Oyuncu Tamer Karadağlı: Darth Vader'i ben seslendirdim

Oyuncu Tamer Karadağlı, şöhretini kaybetmekten korkmadığını belirterek, 'Şöhret bir meslek değil. Benim bir mesleğim var, ben oyunculuk yapıyorum. Yaptığım işten dolayı şöhretli olmuşsam eğer ne ala. Ama bu iş bayrak yarışıdır.' dedi.

news-details
Tiyatro

İzleyicinin daha çok "Çocuklar Duymasın"ndaki "Taş fırın erkeği - Haluk" karakteriyle tanıyıp sevdiği tiyatro, dizi ve sinema oyuncusu ve dublaj sanatçısı Tamer Karadağlı, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Sanatçı, ABD'den Türkiye’ye gelişindeki yolculuğu, geçmişten bugüne adım adım ilerleyen şöhretli kariyeri, sektöre bakışı, yaşadıkları, kızı Zeyno ile anılar biriktirmeye yönelik çok özel ilişkisi, özel hayatı ve korona günlerine dair soruları içtenlikle yanıtladı.

Anadolu Ajansı'nın korana günlerinde sizleri evlerden ağırladığı röportajımıza hoş geldiniz. Nasıl geçiyor bugünleriniz?

"Hoş bulduk, ben teşekkür ederim. Vallahi herkes gibi geçiyor. Evdeyim, kurallara uymaya gayret ediyorum, evden çıkmıyorum. Sıkça elimi, yüzümü yıkamaya ve elimi yüzüme götürmemeye gayret ediyorum. Kurallara uyuyorum yani."

Azerbaycan kökenli Karslı bir aileden geliyormuşsunuz. Siz nerede doğdunuz?

"Benim doğum yerim Ankara ama baba tarafım Kars’ta doğdu. Büyükbabamlar, babaannemler ise 1900’lerin başında Azerbaycan’dan göçmüşler."

OLMAM GEREKEN YER TÜRKİYE

İlkokul öncesi aile ile ABD'ye gitmişsiniz ve bir müddet sonra -ilkokul 3'üncü sınıfmış galiba- dönmüşsünüz. Sonra yine lise bitimine kadar oradaymışsınız. Bu süreci anlatır mısınız?

"Evet, doğru. İlkokula Amerika’da başladıktan sonra üçüncü sınıfta tekrar Türkiye’ye döndük. Ankara Kolejine yazıldım. Sonra lisede tekrar Amerika’ya gittik. Tekrar döndük. Döndükten sonra artık buradaydım. Liseyi burada bitirdim, üniversiteye Ankara’da girdim ve orada bitirdim. 1998 yılının ortalarında da İstanbul'a geldim."

ABD'ye neden gittiniz ve neden orada kalmadınız, devam etmediniz?

"Burada Ankara Koleji’nde okurken 'Amerika’ya gidelim' dedim. Çünkü uyum da sağlayamamıştım o zamanlar küçükken. Annem 'Peki oğlum, Amerika’ya mı gitmek mi istiyorsun? Gidiyoruz tekrar o zaman.' dedi. Gittik fakat bu sefer Amerika’ya uyum sağlayamadım. Buranın belli şeylerine alıştıktan sonra Amerika bu sefer farklı geldi. Dedim ki benim olmam gereken yer Türkiye. 'Amerika'ya tatile gider, gelirim ama yaşayacağım yer Türkiye' dedim."

Ankara’ya dönüş sonrası yıllarında sinema tutkunuz başlamış öyle mi?

"Sinema tutkum çok küçük yaşta başladı zaten. Annem sinemayı çok severdi ve sürekli sinemaya giderdik. Küçük yaştan beri sinemaya ilgim olduğu için, Amerika’dan yine döndükten ve liseyi bitirdikten sonra 'Ne yapayım?' diye düşündüğümde 'Bari oyuncu olayım.' dedim. Çünkü bir sürü şey olmak istiyordum ve baktım ki hepsi olamayacağım, oyuncu olayım hepsini oynarım diye düşündüm."

Fakat oyunculuk öncesi seslendirme yolculuğuna çıkmak ve eğitim almak istemişsiniz...

"Hayır, zaten Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümünü kazandım. Tiyatro bölümünde okurken de harçlığımı çıkartmak için işte ne yapayım derken tiyatro öğrencileri seslendirme yapar diyerek ben de TRT’de seslendirme yapmaya başlamıştım."

Ama tiyatro bölümünü de Shakespeare'in "Kuru Gürültü" adlı oyununu hem Türkçe hem İngilizce oynayarak kazanmışsınız. Hangi hocalar vardı sınavda?

