Ramazan Teknikel’le 'Edebiyat' soru(n)ları! / Nurdane Özdemir Sağkan

news-details
Kitap


Sayın Ramazan Teknikel, edebiyat yolculuğunuzda şiir, öykü, deneme ve çocuk kitapları gibi neredeyse edebiyatın her türünü içeren eserleriniz mevcut. Sizce bu türlerin birbiriyle nasıl bir etkileşimi var? Kendinize en yakın gördüğünüz alan hangisidir?
Sevgili Nurdane, sayıca fazla olmasa da şiir, öykü, deneme ve daha çok da çocuk yazını türünde yayımlanmış kitaplarım, ayrıca bir romandan uyarladığım iki perdelik henüz basılmamış bir de oyun dosyam var. Bütün yazın türleri bir bakıma akrabadır, sadece daha çok imgeye yönelik olduğundan belki şiiri diğer türlere göre daha değişik yere koyabiliriz. Uzun yıllar ilkokul öğretmenliği yapmış olmamdan kaynaklanıyor olsa gerek ki benim için çocuklar için yazmak sanki bir adım daha önde gibi.

Ay Altında Bir Koşu adlı öykü kitabınızdaki ‘Anladı’ adlı ilk öykünüzde, iş bulamayan bir adamın, bu durumundan duyduğu rahatsızlık ve çaresizlik dile getiriliyor. Cümle sonlarında kullandığınız aynı kelime vurgusu, öyküye şiirsel bir tat da katmış. Böyle bir anlatımda şairliğinizin de etkisi olabilir mi?
Sizin de belirttiğiniz gibi, kitabın ilk öyküsü olan ‘Anladı’ adlı öykü şiirsel bir dille kaleme alınmış bir öykü. Bu öyküdeki şiirsellik, şiire olan yakınlığımla ilintili olsa gerek. Aslında bir bütünlük olması açısından kitapta yer alan tüm öykülerin bu biçimde yazılmış olmasını isterdim. Böylece kendi öykü dilimi, biçemimi bulmuş olur, özgün bir söylem geliştirmiş olurdum, ama diğer yandan bu tür bir yineleme okurda bir bıkkınlık da yaratabilirdi.
Ay Altında Bir Koşu

Kitaba adını da veren Ay Altında bir Koşu adlı öykünüz, bir sitede oturanların dostluk, komşuluk adına temmuz ayı süresince her cumartesi ay altında hafif tempolu gece yarısı koşusu düzenlemelerini konu alıyor. Böyle ilginç, özgün konuları nasıl buluyorsunuz?
Ay Altında Bir Koşu, her ne kadar öykünün kahramanlarından Arzuhalci Taylan ile EmlakcıFethi’ye ayrılan bölümler az olsa da bir bakıma onların kişilikleri ve öyküde üstlendikleri rolleri üzerine kurulmuş bir öykü sayılır, öykünün asıl esprisi onlardır çünkü. Burada bir konuyu açıklamış olayım: Ben dosyayı yayınevine başka bir ad altında göndermiştim. Kitaba bu adı yayınevi önerdi, dosyada yer alan bu öykünün adını, kitap adı da olarak ben de pek beğendim, hatta bu ismi neden önceden ben düşünmedim diye de hayıflandım, kitaba çok yakıştı ayrıca.

Şemsiye öyküsünde, plajda şezlong parası vermemek için, kuma şemsiye gömmeye çalışan beceriksiz bir adamın çabası, mizahi bir dille anlatılıyor. Öykülerinizde, gözlemlerinizin önemli bir yer tuttuğundan söz edebilir miyiz?
Elbette, tüm öykülerim az veya çok bir gözlemden esinlenerek yazılmış öyküler. Yayınevinin sayfasında kitapla ilgili şöyle bir not var, tam da bu sorunuza yanıt olacak bir metin: “Ramazan Teknikel’in kalemi, bir nevi fotoğraf makinesi; öyküleri ise hayattan bir karenin fotoğraflanması şeklinde değerlendirilebilir. Bu manada yazar en iyi ve sanatsal kareleri bu yapıtında yakalamıştır diyebiliriz. Eserdeki keskin, kısa cümleler ve bütünü tamamlayan detaylar, üslup ve anlatıdaki sakinliği, öncelikle dikkati çeken unsurlardır.”

