“Dostluk, uğrunda her şeyin harcanabileceği bir özde beraberliktir…” Kemal Demirel, İnsanlar Üzerine, 1968.

 

Günümüzde etiğin ve etik değerlerin felsefecilerin çeşitli eğitim çabalarına rağmen   unutulmaya/unutturulmaya yüz tuttuğu dünyamızda yazının başlığı “gereksiz” görünebileceği gibi üzerinde düşünmeye değer de bulunabilir.  

Platon “Menon” diyaloğunun başında Menon, Sokrates’e erdemin öğrenmekle mi, yaşayarak mı elde edilebileceğini veya erdemin doğuştan mı ya da başka bir yoldan mı geldiğine ilişkin bir soru sorar. Sokrates’in bu soruya verdiği yanıt, felsefe tarihinde ortaya konmuş, on yedinci yüzyılda David Hume’un da dikkatinden kaçmamış ve bugüne dek hiç geçerliliğini yitirmemiş, yol gösterici önemli felsefî bilgilerden birisidir: Sokrates, bir şeyin ne olduğunu bilmeden onu elde etme yolunun ne olduğunun, nasıl olduğunun bilinemeyeceğini söyler. 

İLK DOSTLUK

O halde Platon’u dinlersek ilkin dostluğun ne olduğuna ilişkin belirlenimlere ihtiyaç vardır. Bunun için biz Aristotele’e başvuracağız. Ama ondan önce günümüzde dostluğun önemini bize gösteren, dostlukla son derece yoğun bir ilişki içinde bulunan bir başka kavrama değinmeden geçmeyelim: Barış kavramı. Barışın, biçimsel olarak Aristoteles’in deyişini kullanacak olursak “dostlukla birlikte giden bir şey” olduğu söylenebilir. Olan bitene baktığımızda ülkemizde gerek toplumsal ilişkilerde, gerekse kişilerarası ilişkilerde barışın bu kadar özlendiği ve istendiği bir tarihsel dönemin hiç olmadığı söylenebilir. Ancak toplumsal barışın ön koşulu olan dostluk ile kişiler arasındaki dostluk aynı türden dostluk değildir. Böyle olmasına rağmen gene de şu soruyu sorabiliriz: Barışı istemekle ve onu özlemekle aslında neyi istiyoruz ve özlüyoruz?..   

Bizi dostluk kavramına götürecek olan bu sorunun yanıtlanabilmesi barış kavramına kısaca bakmayı gerektiriyor. Barış kavramının bilgisine giden yol savaş kavramından geçer. Barış ve savaş kavramları birbirlerinden ayrılamayacak bir kavram çifti oluşturur. Ayrıntıları bir yana bu iki kavramın felsefece özellikleri Platon’ca bir bakışla söylendiğinde birisinin “görünüşler”, diğerinin de “düşünülenler” alanında yer almasıdır. Barış her zaman savaşın tersi olarak düşünülmüş olan bir durum biçiminde karşımıza çıkıyor. Savaş, bir olay olarak karşımıza çıktığı halde barışın düşünülmüş bir durum, bir tasarım, bir ide olduğunu söyleyebiliriz. Nasıl bir ide ?..  “Barış, insanların istedikleri aynı bir şeyle ilgisinde, iki tarafın oluşmasına ve karşı karşıya gelmesine neden olmayan koşullar bütünüdür. Öyle bir koşullar bütünü, öyle bir düzen ya da durumdur ki, kendisi iki tarafın oluşmasına ve çatışmasına neden olmuyor…”1   

O halde en başta, barışın adeta varlık koşulunun insanlar arasında şu ya da bu biçimde iki tarafın, iki grubun bulunmadığı bir durum olduğu, barış idesinin bu biçimde tasarlanması gerektiği söylenebilir. 

