Nâzım Hikmet'in yoldaşı Anjel Açıkgöz'le buluştuk...
Önce verilen adrese bir mektup yazdım. Böylece, Leipzig'te yaşayan ve Anjel Hanımla yakın dostluğu olan mühendis Hüseyin Akdağ ile iletişim kurdum. Onun aracılığıyla Anjel Hanım'la telefonda görüştük ve tanıştık. 10 yıl önce yitirdiği kocası Hayk Açıkgöz gibi benim de doktor olduğumu belirttim; ken
Mart- 2014 tarihli “Paros Dergisi”nde okuduğum bir röportaj, beni fazlasıyla duygulandırdı ve heyecanlandırdı... Röportajı bitirdiğimde, gözümden dökülen yaşlarla dergiyi arıyordum. Telefona çıkan kişiye kısaca kendimi tanıtıp, Anjel Açıkgöz Hanım'ın iletişim bilgilerini istedim. Birkaç saat sonra Mayda Saris aracılığıyla bir e-posta adresi gönderildi... O an aldığım karar şuydu: Nazım Hikmet'le sayısız anıları olan ve halen Leipzig'de yaşayan 92 yaşındaki Anjel Açıkgöz'ü ziyaret edip, onunla kucaklaşmalıyım... Önce verilen adrese bir mektup yazdım. Böylece, Leipzig'te yaşayan ve Anjel Hanımla yakın dostluğu olan mühendis Hüseyin Akdağ ile iletişim kurdum. Onun aracılığıyla Anjel Hanım'la telefonda görüştük ve tanıştık. 10 yıl önce yitirdiği kocası Hayk Açıkgöz gibi benim de doktor olduğumu belirttim; kendisini mutlaka ziyaret etmek istediğimi anlattım... O da bu ziyaretten çok mutlu olacağını belirtti, görüşmek üzere vedalaştık... Almanya'ya gideceğim en uygun zamanı düşünürken aklıma birden, 2 yıldır yazıştığım ve tanışmamıza vesile olan, Evrensel Kültür Dergisindeki Nâzım'lı yazısını beğeniyle okuduğum Selçuk Ülger geldi. Ona hemen ziyaret planımdan bahsettim. Duyunca o da heyecanlandı ve uygun olursa bu ziyarete karısıyla birlikte Frankfurt'tan katılmak istediklerini söyledi. Selçuk, yıllardır Almanya'nın Frankfurt kentinde yaşayan, edebiyatla ilgilenen, asıl mesleği Ziraat Mühendisi olduğu halde; şartlar gereği ''Taksi sürücülüğü'' yapan can bir arkadaş... Şimdi hepimize uygun bir buluşma tarihi belirlememiz gerekiyordu. Günler günleri kovaladı ve Bana, Anjel Teyze'ye, Hüseyin'e, Selçuk ve eşi Senar'a en uygun tarih olarak 16 Ağustos 2014 Cumartesi günü belirlendi. Bu ziyarete eşim Zuhal ve Alâettin- Tülay Bahçekapılı çifti de çok istedikleri halde, yoğun işleri dolayısıyla katılamadılar. 14 Ağustos 2014'te saat 14.00 sularında Frankfurt'a indim. Selçuk ve Senar havalimanı çıkış kapısında beni karşıladılar. Kucaklaştık. Sanki uzun yıllardır tanışıyor gibiydik... Selçuk'un dükkanı sayılan, çok güzel Mercedes taksisine bindik. Israrla, otelde değil, evlerinde konukları olmamı istediler. Ve bana güzel bir oda vererek, evimden daha rahat ettirdiler... İlk ve ertesi gün hep beraber Frankfurt'u, Main ve Ren nehri kıyılarındaki asmalarla bezeli, şarap üreten köyleri, tarihi şatoları gezdik... Cumartesi günü sabah 08.30'da, Frankfurt'a 400 km. uzaklıktaki Leipzig'e doğru yola çıktık. Trafik yoğunluğu ve molalar nedeniyle öğle 13.30 gibi Leipzig'e vardık. Geldiğimden beri her gün yağmur yağıyordu. Yol boyunca, yağmur altında, “Üç Deniz” topluluğunun “Yağmurlar Dinmeden Gel” CD'sini dinleyerek duygulandık, Ferda'yı ve müzik grubunu andık... Leipzig'te, Anjel Teyzenin oturduğu adresi elimizle koymuş gibi bulduk. Heyecanla zili çaldık ve ''Kaçıncı kat?'' diye sorduk. Asansör 5. katta durdu. Asansörden çıktığımızda, birbirinden tatlı Hüseyin ve Aslıhan Akdağ çifti ile yanlarında (iskelet sistemi izin vermese de) dimdik, pırıl pırıl gözleriyle bize '' Hoş geldiniz yavrularım!'' diyen ANJEL AÇIKGÖZ Teyzemizi karşımızda bulduk!.. Hemen