Mevsim dönmeye başlayalı hava erken kararır olmuştu.  Okuldan çıkmış, bir süre arkadaşları ile yürümüş, sonra onlardan ayrılıp hızlı adımlarla otobüs durağına uzanan yolu tüketmeye koyulmuştu. Ne olurdu onların ki gibi okula yakın olsaydı evi! O zaman gün uzayacak, daha çok vakti olacaktı çalışmaya.

“Acaba babaannem ne yemek yapmıştır? ” diye düşündü. Yaşlı kadın, torunundan aldığı yaşama sevinci ile geride bıraktığı yıllara bakmadan, ona özenle yemek hazırlıyordu. Onun varlığını hayatına katılmış bir yeni ses, renk biliyor, eşinin kaybı ile yalnızlaşan yaşama tutunmaya çalışıyordu. Torunu için “Bana şenlik oluyor.”  diyordu.

Şehir merkezindeki ara sokakları kullanarak yolu kısaltmaya çalışıyordu. Birden aklına geldi. Yolunun üstündeki gazete bayisinden devamlı aldığı edebiyat dergisinin yeni sayısının çıkıp çıkmadığını öğrenmeliydi. Her ayın ilk günlerini iple çekiyor, harçlıklarından arttırdığı para ile aldığı derginin okunmadık satırını bırakmıyordu. Parasını günler öncesinden hazırlamıştı. Baktı, cebinde bineceği otobüs bileti, koleksiyonuna yeni kattığı çok değerli olduğunu düşündüğü yabancı menşeli demir para ve dergi için ayırdığı kâğıt para bir arada duruyordu. Hızlı hareketlerle gazete bayisine yanaştı. Oranın emektarı orta yaşlı, ince Klark Geybıl bıyıklı, hep briyantinli saçları ve çıkarmadığı kravatı ile beyefendi görünümlü adamın elinden dergisini aldı. Koşar adımlarla otobüs durağına yürümeye başladı. Sabredememiş, bir yandan dergiyi karıştırmaya başlamıştı. O şiirlerine hayran olduğu şairin yeni şiiri var mı diye aranıyordu. Hava da gittikçe kararmaya başlamıştı. Ağaçların, yerlere düşmüş, rüzgârdan sürekli savrulan yapraklarına çarparak, basarak adımlarını sıklaştırdı, dergiyi de açık sayfaları ile elinden bırakmıyordu. O acele ile yolda yürüyen birkaç kişiye de çarpmış, özür dilemek zorunda kalmıştı.

Durağa umduğu saatten önce gelmişti, otobüsü kaçırmayacak, eve zamanında ulaşacak,  acıkan karnını geç olmadan doyurabilecekti. Paltosunun kalkık yakalarını iyice siper etti boynuna, atkısını kafasına doğru çekti, hava ayaza çekmişti. Akşam karanlığı kendini iyiden göstermişti. Şoförler,  belediye otobüslerinin ışıklarını yakmışlar, araçların önünde ve tepede yanan güzergâh tabelasının ölgün ışığından otobüslerin nereye gittiği ancak dikkatli gözle ayırt edilebiliyordu.

Çok beklememişti. Otobüs gelmişti ama alabildiğine kalabalıktı. Bu saatlerde işten çıkan memurlar, okuldan dönen öğrenciler otobüsü tıka basa dolduruyordu. Oturmak ne kelime, bindiğine şükrediyordu insan. Cebindeki son bileti şoförün hemen yanındaki kumbaraya attı, ilerledi. Belediye otobüslerine isteyen para ile isteyen biletle binebiliyordu. Bilet toplu alınınca da daha ucuz oluyor böylece harçlığına katkı sağlıyordu. Otobüs şehrin büyük caddelerinde yol alıyordu ama her akşam bindiği otobüste bu sefer sanki farklı yüzler vardı. Kafası karıştı, korktuğu şey mi başına gelmişti yoksa? Yanındaki orta yaşlı beye otobüsün güzergâhını sordu…