Böyle bir durumu, iki tarafın olmadığı, bütünlüklü bir durumu Aristoteles’in “Dostluk” kavramında buluyoruz. Aristoteles “Nikomakhos’a Etik” (8.ve 9. kitaplar) ile “Eudemos’a Etik”te (7.kitap) dostluğu araştırıyor ve “var olanı var olan olarak” ele almanın bir örneğini veriyor: Erdem üzerinde durduktan sonra dostluk konusunda ilk saptamalarından birisi, dostluğun ya bir erdem ya da erdemle birlikte giden bir şey olduğu yönündeki saptamasıdır.2 Aristoteles’in dostluk araştırması işte bu saptamanın açılımı olarak gelişecektir. Dostluğun (dostlukların) bu biçimde ortaya çıktığı yer ise insanlararası ilişkiler alanıdır. İnsanlararası ilişkiler alanı ise “etkinlik halinde yaşam” alanıdır. “Yaşamak duyumsamak ve bilmek, tanımaktır, bu açık; dolayısıyla birlikte yaşamak da birlikte duyumsamak ve birlikte bilmek-tanımaktır”3 O halde dostluk ilişkilerde, yani birlikte yaşamada ortaya çıkan ve bu ilişkilerin (birlikte yaşamanın) türüne göre farklı olan bir ilişkidir. 

İlişkinin, dolayısıyla birlikte yaşamanın üç türünden söz edilebilir: İnsan teki olarak kişinin kendisiyle birlikte yaşaması (ilişkisi), İnsan teki olarak kişinin bir başka kişiyle birlikte yaşaması (ilişkisi) , İnsan tekleri olarak kişilerin, adına toplumsallık denebilecek birlikte yaşaması (ilişkileri). Aristoteles’te dostluğu görebileceğimiz, bulabileceğimiz yerlerdir buraları. 

Dostluğun türlerini ise Aristoteles üçe ayırır: 1. Erdeme dayalı olan, 2. Yararlıya dayalı olan, 3. Hoş olana dayalı olan. Bunların her biri de kendi içlerinde “eşitliğe göre” ve “belli bir üstünlüğe göre” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.4   

Aristoteles’e göre gerçek dostluklar eşitliğe göre olan dostluklardır. Ona göre eşitliğe göre ve erdeme dayalı dostluk, dostluklar içinde düşünülebilecek ve “ideal” denebilecek bir dostluktur.5 İnsanlar bir yandan hem sevildiklerini hem de üstünlüklerini hissetmek istediklerinden, eşitliğe göre olmaktan çok üstünlüğe göre dostluk kurmaya çalışırlar.6  

İnsanların birlikte yaşamalarıyla ilgisinde en temelde bulunan erdem (ya da değer) sevgidir. “Sevgi, insan olmanın değerini bilen bir insanın, bu değeri insanlarda korumaya çalışan bir insanla ilişkisinde, onun eylemlerini doğru değerlendirme sonucu yaşayabileceği yaşantıların tortusudur”7 etik ilişki değerlerinden birisi olarak birlikte yaşamanın üç türünde de ortaya çıkar.  Yani kişinin kendisini sevmesinden, başka bir kişiyi sevmesinden ve kendisi ve bir başka kişi dışındaki kişileri sevmesinden söz edebiliyoruz. Ancak denilebilir ki, birlikte yaşamanın bu üç türünde sevgi, aynı biçimde tezahür edip ortaya çıkmamaktadır. 

Kendisiyle ilişkisinde “kişi bir ve bölünmez olduğu sürece kendi kendisini ister” ve kendisini bilir. Kendisiyle ilişkisinde kişi “… ne denli benzer, bir, kendi kendisine karşı iyi ise kendisiyle o denli dosttur ve kendini o denli arzu eder…”8 Burada yukarıdaki sevgi tanımına göre, kişinin insan olmanın değerini bilmesi ve bu değeri korumaya çalışması aynı şey, bölünmez bir bütün olarak karşımıza çıkar. 