kucaklaştık. Ziyaret amacımız malum: Nâzım'la olan tanışıklığı, arkadaşlığı ve güzel anıları... Anjel teyze ve kocası Dr. Hayk Açıkgöz evlendikten kısa bir süre sonra, politik nedenlerden dolayı 1950'lerde zorunlu olarak yurt dışına çıkmışlar. Çileli yolculuklardan ve pek çok ülke dolaştıktan sonra Varşova'ya, ardından da Leipzig'e yerleşmişler. (Sıradışı yaşam öykülerini ve politik duruşundan dolayı tutuklanışını, işkence dolu hapislik günlerini, Dr. Hayk Açıkgöz, ''Bir Ermeni Komünistin Anıları''nda bütün ayrıntılarıyla anlatır.) Anjel Teyzeden izin alarak, iki küçük ses alma aygıtını ve kameramı ayarlayıp sohbetimize başladık. - Nâzım'la ilk nerede, nasıl tanıştınız? - “ Biz Leipzig'ten önce Varşova'da oturuyorduk. 1955'te Budapeşte'de yaşayan arkadaşlarımızı ziyarete gittik. Tren Budapeşte garına girdi. Biz arkadaşlarımıza bakınırken ne görelim; elinde bir buket çiçekle koca Nâzım karşımızda duruyor! Bana çiçeği verdi ve elimi öptü. Ben iyice şaşırmıştım. Şaşkınlığımı hissetmiş olmalı ki: “Alış alış kızım, artık Avrupa'dasın, bundan böyle elin hep öpülecek” dedi. İlk karşılaşmamız böyle oldu. Meğer, tesadüfen Budapeşte'de ortak arkadaşlarımızla beraber olan Nâzım, sürpriz yapıp bizi karşılamaya gelmiş. O andan itibaren abi-kardeş gibi olduk. Nâzım ağabey, rahatsızlığı nedeniyle uçağa çok zorunlu olmadıkça binmez, seyahatlerini genellikle trenle yapardı. O zamanlar uzun tren yolculuklarında Varşova garı kavşak noktasıydı. Bir yere giderken ve dönerken mutlaka (Varşova'ya) bize uğrar, birkaç gün kalır, dinlenir ve yoluna öyle devam ederdi... Bazen kaldığı otelden bize de yer ayırtırdı. Buluşur, birlikte zaman geçirirdik. Nazım ağabeyin çok sevdiği ve sık kullandığı iki kelime “Gülüm” ve “Canım” dı. Budapeşte'deki dostum Gün Benderli; bunlardan çok etkilenmiş olacak ki, oğluna“Can”, kızına “Gül” isimlerini koydu...” - Anjel Teyze, siz Nâzım'ı hiç ziyaret edebildiniz mi? - “Biz pek seyahat yapamazdık. Bir keresinde Moskova'daki bir toplantıya davetliydik. Eşim Hayk ile beraber gittik. Nâzım ağabeye telefon açarak görüşmek istediğimizi söyledik. 'Hemen gelin çocuklar, size bir ziyafetim var.' dedi. Öğle vaktiydi, atladık gittik. Karnımız da aç. Eve vardığımızda, asansör bozuktu; dairesine yürüyerek çıktık. Ağbi bizi kapıda karşıladı ve salona buyur etti. Biz oturur oturmaz, hemen perdeleri kapatmaya başladı. Biraz şaşırmıştık. Köşedeki aplikleri yaktı, loş bir hava oluşturdu. Gitti gramofona plak koydu ve koltuğuna yaslandı. Birazdan davudi sesli birisi salonu inletmeye başladı. Meğer Ruhi Su hapisten çıktıktan sonra doldurduğu plaklarını; bir yolunu bularak Nazım ağabeye ulaştırmış. Bizim için de müthiş bir müzik ziyafeti oldu hakikaten...'' Bu masalsı anlatımı pür dikkat dinlerken, sevgili Aslıhan ve Hüseyin çay- kahve getirdiler. Ama biz ne çay, ne kahve içmek istiyoruz, ne susuzluk ne de açlık hissediyoruz. Sürekli dinlemek arzusundayız. Dinlerken arada Anjel Teyzemize, ''Sizi yormuyoruz değil mi?'' diye soruyoruz... Her seferinde, hiç yorulmadığını ve zevkle anlattığını, bundan da büyük mutluluk duyduğunu söylüyor... Leipzig'teki konuksever dostlarımızın yoğun ısrarlarıyla öğle yemeğine çıktık. Anjel Teyzemizin evine yakın, eski gardan çevrilmiş tarihi bir lokantaya götürüldük. Sohbetimiz, Leipzig'e has bira ve şarap eşliğinde sürdü. Yemekte laf yine Nâzım'a geldi. Anjel Teyzemiz o an anımsadıklarını gülümseyerek bize de aktardı: - ''Nazım ağabey oldukça