyve verir
Öylece bir çiçek düşlemesi
Ne güzel bir oyundur canım
Taşlara bakan gözün çiçeği görmesi

Benim memleketimde bugün
Kırk elli bin liradır
Resmin metrekaresi
Ve dillere destandır canım
Turan Erol beyazıyla Bodrumun mavisi

Bir gece kulübünde bugün
Kırk bin, elli bin liradır
Bir Zeki Müren dinletisi
Ve elbette güzeldir canım
Emeğin değerlendirilmesi

Ama benim memleketimde bugün
İnsan kanı sudan ucuz
Oysa en güzel emek insanın kendisi
Kolay mı kan uykularda kalkıp
Ninniler söylemesi

Belki bu nedenle, yazık
Asılmış gibi durur
Asılmış gibi kederinden
Duvarlarımda resim
Çalgılarımda müzik.

Ali Ekber Ataş
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)