Olan olmuştu, en yakın iniş düğmesine bastı, arka kapıya doğru kalabalığın homurtuları ile  ve  özür dileyerek  ilerledi. Otobüs durunca kendini ayaza attı…Ne yapacaktı şimdi?! Aptalca bir hata ile yanlış otobüse binmiş, üstelik son biletini kullanmıştı. Cebindeki bütün parayı da o dergiye vermişti. Buradan eve yürümek saatler alırdı ve imkânsızdı bu soğukta. Bilinçsiz ve makine monotonluğu ile geriye ana durağa doğru yola koyuldu koşarak. Günün yorgunluğu bir yandan, üzerindeki kalın paltonun ağırlığı diğer yandan, bacakları her an kırılacak kibrit çöpü gibi, gücü tüketmişti. Kendine kızıyor, haline isyan ediyordu. Kim bilir arkadaşları, evlerine çoktan ulaşıp, sıcak yemeklerini bile yemişlerdi.  O yanlış otobüsle aldığı yolu geri yürüdü.  Asıl bineceği otobüsü de kaçırmıştı. Bir sonraki otobüs için de epeyce beklemesi gerekiyordu.

Kendisini bekleyen asıl sıkıntının farkına yeni yeni varıyordu. Otobüse parasız ve biletsiz binemezdi. Şoföre, olanları anlatmaya kalksa, o kalabalıkta ve akşam karanlığında dinlemez, dinlese de büyük ihtimalle inanmazdı. Üstüne bir de azar işitir, incinirdi. Durakta bir tanıdık yüzle karşılaşsa da bilet istese, “ Bir biletlik paran da mı yok?” derlerse utanır, yerin dibine girerdi. Aklına hiçbir şey gelmiyordu çözüm olarak, ama bir yandan da gelecek otobüsü kolluyordu dört gözle. Caddelerde gezen insan sayısı gitgide azalmış,  pek çoğu çoktan evlerine çekilmişti.  O an fark etti, aldığı dergiyi çantasına koymayıp bir elinde sımsıkı tuttuğunu. Her iki eli de buz kesmişti. Bacakları yorgunluktan kendini taşımakta zorluk çekiyordu. Dokunsalar ağlayacaktı. Aklına bir çare geldi. Cebindeki koleksiyonu için sakladığı para… Onu şoför alır mıydı ki? Ya deseydi  “Aslında bu daha değerli, ama bir bilete karşılık feda ediyorum.” Ya da “Amca bunu Türk Lirasına boz, bilet ücretini al.” Kim inanırdı olanlara ve onun masumiyetine? Kabul etse bile üstelik haftalardır cebinde sakladığı o kıymetli paradan da olacaktı. Çaresizlik iyiden iyiye canını acıtıyordu. Aslında ilk bindiği otobüsle çok da yol gitmemişti… Otobüsün gelmek üzere olduğu, durağın kalabalıklaşmasından anlaşılıyordu. Bir an önce karar vermeliydi ne yapacağına. Bir yandan gururunun incinmesine tahammülü yoktu, öbür yandan açlık ve yorgunluk canını acıtmaya başlamıştı. Bir cesaretle kararını verdi. O değerli parayla binecekti otobüse. Şoförün, anlatsa da onu anlamayacağına iyice inanmıştı. O halde anlatmasına gerek yoktu.  Kumbaraya bir biletten daha değerli olan o gözü gibi sakladığı parayı atacaktı. Hem alışverişten karlı çıkan şoför olacaktı. Bunda kötü bir şey de yoktu. Yapacağı şeyin doğruluğuna kendini inandırmak için düşünüyor, düşündükçe vücudunu ateşler basıyordu. 

Akşam karanlığında beklediği otobüs geldi, yanan ışıkları ile kurtarıcı gibiydi. Kalbinin sesini duyar olmuş,  sanki göğsünden dışarı fırlayacaktı. Otobüsün merdivenlerini titreyen bacakları ile çıktı. Parmakları arasındaki parayı biraz da şoför görmesin diye iyice etine gömerek kumbaraya attı. Kalbi duracak gibiydi…

“Haydi ilerle.” sesi ile kendine geldi. Otobüsün boş olan arkasına doğru suçluluk ve çaresizliğini, masumiyetine katarak ilerledi. En arkada, kenarda, bir de boş koltuk vardı. Oturdu, bütün vücudu yaprak gibi titriyordu. Bir süre sonra Alman malı eski otobüsün  motor sesi onu dünyadan kopardı. Bir bir geride bıraktığı şehrin geniş caddesinin ışıkları içini aydınlatmaya başlamıştı. Sıcak evi ve yemeği düşündü… Yaşlı kadın geciktiği için merak etmiş olmalıydı. Derginin sayfalarını araladı ve kendisini o şairin yeni şiirine kaptırdı.

Harun Özmen
GERCEKEDEBİYAT.COM

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)