Kişinin bir başka kişiyle ilişkisinde ortaya çıkan sevgiye gelince, burada dostluğun arkasında duran bir değer olarak sevgi, tam da yukarıdaki sevgi tanımına uyan erdeme dayalı ve eşitliğe göre bir dostluğu yeşertecek nitelikte sevgi9 olabileceği gibi, yararlıya ya da hoş olana dayalı dostluğu kuracak bir sevgi de olabilir ki bunun adına daha çok “aşk” denebilir. Burada karşılıklı olarak iki kişinin belirli bir üstünlüğe göre “hoş” ya da “yararlı” olan bir şeyle ilgisinde sevginin ortaya çıkıp dostluğu kurduğu söylenebilir.  İki kişi açısından sürekli olmayan bir ve bütün oluş söz konusudur. Söz konusu bir ve bütün oluş hoşluğun ve yararın sona erdiği yerde parçalanmaktadır. Bu yüzden sevginin kalıcı, aşkın gelip geçici olduğu düşünülür.10 

Toplumsal ve siyasal ilişkilerde ortaya çıkan sevgi üzerine kurulabilecek dostluk için Exupéry’nin “Küçük Prens”inde Küçük Prens’in ile Kral karşılaşmasına bakalım: 

kıral her şeyden önce otoritesine saygı gösterilmesini isterdi. Kendine karşı gelinmesine göz yummazdı. Mutlak bir kıral o. Ama aynı zamanda çok iyi bir adam da olduğu için, akla yakın buyruklar verirdi. Bir generale deniz kuşu olmasını buyursam da, general sözümü yerine getirmese, suç generalin değil benim olur” der dururdu…11  

Exupéry burada bir kişide aynı zamanda bulunması çelişkili iki özelliği yan yana getirerek mîzahî bir kurgu yaratsa da bizi siyasal ilişkilerde sevginin ve dostluğun yeri konusunda düşündürmektedir. Aristoteles’e bakılırsa, kişinin kendisiyle olan ve kişinin bir başka kişiyle olan ilişkileriyle karşılaştırıldığında yönetim ilişkilerinde sevgi ve bunun üzerine kurulabilecek dostluk sadece yöneten kişi (kıral) bakımındandır. Yönetici, insan olmanın değerini bilen ve bu değeri insanlarda korumak isteyen yani insanları seven bir kişidir. Onun “iyi bir adam “olması, aynı zamanda “adil” olması demektir. Böylece dostluk adalet üzerine kurulur. Bu bağlamda dostluğun adalet üzerine kurulması ve buradaki örnekte olduğu gibi kralın “akla uygun buyruklar” vermesiyle yöneten(ler) ve yönetilen(ler) bir ve bütün olur. Yönetilenler açısından sevginin temelindeki dostluğun adaletin sağlanmasıyla oluştuğu söylenebilir. Adaletsizlikler dostluğu yani birliği ve bütünlüğü bozar. Birliğin ve bütünlüğün bozulması aynı zamanda barışın bozulması anlamına gelir. Çünkü barış, başta ifade edildiği gibi iki tarafın olmadığı bir durumdur. 

DOSTLUK ÖĞRENİLEBİLİR Mİ?

Buraya kadar yapılan saptamaların ışığında Dostluğun öğretilip öğretilemeyeceğine gelince: Bu, bir etik ilişki değeri olarak sevginin, ilişki türlerine göre değişen biçiminin öğretilip öğretilemeyeceğine bağlı görünüyor. Şayet sevgi, insanın değeri ve bu değeri korumanın anlamı üzerinde odaklanıyorsa o zaman dostluğun da öğretilebileceği söylenebilir. Böylece barışın sağlanabilirliğinin, kurulabilirliğinin de yolu açılmış olur. Bunu söylerken, şunu gözden uzak tutmamak önemlidir: Bir şeyin, özellikle de insana, ilişkilerine ve eylemlerine ilişkin bir şeyin öğretilmesinde sözlerin ve nasihatlerin yanında davranışların ve buna bağlı olarak örnek olmanın rolü hiç de azımsanmamalıdır. Bunun için küçük yaşlarda çocuklara, onların gözlerinin önünde yaptıklarıyla örnek olabilecek ebeveynler, öğretmenler ve arkadaşlar gerekir.  

Böyle bir eğitim de bilgiye dayalı bir felsefe eğitimi olarak değerler ve etik eğitimi olur.

 Prof. Dr. İsmail H. Demirdöven

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)