Bir Başka Sağanak adlı öykünüz ödüllü bir öykü, bunun hakkında neler söylersiniz?
Bir Başka Sağanak kitabın son öyküsü, aynı zamanda kitabın en uzun öyküsü. Öyküdeki piyangocu hemen her gün çarşıda, pazarda, sokakta sıkça rastladığımız emeğiyle geçinen insanlardan biri. Bu öykü, kitapta yer alan hüzünle biten birkaç öyküden biri, diğer öykülerde pek hüzün görülmez, çünkü ben tüm sanat yapıtlarının insana yaşamı sevdirmesi, yaşama sevinci vermesinden yanayım. Sizin de belirttiğiniz gibi, bu öykü 2016 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması’nda ödül almıştı.

Sayın Ramazan Teknikel, öykülerinizde alışılmışın dışında farklı konuları ele almışsınız. Kahramanlarınız, aramızda yaşayan sıradan ve tipik insanlar. Öykülerinizi oluştururken nelerden besleniyorsunuz?
Sevgili Nurdane, belki okurken bunu size hissettirmiştir olabilir, kitapta yer alan birçok öyküde çok az da olsa bir yaşanmışlık, bir tanıklık, gerçek yaşamdan bir kesit var. Yani ben öyküyü değil, öykü gelir beni bulur. Her öyküdeki ayrı kişilikte insanlar, bunlar birbirlerine benzemezler, bir öyküdeki kişiyi diğer öyküye alırsak sanırım büyü bozulur, o kişi sadece o öyküye yakışır, o öyküye aittir.

Ay Altında Bir Koşu ne kadar sürede tamamladığınız bir kitap?
Kitapta yer alan yirmi beş öyküden sadece Bir Kayısı Mevsimi, Ankara’ya taşınmadan önce yazdığım bir öykü. Diğer öyküler Ankara’ya taşındığım 2007’den sonraki on yıllık süreç içerisinde yazılan öyküler, diğer bir söylemle, yirmi beş öykünün yirmi dördü Ankaralı. Doğrusu siz bu soruyu yöneltince, acaba bu öyküyü kitaba almasa mıydım diye düşündüm bir an, çünkü o bir kentin değil kasabanın öyküsü, diğer yirmi dört öykü ise su katılmamış kent öyküleri, hem de öz be öz Ankaralı.

Edebiyat dergilerinin, edebiyat dünyasındaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dergiler şiirin, öykünün, denemenin ilk sınama yeridir, şairin yazarın ürünlerini basılı olarak gördüğü ilk alandır. Bir an dergilerin olmadığı bir edebiyat ortamı düşünüyorum da, ne kadar da sığ ve durağan olurdu, hele benim gibi iflah olmaz bir dergi tutkunu için edebiyat çekilmez bir hal alırdı. Dergiler bir bakıma genç şair- yazarların kanat alıştırma yeri. Ali Püsküllüoğlu’nun 1978’de çıkardığı Yusufçuk dergisinde genç şairlerin şiirlerine yer verdiği ‘kanat alıştırmaları’ adlı bir sayfa vardı, kanat alıştırmaları deyince bir an o sayfayı anımsadım. Ben şair- yazarları kitaplarından çok dergilerden izlerim. Dergiler deyince 70’li yıllarda büyük bir heyecanla izlediğim dergilerden birkaçının adını yazmadan geçmeyeyim; Varlık, Türk Dili, Yeditepe, Soyut, Türkiye Yazıları, Yusufçuk, Ozanca, Hisar, Edebiyat, Mavera, Dönemeç, Saçak… Öyle ki, bu dergilerin adlarını duymak bile heyecan verir bana.