iştahlıydı. Yemek yerken de biraz dikkatsiz davranırdı. Bazen üzerine yemek sıçrardı. Ama her yere koca bir bavul eşyayla gittiğinden, en ufak bir lekede, hemen gider üzerini değiştirirdi. Her zaman tertemiz, tiril-tiril giyinirdi...'' Sabahki yağmur yerini güneşe bırakmıştı. Yemek sonrası restoranın bahçesinde, kapısında da güneşe karşı durup hatıra fotoğraflarımızı çektirdik. Şakalar yaptık. Eve geri döndüğümüzde yıllardır tanışan dostlar gibiydik... Yine ses alma aygıtlarını ve kamerayı açıp sohbete başladık. Yakınlaşmamıza güvenerek, Anjel Teyzemizin oturma odasını fotoğraflamaya başladım. Anjel Teyze, hem girişte hem de oturma odasında asılı özgün tabloları özellikle çekmemi, bunların ressam dostları Jak İhmalyan'dan hatıra kaldığını belirtti ve ekledi: - Jak, çok iyi bir ressamdı; Moskova'da yaşıyordu. Erken yaşta, eline batan bir çivi nedeniyle rahatsızlanıp öldü. (Jak'ın yaşam hikayesini de anlattı; onu da belki başka sefere aktarırım). Nâzım, Leipzig'e gelince hep Astoria Otel'de kalırmış. Şairimiz bazı şiirlerini burada yazmış. İçinden Leipzig ve Astoria Otel geçen birkaç şiiri Selçuk seslice okudu: “1960 güzünde Laypzig'de Astorya Oteli'nde
*** “Laypzig'de bir yağmur yağıyor incecikten, bir de geçmiş zamanlar, Anjel Teyzemizden dinlediklerimiz ve şiirler hepimizi 50 yıl önceki günlere götürdü... Sanki Nâzım da yanımızda oturuyordu... Anjel Teyzeye doyasıya sıkı sıkı sarıldım. Dedim ki: ''Siz Nâzım'a sarılmışsınız, ben de sizde onu görüyor ve ikinize birden sarılıyorum...' Bu arada Anjel Teyzemizin doğum gününü de öğrendik: 1 Mayıs 1923. Veda anı geldiğinde: Doğum gününde tekrar gelmeyi, onu yeniden kucaklamayı çok istediğimizi belirttik. Bizleri evlat edindi ve '' Kapım, yüreğim sizlere hep açıktır, yine gelin!'' diye ekledi. Yurt dışına çıktıktan 50 yıl kadar sonra 3-4 kez İstanbul'una gelmiş. Hala yüreği memleket hasretiyle sızlıyor! Ama, sağlık nedeniyle uçağa binemediğinden 5 yıldır gelememiş... Çocukluk ve ilkgençlik anılarını saklayan sevgili İstanbul'una ve Mayda Saris'e çok çok selam götürmemi söyledi... Bir ara, ''Zaten bu dünyada artık kimim kaldı ki?'' diye söylendi. ''Bizler varız ya; oğullarınız, kızlarınız...'' diyerek, kucaklaştık... Vedalaştık.. Hüseyin ve Aslıhan binanın kapısından, Anjel Teyzemiz de pencereden uzun uzun sevgiyle el ettiler ardımızdan... Akşam çökerken Leipzig tren garının yanında bütün görkemiyle duran (şu an kullanılmayan) Astoria Otel'in önüne geldik. Ben, kaldığı oteli ve tramvayların durup kalktığı o ünlü durağı, sanki Koca Nazım'la karşılaşmışım gibi heyecanla fotoğraflarken, Selçuk'un dilinde yine onun bir şiiri vardı: ''Bir Üsküdar balkonunda gruba karşı demlenir gibi 22 Haziran 1958/ Leipzig
Dr. Sadreddin Apaydın (Ataşehir Kültür - Eylül 2014)
dördümüz aynı yatakta yattık
dördümüz holde dolaştık yan yana
dördümüz yemek yedik aynı tabaktan
dördümüz diz dize dinledik aynı radyoyu
dördümüz sen alabildiğine uzaktın
dördümüz ben alabildiğine tutkundum dünyayla sana
dördümüz eldivenlerini çıkartmıştı ölüm
dördümüz 1960 güzünde Laypzig'de Astorya Oteli'nde.”
23 Eylül 1960
yağıyoruz vitrinler, ağaçlar, insanlar,
bir de otomobillerin hızı,
bir de saman sarısı,
bir de ben
yağıyoruz yağan yağmurla beraber incecikten.”
18 Eylül 1960/Leipzig
Anlattıklarını gözyaşlarımı sile sile dinlemeye devam ettim. Hepsini özenle kaydettim...
bu akşamüstü,Laypzig'te, tıramvay durağında
tadını çıkara çıkara, yudum yudum
kederleniyorum.''
YORUMLAR