"Evet, doğru. Sınavda rahmetli Cüneyt Gökçer, sonra hala çok sevdiğim hocam, ağabeyim, ustam Lemi Bilgin, fonetik hocamız Neslihan Ekmekçioğlu vardı. Leyla Barutçu vardı. Böyle bir kadro vardı. Ben 4. Murat'ın 'Kur'an’dır bu, her karanlığı aydınlatandır bu!' tiradını hazırlamıştım. Sonra Cüneyt Bey ikinci parçayı sordu. 'Shakespeare'in Kuru Gürültü'sü var hocam. Hem İngilizcesi hem Türkçesi var.' dedim, İngilizcesini oynadım. Yarısına gelmeden 'Türkçesini oyna bakalım aynı parçayı.' dedi. Türkçesini oynadım. 'Tamam çıkabilirsin.' dedi."

"Dublajda rol yapmazsınız, yapılmış olan role hizmet edersiniz"

Yıllarca birçok ünlü oyuncunun ve kahramanın seslendirmesini yaptınız. Bunların içinde en çok George Clooney var. Bunun yanında Al Pacino, Kevin Costner, Antonio Banderas gibi birçok ismin yanı sıra, "Iron Man - Tony Stark", "Star Wars 3- Darth Vader" karakterler ve projeler de var.

"Evet, doğru. Star Wars’ta Darth Vader'in çıktığı bütün filmleri ben seslendirdim. Çünkü zaten Darth Vader ile Lucas Film’in onaylandığı sesim. Benden başka kimsenin konuşmaması gerekiyor. Clint Eastwood, Iron Man var, yani çok var."

Darth Vader ile karanlık taraftasınız…

"Evet, evet. 'Senin baban benim!' ünlü repliği."

Seslendirme hakkında, "Dublajda rol yapmazsınız, yapılmış olan role hizmet edersiniz. Tabii ki tonlamanın Türkçeye uyması gerekir ama en önemlisi karakterin ruhuna zarar vermemektir." demişsiniz. Seslendirmenin oyunculuk kadar önemli olduğunu düşünüyor musunuz başlangıç noktası olarak?

"Yani oyunculuğa başlama noktası olarak düşünemeyiz tabii ama yurt dışında da 'Voice Actor' diye bir şey var. Her seslendirme yapan oyuncu olmak zorunda değil. Seslendirme ile dublaj çok ayrı bir şey bence."

Nedir? O ayrımı açıklar mısınız?

" 'Seslendirme' yaptığınız zaman bir radyo tiyatrosunda seslendirme yapabilirsiniz ama 'dublaj' dediğiniz zaman duble ediyorsunuz. Yani oynamış olan bir insanın üzerine konuşuyorsunuz. Dolayısıyla o farklı oluyor. Şimdi bir karakteri seslendiriyorsanız eğer bir filmde, o oyuncu o rolü aylarca düşünmüş, yönetmenle tartışmış, her sahneyi ince ince düşünerek çekmişler. Sen stüdyoya girip kendi rolünü katamazsın. Çünkü o yorum zaten oyuncu tarafından katılmış. Siz o role hizmet edersiniz."

Seslendirme o zaman çok daha yaratıcılık isteyen bir durum?

"Yani teknik bir şey seslendirme. Ben hala çok keyif alarak yapıyorum. En son 'Börü' filminde Ulu Önder Atatürk’ü seslendirdim. Büyük bir keyifle seslendirdim. Çünkü, George Clooney'yi, Kevin Costner’ı, Iron Man’i seslendiriyorsunuz ama bir de Ulu Önder Atatürk’ü seslendiriyorsunuz. Onun konuşma şekli, onun cümlelerini en doğru şekilde karşıya yansıtmanız gerekiyor."

Belki de bu sizin için bir mihenk taşıdır seslendirme kariyerinizde?

"Tabii ki, elbette, mutlaka öyle. Büyük bir keyifle seslendirdim ve para almadım."

Para almamanız, manevi olarak da borcumuzu ödemek gibi bir şey aslında öyle mi Ulu Önder’e? Öyle düşünülebilir mi?

"Yani şöyle düşünmek lazım, ben bu işten para kazandım, çok keyifli işler yaptım. Tabii ki bir ticaret yapıyorsunuz. Yaptığınız şeyin karşılığını alıyorsunuz. Ama bazı şeyler var ki para ile ölçülemez. Benim için Atatürk’ü seslendirmek de böyle bir şeydi. Zaten ben başka şeyleri seslendirip o parayı kazanırım. Bundan para beklemek çok doğru bir şey değildi."

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..