Edebiyat dergileri ve edebiyat etkinlikleri ile hep iç içe olmanız, yazarlığınızı nasıl etkiliyor? 
Sevgili Nurdane, sizinde belirttiğiniz gibi, edebiyat dergileri benim en büyük tutkum. 1974’te öğretmenliğimin ilk ayında tanışmıştım dergilerle. Malatya’da bir kitapçı vitrininde tomarla Varlık ve Türk Dili Dergisi’ni görünce heyecandan elim ayağıma dolaşmıştı. Zira bir kitapçısı dahi olmayan bir taşra kasabasından gelmiştim, dergilerin adını sadece Behçet Necatigil’in Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü’nde okumuştum. O günden sonra, özellikle 1974- 1980 yılları arasında adresini bulup da izlemediğim bir edebiyat dergisi neredeyse yoktu, belki yirmi, belki otuz dergi, belki daha da fazla… Zira uzun yıllar yaşadığım taşrada, kırsal kesimlerde benim için tek heyecan edebiyat dergileriydi. Ben edebiyatı dergilerle sevdim.

Sayın Ramazan Teknikel, edebiyat ödülleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir. Sizce bu ödüller, yazarları teşvik edici bir özellik taşımakta mıdır?
Sevgili Nurdane, siz de tanık olmuşsunuzdur, arada bir değişik mecralarda şu veya bu nedenle edebiyat ödüllerine karşı çıkan, olumsuz görüş bildiren yazılar okuruz, sözler duyarız. Verilen sürede o kadar kitabın- dosyanın okunamayacağı söylenir, seçici kurulu eleştirenler olur… Ama ben hep ödüllerden yanayım, zira ödüller edebiyat dünyasının bir rengidir, motifidir, heyecanıdır. Edebiyat ödüllerinin olmadığı bir edebiyat dünyası çok durağan ve sessiz olurdu. Ödüller, özellikle genç şair- yazarların adlarını duyurmaları için vazgeçilmez bir araç, tatlı bir heyecandır.

Sizce Ankara’da sanat ve edebiyata yeterince yer veriliyor mu?
Ankara’da Temmuz- Ağustos ayları dışında hemen her hafta en az beş altı yerde edebiyat- sanat etkinliği düzenleniyor. Bu etkinlikler için, gerek Ankara’da yaşayan, gerekse başka illerden şair-yazarlar davet ediliyor, söyleşiler, imza günleri düzenleniyor, resim sergileri açılıyor. Etkinliklere Mülkiyeliler, Dil Derneği, Çağdaş Sanatlar Merkezi, Cermodern ve daha başka cafe ve mekanlar ev sahipliği yapıyor, Ankara’da yaşayan edebiyat dostlarının büyük ilgi gösterdikleri etkinlikler bunlar.

Sayın Teknikel, size göre bizde yazarların karşılaştıkları en büyük sorunlar nelerdir?
Sevgili Nurdane, bu ortamı siz de yakinen bilirsiniz ki, adı fazla duyulmayan yazarların en büyük sorunu kitabını yayımlatma, tanıtım, dağıtım sorunudur. Koltuklarının altında dosyalarıyla yayınevlerinden umutsuz dönen yazarlar, tek çıkar yol olarak gördükleri kendi olanaklarıyla bastırdıkları kitaplar ve asla üstesinden gelemedikleri dağıtım sorunları… Kuşkusuz bu durum şairler için daha da zor, şiir kitaplarının beş yüz basıp, onun da satmadığı bir ortamda şairler daha da çaresiz durumda.

Son olarak, yeni çalışmalarınız var mı? Bize bu konuda da bilgi verir misiniz?
Şu an yayına hazır bir şiir dosyası ile bir öykü dosyası, Ankara’da izlediğim edebiyat etkinlikleri günlüklerinden oluşan Konur Bir Şenliktir adlı bir dosya ve başta da belirttiğim gibi bir arkadaşımın aynı adlı romanından uyarladığım iki perdelik Damatlar Derneği adlı bir oyun dosyam var, ayrıca bir kısmı dergilerde yayımlanan denemelerimi de bir kitap oluşturacak şekilde bir dosyada topladım. Bunların yanı sıra çocuklar için yazılmış on kadar fabl dosyamın birkaçı yayımlanmak üzere yayınevinde sıra bekliyor, çocuklara yönelik bir öykü ile bir şiir dosyam da kitaplaşacak dosyalar arasında.

Patika, Sayı:101, Nisan- Mayıs- Haziran 2018
GERCEKEDEBİYAT. COM

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek Edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı, info@gercekedebiyat.com

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..